Haberler
Mobilya Tasarımında En Yeni Fikirler Ödüllendirildi Türk Mobilya Sektörü ‘İMOB 2012’ Ve Dünyada İlk Kez Gerçekleştirilecek ‘Dünya Mobilya Zirvesi’ İle 2012’de de Büyüyecek ORTA DOĞU VE AVRUPANIN EN BÜYÜK MOBİLYA KENTİ: MASKO VDMA’dan iyimser açıklama : “Almanya'da makine ihracatı eski günlere döndü” Türkiye Masif Panel Sektörünün Yapısal Durumu Çin Ekonomisi ABD'yi Geçiyor 2011 yılı üretim, ithalat ve ihracat verileri ışığında AVRUPA OFİS MOBİLYALARI PAZARI Mobilya Sektörü 2011 Hedeflerini Tutturdu AB Kereste Yönetmeliği Avrupa Döşemelik Mobilya Pazarının Hacmi, Yapısı ve İzlediği Trendler Avrupa Mutfak Mobilyası Pazarındaki Son Gelişmeler Rusya Ahşap Panel Endüstrisi ve Dünya Pazarları MODOKO Başkanı Ethem Özçelik: “Dünyanın mobilya başkenti Türkiye olabilir” Türkiye İnovasyon Kongresi İstanbul’da Yapıldı MASKO Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Karcı: “2012’de Mobilya Sektörü Afrika Pazarına Yönelecek Türk Mobilya Sektörünün Sorunları ve Çözüm Önerileri Ağaç Mamülleri Orman Ürünleri Sektör Sorunları ve Çözüm Önerileri Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün:“KOBİ’ler için 12 milyar liralık kredi hacmi oluşturuldu” İstanbul Sanayi Odası: “Ekonomik Göstergelerinin Çoğu Olumlu, Yeter ki Yüksek Büyüme -Yüksek Cari Açık Döngüsünü Kıralım” TİM Başkanı Mehmet Büyükekşi: “İhracat hız kesmiyor”.. Türk mobilyacıları Rusya ve çevre ülkeleri hedefliyor İstanbul İl Genel Meclisi Başkanı Hasan Hüsamettin Koçak: “AB’ye girmeye kararlıyız” Mobilya Sanayicisi Güney Afrika’yı keşfetti Türk Mobilya Tasarımları Dünya ile Yarışıyor Mobilya Sektöründe Eleman Açığı: MOSDER’e göre 30 bin yeni elemana gerek var Mobilya Sektörü İhracat Atağını Sürdürüyor Geleneği, ahşabın estetiği ile birleştiren sanat eseri bir mimari örneği: Haberdashers’ Hall, Londra Çağımızın Endüstriyel Devrimi: Nanoteknoloji ! Türkiye Büyümede Dünya İkincisi 2011 AVRUPA SERTAĞAÇ PAZAR RAPORU : Amerikan Sertağaç Kerestesi Satışları Avrupa’da İvme Kazanıyor. Mobilya Sektörü 2011 Hedeflerini Tutturdu Türk Mobilyacıları, Nijerya’da 150 Konteyner hracat Bağlantısı Gerçekleştirdi Tasarım ve Ergonomi Harikası Makam Koltuğu: LEO 88A 2012 Yılının Ofisleri; Kaliteli Makam Masaları ve Doğal Ahşap Büro Mobilyaları ile Renklenecek Yeni Nesil Modern Ofislerin Olmazsa Olmazı, TV Üniteleri ve Duvar Panoları Yeni Yılınız Kutlu Olsun Mobilya Sektöründe Tasarımın Yeri, Diğer Sektörlere Göre Çok Daha Önemlidir Kalite ve Güvenle Özdeşleşen Marka: Detay Ofis Aranan Koltuk Bulundu ! Ofis ve Büro Çalışma Alanlarında, Sesi Yükselen Modern Tasarımlar Mikroişlemci Kontrollü ofis Koltuğu 21 Yüzyılın ofis Koltukları Tasarımları İyi Bir Ofis Koltuğu İçin Kriterler Koltuğun Önemi Günümüzün ve Geleceğin Koltukları Alternatif Ofis okulu Panel Sistemin Faydaları Büro Donatım Mühendisliği Masa Maşında Oturanlar Ayarlanabilir Mobilyalardan Hoşlanıyor Modern Yönetim Biliminin doğunla birlikte Modern Verimlilik Masasının yaratılması Çalışma Koltuğu ve Toplantı Koltuğunda Şeffaf Zerafet Keyfin Estetik ve Ergonomi ile Buluşması Ofislerde Yeni Trend: Çalışan Dostu Tasarımlar İlk Ofis Mobilyaları tasarımları yapılırken şifoniyer dolap karışımı Enerjisini Müşteri Memnuniyetinden Alan Bir Marka: Detay Ofis ve Büro Mobilyaları Ofis Mobilyaları ve Büro Mobilyalarında En Yeniler Modern Ofis Kültürünün Simgesi Modern Verimlilik Masası Bilgisayar Koltuklarının Çalışma Performansındaki Önem ve Etkileri Orkide Masa ve Ruhlmann Masa Wright ve Alışılmadık Tasarımı Larkin İdare Binası Bugünkü Ofislerin Doğuşu Kombine çalışma ünitesi Ofislerde kullanılmak üzereTaşınabilir Yazı Kutuları |
Şu an burdasınız :
Ana Sayfa >
>
|
|
Mobilya Tasarımında En Yeni Fikirler Ödüllendirildi |
 Türkiye Mobilya Sanayicileri Derneği (MOSDER) tarafından düzenlenen 7. Ulusal Ev Mobilyaları Tasarım Yarışması’nda ödüller sahiplerini buldu. Üniversitelerin Endüstri Ürünleri Tasarımı ve İç Mimarlık Bölümü öğrencilerinin yanı sıra profesyonellerin başvurduğu yarışmanın ödül töreni, 13 Aralık’da Yapı-Endüstri Merkezi’nde (YEM) gerçekleştirildi.
Türkiye’de ilk kez üniversite öğrencilerinin mobilya tasarımlarının sanayiciler tarafından üretime alındığı yarışma, binlerce TL’lik para ödülünün yanı sıra, tasarım haklarının tescili, uluslararası fuarlara katılım ve sektör öncüsü markalarda kariyer olanakları sunuyor.
Ödül töreninde bir konuşma yapan MOSDER Başkanı Ramazan Davulcuoğlu, mobilya sektöründe tasarım yatırımlarının artış gösterdiğini aktararak, markalaşma oluşumunun tasarımdan ayrı düşünülemeyeceğini vurguladı. Mobilya sektöründe markalaşmanın öne çıktığını belirten Davulcuoğlu, “Farklı fikirlere sahip yetenekli gençlerin sanayicilerimizle elele vererek oluşturduğu güzel tablo, bizler için büyük önem taşıyor. Bu yıl Türkiye’de ilk kez, öğrencilerimizin dizayn ettiği ve dereceye giren mobilyaları hayata geçiriyoruz. Yedi yıldır Ulusal Ev Mobilyaları Tasarım Yarışması’nı gerçekleştirmekten de mutluluk duyuyoruz.” dedi.
Yarışmada birincilik ödülü kazanan tasarımlar ve üretime alan markalar ise şu şekilde sıralanıyor:
-Oturma – Dinlenme / NDesign
Akdeniz’in eşsiz doğasını anımsatan keçiboynuzu stiliyle oluşturulmuş; oturma, uzanma ve uyuma temasını bir arada sunan tasarımıyla
Dilek Kepenek, Marmara Üniversitesi
-Depolama – Koruma – Düzenleme / Alfemo
Depolama ünitesi olarak kullanım kolaylığı sunarken oturma elemanı olarak da kullanılabilen işlevsel tasarımıyla
Eray Erdemli, Cansu Baklacı, Ayşe Merve Güner, Bilkent Üniversitesi
-Tamamlayıcı Mobilya Servis Ünitesi / NDesign
Kullanıcının istediği türde kitapları bir arada bulmasını sağlayan modüler tasarımıyla
Memduha Mehtap Elligıram, Anadolu Üniversitesi
-Genç Mobilya / Serhat
Yatakların arasına gizlenebilecek modüler masaya sahip, odadaki hacim kaybına çözüm getiren tasarımıyla
Başak Elbüken, Caner Yaşa, Sinana Yıldız, Mimar Sinan Üniversitesi
-Engelliler/Özürlüler için Ev Mobilyası
Tek bir yatağın bünyesinde dolabı da barındırdığı, engelli kullanıcının yatak ve çevresi ile ilişkilerinin yeniden ele alındığı tasarımıyla
Orçum Erdem, Ali Şahinkaya, Merve Komar, Mimar Sinan Üniversitesi
|
|
Türk Mobilya Sektörü ‘İMOB 2012’ Ve Dünyada İlk Kez Gerçekleştirilecek ‘Dünya Mobilya Zirvesi’ İle 2012’de de Büyüyecek |
 Türkiye Mobilya Sanayicileri Derneği (MOSDER) işbirliği ile ITE Group Plc. Türkiye Ofisi E Uluslararası Fuarcılık (EUF) tarafından düzenlenen İstanbul Mobilya Fuarı (İMOB 2012), 31 Ocak – 04 Şubat 2012 tarihlerinde İstanbul Fuar Merkezi / CNR Expo’da gerçekleştirilecek. MOSDER tarafından gerçekleştirilen basın toplantısında, mobilya sektörü farklı noktalarıyla incelenerek, hedefler ve gelecek beklentileri ele alındı.
MOSDER Başkanı Ramazan Davulcuoğlu toplantıda iç pazarda dolar bazında yüzde 10 büyüme beklentisinde olduklarını belirterek, 2012 yılında ihracatta yüzde 20’lik artış yaşanacağını öngördü. Dünyada ilk kez Avrupa ve Asya mobilya konfederasyon başkanlarının 30 Ocak 2012’de MOSDER öncülüğünde düzenlenecek Dünya Mobilya Zirvesi’nde biraraya geleceğini aktaran Davulcuoğlu, zirvenin farklı bölgeler arasında köprü oluşturacağını belirtti.
Davulcuoğlu, dünyanın en büyük üç mobilya fuarından biri konumundaki İMOB 2012’nin sekiz salona sığmayarak dokuz salonda gerçekleştirileceğini aktardı. Her yıl fuar sırasında hem yurtiçinde hem de yurtdışında mobilya sektörünün iş bağlantılarını geliştirdiğini sözlerine ekleyen Davulcuoğlu, İMOB 2012 ile 1.4 milyar dolarlık iş bağlantısı kurulacağı öngörüsünü paylaştı.
İMOB 2012 ile sektörün iş hacmini genişleteceğini aktaran Davulcuoğlu, “Mobilya sektörünün 2012 yılında pazar büyüklüğünü yüzde 10 artıracağını öngörüyoruz. Öte yandan yurtdışında gerçekleştirdiğimiz hamlelerin ardından, ihracatta da yüzde 20 büyüme hedefliyoruz. 2011 yılında ihracatımız yüzde 20 artarak, 1 milyar 700 milyon dolara ulaştı. Önümüzdeki beş yıl içerisinde dünya mobilya ihracatı sıralamasında ilk 10 ülke arasına gireceğimizi öngörüyoruz. Dünya mobilya sektörü yüzde 4 büyürken, Türkiye yüzde 20 büyüme ile küresel arenada öne çıkıyor. Tasarım ve Ar-Ge yatırımlarımızı hızla sürdürüyor, global ölçekte farklı organizasyonlarda ürünlerimizin farkını ortaya koyacak çalışmalar gerçekleştiriyoruz. İMOB 2012, ürünlerimizin bilinirliğinin artırılması noktasında stratejik önem taşıyan bir organizasyondur. Dünyanın en büyük mobilya fuarları arasında yer alan İMOB 2012, mobilya sektörünün vizyonunun belirlenmesinde çok önemli bir paya sahiptir.” dedi.
Dünyanın en büyük mobilya zirvesi ilk kez Türkiye’de
Dünyanın farklı noktalarındaki 20 ülkeden gelecek mobilya sektör konfederasyon başkanlarının buluşacağı Dünya Mobilya Zirvesi’ne de değinen Davulcuoğlu, zirvenin ihracat açısından tetikleyici rol oynayacağını belirtti. İç pazar büyüklüğü 9 milyar dolara ulaşan mobilya sektörünün tanıtımına katkı sunacak zirve, dünyada ilk kez Avrupa ve Asya mobilya konfederasyonlarının bir araya getirecek.
İhracat artacak, yeni iş imkanları doğacak
Davulcuoğlu, İMOB 2012’nin 300’ü aşkın katılımcının satış yaptığı ve 1000’den fazla markanın ürünlerini sergileyeceği, 10 bini aşkın bayi olmak üzere, 100 bini aşkın ziyaretçiyi buluşturacağını vurguladı. Yaklaşık 96 ülkeden gelecek yabancı ziyaretçinin buluşacağı bir merkez konumunda yer aldığını aktaran Davulcuoğlu, mobilya ihracatının 2012 yılında yüzde 20 artış göstermesini beklediklerini, büyüyen iş hacmine paralel olarak 20 bin kişiye istihdam sunulacağını belirtti.
Davulcuoğlu, Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Almanya, Belçika, Brezilya, Hollanda, Mısır, Filipinler, Endonezya, Hindistan, Japonya, Kenya gibi dünyanın farklı noktalarındaki ülkelerden ziyaretçi beklendiğini de vurguladı.
İMOB 2012 ile istihdam hızlanacak
Dünyanın dört bir yanından ve Türkiye’nin farklı noktalarından gelecek profesyonellerin buluşma noktası olacak İMOB 2012, mobilya sektörünün iş hacmini geliştirecek. Fuar sırasında kurulacak bağlantıların yaratacağı 1.4 milyar dolarlık iş hacmi sonucunda, 20 bin kişilik yeni istihdam sağlanacağı öngörülüyor.
Mobilyacının tasarım yarışı!
İMOB 2012 Tasarım Yarışması ile katılımcı firmaların tasarımları da ödüllendirilecek. Fuara katılan markaların birbirinden ilginç tasarımlarının yarışacağı İMOB 2012 Tasarım Yarışması, yenilikçi ve trend yaratan mobilya tasarımları göz önüne serilmesini sağlayacak.
|
|
ORTA DOĞU VE AVRUPANIN EN BÜYÜK MOBİLYA KENTİ: MASKO |
 MASKO Mobilya Kenti, 1984 Yılında İkitelli Organize Sanayi Bölgesinde Kurulmuş Türkiye’nin en büyük mobilya –dekorasyon sanayi ve ticaret merkezidir. Mobilya tasarım ve üretiminde tecrübeli 13 ortak tarafından kurulan ve kısaca MASKO İstanbul Mobilya ve Ahşap Eşya İmalatçıları Küçük Sanayi Sitesi Yapı Koparatifi’nin bugün 620 ortağı bulunmaktadır. MASKO, 390 bin metrekare arazi üzerindeki 440 bin metrekare iş yeri 43 bin metrekare sosyal tesisleri ile toplam 483 bin metrekare kapalı alanı ile Ortadoğu ve Avrupa’nın en büyük mobilya kenti olma özelliğine sahiptir. MASKO Mobilya Kenti’nde 778 işyeri, 556 firma faaliyet göstermektedir. İstanbul’un en merkezi noktalarından birinde konumlanan MASKO Atatürk Olimpiyat Parkı yolu, TEM Otoyolu E-6 Otoyolu Gişelerinin hemen yanındadır ve İstanbul Atatürk Hava Limanı’na yalnızca 10 dakika mesafededir. MASKO, sadece mobilya ve dekorasyona odaklı yapılanması nedeniyle ‘‘ Dünyanın En Büyük Mobilya Kenti ’’ olarak kabul edilmektedir. Ortak firmaların sunduğu oturma, yemek, bebek ve genç odası, mutfak, ofis, bahçe, modüler mobilya, kumaş, perde, sandalye, proje ve tasarım, aksesuar gibi zengin ürün ve dekorasyon hizmeti seçenekleriyle , ev ve işyeri olmak üzere her türlü yaşam alanının tüm ihtiyaçlarını tek seferde eksiksiz bir şekilde karşılayabilme kapasitesine sahiptir. Üretici Firmalar arasından DETAY OFİS MASKO Mobilya Kenti’nde Öne çıkan firmalar arasında olmaya devam ediyor.
|
|
VDMA’dan iyimser açıklama : “Almanya'da makine ihracatı eski günlere döndü” |
 MAKİNA İHRACATI 70 MİLYAR EURO DÜZEYİ İLE 2008 YILI REKORUNU YAKALIYOR
Alman Makine ve Tesis İnşaatı Birliği (VDMA) tarafından Frankfurt kentinde yapılan açıklamada, bu yılın ilk yarısında 68,9 milyar avroluk makine ihraç edildiği, bunun da geçen yılın ilk yarısına göre yüzde 18,2 oranında bir artış olduğu belirtildi.
Böylece, Almanya'nın en önde gelen sanayi sektörü olan makine ihracatında, 2009 yılında yaşanan ekonomik krizden sonra sektörün eski gücüne kavuştuğu ifade edilen açıklamada, makine ihracatında 2008 yılının ilk yarısında 72,9 milyar avroyla rekor düzeyde gelir elde edilmiş olduğu, 2009 yılının aynı döneminde ise ihracatın 56 milyar avroya kadar düşmüş olduğu hatırlatıldı.
ALMANYA'DAN EN ÇOK MAKİNA SATIN ALAN ÜLKE, DÜNYANIN ÜRETİM MERKEZİ OLAN ÇİN
Makine ihracatındaki artışın büyük ölçüde Çin Halk Cumhuriyeti'nden kaynaklandığı belirtilen açıklamada, böylece bu ülkeye yönelik ihracatın ilk sıraya yerleştiği, Çin'i ABD ve Fransa'nın izlediği kaydedildi. Bilindiği gibi Almanya'nın en büyük 5 endüstrisi arasında bulunan makina sanayi imatçılarını biraraya getiren VDMA yaklaşık çoğunluğu orta büylüklükte olan 3.000 firmanın temsilcisi konumundadır. Yaklaşık 920.000 çalışanı, 173 Milyar ? tutarında yıllık üretimi ve yaklaşık % 72 ihracat oranıyla. Avrupa yatırım malları endüstrisinin % 40'ı aşan payını temsil etmektedir. 20.000'den daha fazla ürün çeşidinin yüksek teknik seviyesi dünya çapında yenileme sektörü olarak ses getirmektedir.
VDMA AĞAÇİŞLEME MAKİNELERİ SEKSİYONU, ENDÜSTRİNİN %85'İNİ TEMSİL EDİYOR
VDMA bünyesindeki Ağaç İşleme Makineleri Uzmanlık Birliği de, Alman ahşap işleme makine, tesis ve takım üreticilerinin % 85'ini temsil eden ulusal bir endüstri birliği olup 100 yılı aşkın bir geçmişe sahiptir.
|
|
Türkiye Masif Panel Sektörünün Yapısal Durumu |
 Türkiye'deki masif panel sektörünün yapısal durumunun belirlenmeye çalışıldığı bu makalede, ağaç işleri endüstrisinde hızla gelişen bir sektör olan masif panel hakkında genel bilgiler verilerek, masif panel sektörünün gelişimi ile Türkiye'deki üretim kapasitesi, maliyet unsurları, kullanıcıların seçim tercihlerindeki etkili olan faktörler ve karşılaşılan sorunlar açıklanmaktadır.
Türkiye masif panel sektörü toplam 40.000 m?/yıl' lık üretim kapasitesine sahiptir. Sektörün Marmara Bölgesinde yoğunlaştığı (%43.3) ve üretimdeki maliyet unsurları içinde en önemli payın hammaddenin oluşturduğunun (%43) belirlendiği bu çalışmada, masif panel tüketicilerinin %67 oranında İğne Yapraklı ağaç türlerini, %33 oranın da Yapraklı Ağaç türlerinin tercih ettikleri belirlenmiştir. Masif panel kullanıcılarının karşılaştığı başlıca sorunların ise, fiyat yüksekliği(%42), uygulanabilirlikteki sorunlar (%41) ve kalite sorunları(%17) şeklinde olduğu ortaya çıkmıştır.
Dünyadaki teknolojik ve ekonomik gelişmeye paralel olarak artan ürün çeşitliliği ve yüksek talebi karşılamak için ahşap levha endüstrisine yönelim önemli oranda artmıştır. Yonga levha, mdf, melamin kaplı yonga levha, kontrplak ve OSB gibi ürünlerin üretimlerinin 1990' lı yıllardan itibaren yoğun bir artış içinde olduğu görülmektedir. Bu tür ürünlerin tercih edilme sebebi, piyasanın yüksek miktardaki ihtiyacı, seri üretime uygunluğu ve homojen yapılarının yanı sıra kolaylıkla karşılanabilir olmalarıdır. Ayrıca, masif ağaç malzemede karşılaşılan rutubet farklılıkları ve içerdiği kusurlara göre değişen fiziksel, mekanik ve teknolojik özellikler gibi sorunlarla karşılaşılmaması da ahşap levha ürünlerinin tercih edilme nedenlerini oluşturmaktadır. Diğer yandan, özellikle 1990'dan başlayarak 2000'li yılların başlarından itibaren, gelişen teknolojiyle birlikte masif ağaç malzemede, levha endüstrisindeki gibi daha stabil ve mobilya ve ağaç işlerinde eskiye göre çok daha hızlı ve pratik bir şekilde kullanılır hale gelmiştir.
Bu makale, İ.Ü.Fen Bilimleri Enstitüsünde 10/06/2010 tarihinde kabul edilen "Türkiye'de Masif Panel Sektörünün Yapısal Durumu ve Ağaç İşleri Endüstrisindeki Kullanım Olanakları" isimli yüksek lisans tezinin sonuçlarından yararlanılarak hazırlanmıştır.
Bu gelişmeler, masif ahşaptaki hem üretim hızı, hem de elde edilen ürünün uygulamadaki zorluklarından dolayı, levha endüstrisine ağırlık veren üreticileri masif panel üretimine yönlendirmiştir. Dünyadaki yükselen yaşam standardının yanı sıra, artan tüketici bilinci ve ekolojik yaklaşımlar da masif panelin mobilya ve ağaç işleri endüstrisindeki kullanım alanlarının hızla artmasında önemli bir etken olmuştur. Bu nedenle, masif panel dünyada ve ülkemizde önemli miktarda yüksek üretim kapasitelerine kavuşarak istihdam sağlayan bir sektör konumuna da gelmiştir.
|
|
Çin Ekonomisi ABD'yi Geçiyor |
Uluslararası Para Fonu IMF'nin her yıl düzenli olarak açıkladığı satınalma gücü paritesine (SGP) göre- önümüzdeki 5 yıl dünya ekonomisindeki dengeleri değiştirecek önemli gelişmelere gebe. Dünya ekonomik liderliği unvanını 1890'da İngiltere'den alan ABD, 5 yıl içinde yerini Çin'e kaptıracak, Hindistan ise 3. Büyük ekonomi konumuna gelecek. Türkiye’nin ise 16. Sıraya ilerlemesi bekleniyor.
ABD SON 10 YILDA HIZLI BİR DÜŞÜŞ İÇERİSİNE GİRDİ
Uluslararası Para Fonunun (IMF) farklı para birimlerinin satınalma gücünü eşitleyerek uluslararası karşılaştırmaya imkan sağlayan satınalma gücü paritesine (SGP) göre Gayri Safi Yuriçi Hasıla (SGP-GSYH) verilerini esas alarak yaptığı projeksiyon, gelişmekte olan ekonomilerin yükselişine dikkati çekiyor. Veriler, dünya ekonomisinde değişen dengelerin, 2016 yılında kendini somut bir şekilde ortaya koyacağı doğrultusunda.
Açıklanan verilere göre, SGP-GSYH bazında, dünyada ekonomik liderlik unvanını 1890'da İngiltere'den alan ABD, 5 yıl içinde yerini Çin'e kaptıracak. 1980'de dünya hasılasının dörtte 1'ini elinde bulunduran ABD'nin payı 2000'den bu yana düşüş gösteriyor. 2000 yılında ABD'nin dünya hasılasında sahip olduğu pay yüzde 23,6 düzeyindeydi. Daha sonra sırasıyla bu oran 2001'de yüzde 23,3, 2002'de yüzde 23, 2004'te yüzde 22,5'e geriledi ve bu seyirle 2010'da yüzde 19,7 oldu. IMF, ABD'nin payının bu yıl yüzde 19,4 olmasını, 2016'da da yüzde 17,7'ye kadar düşmesini öngörüyor.
Çin'in dünya hasılasından elde ettiği pay ise 1980'de yüzde 2,2 düzeyindeydi. 1990'da oran yüzde 3,9, 1995'te yüzde 5,7, 2000'de yüzde 7,1, 2005'te yüzde 9,5 oldu. Hızla büyüme gösteren Çin'in payı 2010'da yüzde 13,6'ya ulaştı. Projeksiyonda, ülkenin payının yaklaşık 1'er puan artışlarla 2016'da yüzde 18'i bulması ve ABD'nin önüne geçmesi öngörülüyor. 2016'da Çin'in SGP'ye göre GSYH'si 18 trilyon 975 milyar dolar, ABD'nin ise 18 trilyon 807 milyon dolar olacak.
HİNDİSTAN, 3. BÜYÜK EKONOMİ OLACAK
Dönüm noktası sayılabilecek bu yılda, listenin üçüncü sırasında Hindistan bulunacak. 2010'de 4. büyük ekonomi olan Hindistan, 2011 sonunda Japonya'nın yerini alacak. Yazılım ve hizmet sektöründeki gelişimi ile öne çıkan Hindistan'ın, 2016'da 7,1 trilyon dolar SGP'ye göre GSYH'ye sahip olacak.
İTALYA, İLK KEZ 10 BÜYÜK EKONOMİNİN DIŞINDA KALIYOR
Listenin 4. sırasında Japonya, 5. sırasında Almanya, 6. sırasında da Rusya yerlerini sabitleyecek.
Brezilya, İngiltere'yi geçerek, 7. sıraya yerleşecek. İngiltere 8., Fransa 9. olacak. Meksika, 2016'da İtalya'nın önünde, 10. sırayı alacak. Çok uzun yıllardır ilk 10 büyük ekonomi içinde yer alan İtalya, bu unvanını Meksika'ya kaptırmış olacak.
TÜRKİYE, 2016'DA DA 16. SIRADA OLACAK
Türkiye, 2010 yılında sahip olduğu 960,5 milyar dolar SGP'ye göre GSYH ile 16. sırada bulunuyor. IMF projeksiyonuna göre Türkiye'nin sıralamadaki yeri 2016'ya kadar değişmeyecek.
Ancak bu süreçte ilk 30 listesinde, Endonezya'nın İspanya'yı, Tayvan'ın Avustralya'yı, Tayland'ın da Hollanda'yı geride bırakması dikkati çekiyor. 2009 yılında dünyanın 34. büyük ekonomisi olan Yunanistan'ın 2016'da 43, Avusturya'nın 36. sıradan 41. sıraya, İsviçre'nin 37. sıradan 42. sıraya, Belçika'nın 30. sıradan 32. sıraya, Venezüela'nın 31. sıradan 39. sıraya düşeceği görülüyor.
|
|
2011 yılı üretim, ithalat ve ihracat verileri ışığında AVRUPA OFİS MOBİLYALARI PAZARI |
 HRACAT VERİLERİ GERİLEYEN BİR TREND İZLEMEKTE
Rakamlarla ifade etlmek gerekirse, sadece 2009 yılında ofis mobilyaları üretimi %29’luk bir düşüş yaşamış ve bu durum ihracata da %30 civarında bir azalma olarak yansımış ve rakamlar 300 milyan Euro’dan 200 milyar Euro’lara gerilemiştir. Birkaç ay içerisinde ve çok hızlı bir biçimde gerçekleşen bu gerilemenin etkileri 2010 yılı boyunca da devam etmiş ve toparlanma ancak 2011 itibariyle yavaş yavaş gerçekleşmeye başlamıştır. Avrupa çapında 130 ofis mobilya imalatçısıyla yapılan anketler ise, firmaların ancak % 45’inin toparlanma sürecine girdiğini, % 55’inin cirolarının ise hala düşüşte olduğunu ortaya çıkartmıştır ki bu da Avrupa ölçeğinde firmaların önemli bir bölümünün hale krizin etkilerinden çıkamadığını göstermektedir. Öte yandan, her ne kadar bu yıl %1 gibi küçük bir orana denk gelen 35 milyon Euroluk bir artış gösteriyor olsa da, uzmanlar uluslararası ofis mobilyası ticaretinin hala zayıf sinyaller vermekte olduğunda birleşiyorlar.
Ülkeler bazında bakıldığında ise, Avrupa’nın ofis mobilyaları pazarındaki iki lideri olan İtalya ve Almanya’nın 2010 yılı ihracat rakamlarında % 4 ve % 1 gibi küçük artışlarına karşın, Fransa, Danimarka, Avusturya, Belçika ve Portekiz gibi ülkelerin tamamen ekside olduğu ve toplam ihracatlarında 60 milyon Euro’yu bulan bir düşüş içerisinde olduğunu belirtmek mümkün.
Buna karşın –yine 2010 yılı baz alındığında- ofis mobilyaları üretim ve ihracatında kimi küçük ülkelerin daha dinamik olduğu gözlenmekte. Örneğin geçtiğimiz yıl ihracatlarında kayda değer artış yaşayan ülkeler arasında Finlandiya, Hollanda ve şaşırtıcı bir biçimde Yunanistan’ın olduğunu söyleyebiliriz.
İTHALAT DA PEK İÇ AÇICI DEĞİL
Öte yandan Avrupa ofis mobilyası ithalat rakamlarına bakıldığında, oldukça net bir daralma ile geçen 2009’un ardından 2010 yılında küçük bir toparlanma gözlenmekte ve ithalattaki bu artış hızları ülkeden ülkeye önemli farklılıklar göstermektedir. Avrupa’”nın en büyük ofis mobilyası ithalatçısı ülkeleri arasında Fransa, Almanya ve İngiltere’yi sayabiliriz ki, her üç ülke de 2010 yılını ithalatta artışla kapatmışlardır. Ancak geçtiğimiz yıl, daha önceki dönemlerin kayda değer ithalatçı ülkeleri arasında olan Hollanda, Belçika ve Avusturya’nın ithal ettiği ofis mobilyaları miktarlarında önemli oranda düşüşler yaşanmış, kıta genelinde ise 2011 yılına bırakılan toparlanma belirtilerinin şu tarihe kadar oldukça yavaş seyretmekte olduğu görülmüştür.
ÜRETİMDE ARTIŞ YAŞAYAN ÜLKELER ARASINDA ALMANYA BAŞI ÇEKİYOR
Avrupa ofis mobilyaları pazarının önde gelen ülkelerinin 2010 yılı üretim verilerine yakından bir göz atıldığında farklı ülkelerde birbirinden farklı hatta çelişen trendler olduğunu görmekteyiz. Ancak en dinamik pazarın Almanya olduğu konusunda herkes hemfikir konumda. Özellikle iç pazardaki dinamizm, Alman ofis mobilya üretimine pozitif bir biçimde yansımış ve kriz sonrasında rakamların tekrar zirve yapmasını sağlamıştır.
2010 yılı içerisinde, Alman ofis mobilyaları üretimi, ihracattaki durağan konuma karşın net bir biçimde artarken, durum komşu İtalya’da hala oldukça trajik bir biçimde seyretmektedir. 2009 yılının keskin düşüşü kadar olmasa da İtalyan ofis mobilyaları sektörü 2010 yılıni da negatif üretim rakamları ile kapatmışlardır.
İngiltere ise, krizin etkilerini 2010 yılında atlatmaya başlamasına, emlak piyasasının açılma trendine girmesine, ticaretin artmasına ve tüm bunların gelecek için iyimser tahminlere yol açmasına karşın, pek çok firma 2010 yılında hala sıkıntının geçmediğini ifade ediyorlar.
Son olarak krizin en şiddetli bir biçimde vurduğu İspanya’ya bir göz atarsak, son 6 ay içerisinde küçük de olsa toparlanmaya gidildiğini ve hem iç hem de dış pazarlardaki ticarette küçük de olsa canlanmanın başladığını ve bu durumun ofis mobilyası sektörüne de olumlu bir biçimde yansımasının beklenildiğini belirtelim.
SEKTÖRÜN YENİDEN YAPILANMASI
Kriz döneminde birçok firmanın üretimini yavaşlatması, tamamen durdurması ya da işyeri kapatmalar ve iflaslar ile üretimden çekilmesi, Avrupalı ofis mobilya üreticilerini çeşitli tedbirler almaya itti. Özellikle büyük ölçekli firmalar şu iki seçenekten birini tercih ettiler : Ya maliyetleri düşürmek amacıyla batıdaki fabrikaları kapatarak üretimi doğuya kaydırmak ya da şirket evlilikleri ve satınalmalar yolu ile güçlerini birleştirmek. 2010 yılı içerisinde, bu konuda pek çok örnek yaşandı Avrupa pazarında. Sektörde kalıp faaliyetlerini sürdürenler ise üretimlerini daha rasyonel bir hale getirmek, tedarik zincirlerini yeniden oluşturmak ve gerek Avrupa gerekse de dünya çapında pazarlama etkinliklerini rekabet avantajlarını artıracak biçimde yeniden düzenlemek amacıyla faaliyetlerini yeniden yapılandırma yoluna gittiler. 2011 yılı sonu rakamları ise, tüm bu gelişmelerin Avrupa ofis mobilya üreticilerinin gelecek dönemlere ilişkin umutlarını ne yönde etkileceğini daha net bir biçimde gösterecektir.
|
|
Mobilya Sektörü 2011 Hedeflerini Tutturdu |
 Yapılan açıklamaya göre, Türk mobilya sektörü, 2011 yılının ilk dokuz ayında 2010'un aynı dönemine oranla yüzde 21'lik artışla ihracatını 1 milyar 199 milyon dolara taşıdı. İhracatta artış kaydeden az sayıda sektörden biri konumundaki mobilya, ihracat yarışında öncü konuma ulaşmayı hedefliyor.
Türkiye mobilya sektörünün Ocak - Eylül ayları arasındaki ihracatı geçen yıla oranla yüzde 21 artarak, 1 milyar 199 milyon dolar oldu. Türkiye Mobilya Sanayicileri Derneği (MOSDER) verileri, sektörün 2011 yılında dış pazarda yüzde 20 büyüme hedefine hızla yaklaştığını ortaya koydu.
MOSDER Başkanı Ramazan Davulcuoğlu, 2010 yılının Ocak - Eylül ayları arasında 993 milyon 932 bin dolar olan ihracatın 2011 yılının aynı döneminde yüzde 21'lik artışla 1 milyar 199 milyon dolara ulaştığını belirtti.
Mobilya sektörünün 2011 yılında ihracat atağını sürdürdüğünü belirten Davulcuoğlu, "Türk mobilyası, özgün tasarımıyla farklı bir kimliğe sahip. Kalitesi ve tasarımıyla adından söz ettiren ürünlerimiz, tüm dünyada 5 kıtada 173 ülkeye ihraç ediliyor. Mobilya sektörü, ihracatın ithalattan iki katı oranında fazla olması ile ekonomimizin lokomotif sektörleri arasında yer alıyor. Gelecek dönemlerde de, dünya genelinde farklı noktalarda yapacağımız sektörel ziyaretler ve ikili ilişkilerle de ihracat rotamızı genişleteceğimizi düşünüyoruz."dedi.
|
|
AB Kereste Yönetmeliği |
 AB kereste yönetmeliğinin amacı ve içeriği nelerden oluşmaktadır?
Avrupa Parlamentosu'nun 995/2010 numaralı (AB) Yönetmeliği ve aynı zamanda "Yasadışı Kereste Yönetmeliği" olarak da bilinen ve piyasaya kereste ve kereste ürünleri sokan operatörlerin yükümlülüklerinin belirtildiği 20 Ekim 2010 tarihli Konsey düzenlemeleri anahtar yükümlülükler aracılığıyla yasadışı olarak hasat edilmiş kereste ve kereste ürünleri ticaretine karşı çıkmaktadır. Bu çerçevede yapılan düzenleme yasadışı hasat edilmiş kerestenin ve bu keresteden elde edilmiş ürünlerin AB pazarına sokulmasını ilk kez yasaklamakta ve yine ilk kez AB pazarına kereste ürünleri sokan AB tüccarlarının gerekli özeni göstermesini gerekli kılmaktadır.
Piyasaya girdikten sonra kereste ve kereste ürünleri nihai tüketiciye ulaşmadan önce satılabilir ve/veya değiştirilebilir. Kereste ürünlerinin takip edilebilirliğini kolaylaştırmak için tedarik zincirinin bu kısmındaki ekonomik operatörler (yönetmelikte tüccar olarak bahsedilmektedir) tüm tedarikçilerinin ve müşterilerinin kayıtlarını tutmakla yükümlüdür.
Yönetmelik hangi ürünleri kapsamaktadır?
Yönetmelik sert ahşap ürünler, zemin kaplaması, kontrplak, kağıt hamuru ve kağıt dahil geniş bir kereste ürünleri geniş bir segment aralığını kapsamaktadır. Kapsama dahil olmayanlar geri dönüşümlü ürünler ve kitaplar, dergiler ve gazeteler gibi baskılı kağıtlardır. Gerekirse ürün kapsamı değiştirilebilir. Yönetmelik hem ithal edilen hem de ülke içinde üretilen kereste ve kereste ürünlerine uygulanır. Geçerli FLEGT veya CITES lisanslarına sahip kereste ve kereste ürünlerinin Yönetmeliğin gereksinimlerine uygun olduğu kabul edilir.
Yönetmeliğin uygulaması ne şekilde olacaktır?
Yönetmelik etkili, orantılı ve caydırıcı cezalar uygulamaktan ve yönetmeliği yürütmekten sorumlu olan 27 AB Üyesi Devlet üzerinde yasal olarak bağlayıcıdır. Her AB Üyesi Devlet Yönetmeliğin uygulanmasında sorumlu olacak yetkili bir Otoriteyi 3 Haziran 2011 tarihine kadar atayacaktır. Yönetmelik Avrupa Komisyonu tarafından tanınacak "İzleme Organizasyonları" sağlıyor. Özel kişilikler olacak olan bu organizasyonlar AB operatörlerine operasyonel gerekli özen sistemleri sağlayacaktır. Bu sayede operatörler kendi sistemlerini geliştirebilir ya da izleme organizasyonu tarafından geliştirilmiş olan sistemi kullanabilir.
EUTR ne zaman yürürlüğe girecek?
EUTR 3 Mart 2013 tarihinde yürürlüğe girecek. Bu tarihe kadar kereste ve kereste ürünleri tedarik zincirinde yer alan şirketlerin yürürlüğe girmiş sistemleri olacak ve bunlar ya düzenlemeye uygunluklarını sağlayacaklar veya her şirketin halihazırda kullanmakta olduğu sistemlerin uygun olduğundan emin olacaktır. AB Üyesi Devletlerin EUTR ihlalleri için yaptırımlar konusunda kurallarını tamamlamış olmaları gerekmektedir.
EUTR neleri etkileyecek?
EUTR'nin ürün kapsamı çok geniştir ve kütük, kağıt ve kağıt hamuru, ahşap yakıtı, biçilmiş kereste, ahşap kaplama, kontrplak ve zemin kaplaması, kalıplama, mobilya ve prefabrike konutlar gibi çeşitli sanayi ürünlerini kapsar. EUTR AB kapsamındaki kereste ve kereste ürünü ticareti yapan kişilikler üzerine yeni yükümlülükler getirmektedir. Kanun bu kişilikleri her biri farklı amaçlara sahip "operatörler" ve "tüccarlar" olarak iki ayrı kategoriye ayırmaktadır.
"Operatörler" keresteyi AB iç pazarına "ilk sokan" kişiler ya da organizasyonlardır. Bunlar arasında AB'de hasat edilmiş keresteyi ilk satan orman yöneticileri ile kereste ve işlenmiş ahşap ürünlerin ithalatçıları yer alır. Operatörler EUTR kapsamında açık ara en büyük sorumluluk yükünü omuzlayacaklar. Yalnızca operatörlerin bir "Gerekli Özen Sistemi" uygulamaları gerekecek ve yalnızca operatörler kanunun "yasaklar" maddesinin uygulanmasından sorumlu olacaklardır.
"Tüccarlar" (bir operatör tarafından) AB pazarına çoktan sokulmuş olan her türlü kereste ve keresteye dayalı ürünü alan ve satan kişiler ya da organizasyonlardır. Tüccarlar arasında iç AB tüccarları ve doğrudan AB'ye ahşap hasat ve ithal etmeyen üreticiler ve perakendeciler yer alır. Tüccarlar EUTR kapsamında yalnızca bir "takip edilebilirlik yükümlülüğüne" tabidir. Bu da her birinin birincil kereste tedarikçilerini ve birincil alıcıları tanımlayabilmesini gerektirir. Bu yükümlülük satın alım ve satış faturaları gibi mevcut mali belgeler kullanılarak yerine getirilebilir. Buradaki amaç AB pazarına ilk sokulan kerestenin yasal menşei hakkında bir problem olması durumunda AB operatörünün tanımlanmasına yardımcı olmaktır. "İzlenebilirlik yükümlülüğü" bir kereste ürününün gerçek orman menşeini tanımlama gerekliliği getirmez.
İthalatçıların ahşap alımlarının yasallığını kanıtlama zorunluluğu var mıdır?
Hayır. EUTR'nin "yasaklar" maddesi operatörlerin AB pazarına yasadışı yollarla hasat edilmiş kereste sokmasını yasal bir suç haline getirse de, ispat zorunluluğunu tersine çevirmemektedir. Operatörler suçlu oldukları ispat edilene kadar masumdur. Burada belirli bir kereste ürününün kanunun "yasaklar" maddesi kapsamında cezalandırılması için yasadışı bir kaynaktan elde edildiğini kanıtlama zorunluluğu Avrupa otoritelerindedir.
EUTR AB'ye giriş noktasında herhangi bir yeni belgelendirme gereksinimi getiriyor mu?
Hayır. EUTR AB'ye giriş noktasında kereste için hiçbir yeni, belgelendirme gereksinimi getirmemektedir. Avrupa gümrük yetkilileri EUTR nedeniyle hiçbir yeni belge veya yasallık sertifikası talep etmeyecektir. Ancak, EUTR "gerekli özen sistemlerinin" bir parçası olarak operatörlere yasadışı bir kaynaktan gelen kerestenin riskini değerlendirebilmeleri ve azaltabilmeleri için özel bilgi toplama yükümlülüğü getirmektedir. Bu sebeple operatörler, ahşabın yasal bir kaynaktan geldiği iddialarını destekleyen ek belgeler sağlamalarını talep edebilirler.
"Gerekli özen sistemi" nedir?
EUTR operatörlerin bir gerekli özen sistemi uygulamalarını gerektirmektedir. Herhangi bir kerestenin yasadışı bir kaynaktan temin edilmesi riskinden emin olmak gibi tu tek bir amaç ile bu sistem ISO9001 ve ISO14001 sistemine benzerdir. EUTR kapsamında gerekli özen sisteminin tüm ahşap satın almalarının hasat ülkesi, türü, miktarı ve "uygunsa" menşe bölgesi ve/veya "hasat ruhsatı" içeren belgeler kapsamında olmasını sağlamalıdır. Sistem ayrıca [yasal] uygunluğu gösteren "belgelere ya da diğer bilgilere" erişim sağlamalıdır.
"Gerekli özen sistemi" bu bilgiden yola çıkarak operatörün piyasaya sürülen yasadışı yollardan hasat edilmiş kereste riskini değerlendirmesine olanak sağlayan prosedürlere sahip olmalıdır. Eğer riskin "ihmal edilebilir" olduğu değerlendirilirse, operatörün başka bir harekete geçmesine gerek kalmaz. Eğer risk ihmal edilemez olarak değerlendirilirse, operatör riski azaltmak için adım atmalıdır. Bu adımlar "yeterli ve orantılı" olmalıdır ve ek bilgi veya belgelerin talep edilmesini ve/veya üçüncü tarafların kereste tedariklerini onaylamasının talep edilmesini içerebilir.
Pratikte bu AB ithalatçılarının, bağımsız araştırmalara göre tedarik edilen ahşabın en az üçte birinin yasadışı kaynaklardan geldiğini ortaya koyduğu örneğin Endonezya veya Brezilya Amazonu gibi yerlerden ithal ettikleri her ahşap için ahşabın belirli bir yasal olarak hasat edilmiş ormandan geldiğini gösteren üçüncü taraflarca onaylı sertifikalar sunmalarını talep etmesinin muhtemel olduğu anlamına geliyor. Diğer taraftan, bu bölgede yasadışı kütükçülük riskinin ihmal edilebilir olduğu gösterilebilirse AB ithalatçıları yalnızca güvenilir bir bölge garantisine ihtiyaç duyacaktır.
EUTR Avrupalı operatörlerin ticareti yapılan tüm ahşabın menşei ormanını tanımlamasını gerektiriyor mu?
Hayır. EUTR operatörlerin yalnızca güvenilir bir ihmal edilebilir risk değerlendirmesi yapmak için gereken ölçüde kereste ve kereste ürünlerinin menşeini tanımlamasını gerektirir. Eğer kereste ihmal edilebilir bir yasadışı kütükçülüğü gösterebilecek açık, tarafsız ve güncel kanıtın bulunduğu tanımlanmış bir bölgeden geliyorsa, ahşabı yalnızca bu bölgeye kadar izlenmesi yeterlidir. Bazı durumlarda, ihmal edilebilir risk bölgeleri tüm bir ülkeyi kapsayabilir.
Söz konusu kereste yönetmliğini yürütmeden kim sorumlu olacaktır?
Her bir AB Üyesi Devlet tarafından atanan Yetkili Otoriteler EUTR ihlali ve yürütülmesi için ulusal tüzük üretmekten sorumludur. Yetkili Otoriteler operatörlerin EUTR'ye uygunluğunu sağlamak için operatörler üzerinde kontroller yapacaktır. Bunlar risk temelli olacak ve bir operatörün EUTR'ye uygunluğu konusunda bir bilgi gün ışığına çıktığında yapılacaktır. Bu testler gereken özen sisteminin incelenmesini ve nasıl işlediğini gösteren belgelerin ve kayıtların incelenmesini içerebilir. Ayrıca, rastgele kontroller ve alan denetimleri yapılacaktır.
EUTR'ye uygunluğu sağlamamanın yaptırımı ne olacaktır?
EUTR AB üye devletlerinin "etkili, orantılı ve caydırıcı" cezalar oluşturmasını gerektirir ve aşağıdakileri içerebilir:
Çevresel zarar, söz konusu kereste/kereste ürünlerinin değeri, vergi kayıpları ve ihlalden kaynaklanan her türlü ekonomik zarar ile orantılı cezalar.
Söz konusu keresteye/kereste temelli ürünlere el konulması.
Derhal ticaret yetkisinin askıya alınması.
AB'deki daha küçük operatörler için yürürlüğe giren özel prosedürler var mı?
EUTR'nin Avrupa'da uygulanması bakımından önemli bir zorluk kereste endüstrisinde yer alan küçük şirketlerin sayısının oldukça fazla olmasıdır (yalnızca ahşap işleme ve mobilya endüstrilerinde en az 300,000). Avrupa Orman Enstitüsü'nün (EFI) EUTR için "Yönetmeliklerin Uygulanması" raporunda Avrupa'da çok az sayıda KOBİ'nin EUTR'yi duyduğu ve "saygın bir dernek ya da federasyon üyeliğinin bile [EUTR] hakkındaki bilgilerin onlara ulaşacağı anlamına gelmediği belirtiliyor. Çoğu KOBİ EUTR'ye göre tüccar olarak düşünülebilse ve normal iş yöntemlerini değiştirme riski altında bulunmasa da, çok sayıda karmaşık ürün hattına sahip küçük ithalatçılar/tüccarlar ve yüksek riskli kereste kaynakları (örn; tropik sert ağaç) daha savunmasız durumda."
Farkındalık yoksunluğuna ek olarak, çok sayıda küçük operatör kendi gerekli özen prosedürlerini oluşturmak ve güvenilir risk değerlendirmeleri yapmak için organizasyonları içinde yeterli kapasiteyi ve beceriyi geliştirme ihtimalleri düşük.
Bu problemi aşmaya yardımcı olmak için, EUTR özel şirketlerin ve diğer organizasyonların (kereste ticareti dernekleri veya STK'lar gibi) "İzleme Organizasyonları" olmalarına izin veriyor. Her İzleme Organizasyonu (İO) üyelerine hazır bir gerekli özen sistemi sağlayacak ve bu sistemin kullanımını takip edecektir. İO, orman derneklerinin veya orman danışmanlarının küçük orman sahipleri için "grup orman sertifikasyonunu" işlettiği gibi bir "grup gerekli özen sistemini" etkili bir şekilde işletecektir.
AB dışındaki üreticiler EUTR'ye nasıl tepki vermelidir?
EUTR'ye girişten sonra, kereste ürünlerini AB'ye sevk eden şirketler, herhangi bir ahşabın yasadışı bir kaynaktan geldiğine dair ihmal edilebilir bir risk olduğunu göstermek için büyük bir baskı altına girecek.
Nakliyatçılar iyi orman yönetiminden emin olduğunda en basit ve en ucuz seçenek olarak düşük riski onaylamak için nicel kanıt toplayan bağımsız araştırma başlatmak düşünülebilir. Seneca Creek çalışması boyunca AHEC'in benimsediği yaklaşım budur. Nakliyatçılar bu tür bağımsız risk değerlendirmelerini tüm ahşap satın alımlarının ihmal edilebilir risk kaynaklarından geldiğine dair yasal iddialarda bulunmalarına olanak sağlayan kendi gerekli özen sistemleriyle (AHEC'in Sorumlu Satın Alma Politikası gibi) birleştirebilirler.
Orman yönetimi problemlerinin mevcut olduğu yerlerden kaynak alan bazı nakliyatçılar için bir seçenek de ulusal orman kanunu uygulaması süreçleri üzerinde çalışmak olabilir. Örneğin; AB destekli FLEGT VPA süreçleri genişleyen bir tropik kereste tedarikçisi ülkesi ağı içerisinde ulus çapında yasallık lisans sistemlerini kolaylaştırmaktadır.
Bu sistemlerin olmadığı ya da yavaş geliştiği yerlerde, daha yüksek riskli yerlerden kaynak alan nakliyatçılar özel sektör üçüncü taraf yasallık onaylama ve sertifikalandırma sistemleri üzerinde çalışmak zorunda kalabilir.
EUTR ahşap endüstrisi için neden eşsiz bir fırsattır?
EUTR kereste tedarikçisi ülkelerde orman uygulama önlemlerini destekleme potansiyeline sahip ve yeni formda yasallık lisansları için gereksiz, pahalı ve ayrımcılık potansiyeline sahip talepleri empoze etmekten kaçınan yenilikçi ve orantılı bir yasa gibi görünüyor. Bunu özel sektördeki mevcut en iyi uygulamaları temel alarak ve güçlendirerek yapıyor. EUTR, en doğrudan İzleme Organizasyonlarının oluşturulması yoluyla kereste ticareti organizasyonlarının, sertifikalandırma şirketlerinin ve STK'ların risk değerlendirme ve azaltma seçeneklerini geliştirmesi yoluyla özel sektöre öncü bir rol veriyor.
Gerekli özen sistemlerinde ilk adım olarak EUTR'nin risk değerlendirmeye yaptığı vurgu hesaplı yasallık garantisi formlarının geliştirilmesi ve genişletilmesi için bir fırsattır. Seneca Creek çalışması aracılığıyla AHEC makul bir fiyatla ve potansiyel olarak pahalı ahşap izleme prosedürlerine başvurmaksızın geniş bir orman bölgesinde ve milyonlarca orman sahibi için ihmal edilebilir bir yasadışı kayıt tutma garantisinin elde edilebileceğini göstermiştir. Bu da üçüncü taraf onayı ve sertifikası için kısıtlı kaynakların bu önlemlerin riski azaltmak için gerekli olabileceği bölgelerde - örneğin FLEGT VPA süreci - aracılığıyla daha iyi hedeflenebileceği anlamına gelmektedir.
Etkili bir şekilde uygulanırsa EUTR ahşap kullanmanın daha geniş çevresel faydalarının daha proaktif bir şekilde pazarlanması için bir temel teşkil edebilir. Tüm endüstrinin saygınlığını zedeleyen ahşap ürünlerin yasallığı hakkındaki şüpheleri bir seferde ve tamamen giderebilir.
|
|
Avrupa Döşemelik Mobilya Pazarının Hacmi, Yapısı ve İzlediği Trendler |
 DÖŞEMELİK MOBİLYA TÜKETİMİ ve İTHALATI ARTAN BİR GRAFİK İZLİYOR
Yapılan tüm araştırmalar göstermektedir ki gerek Avrupa'daki gerekse de dünya çapındaki döşemelik mobilya tüketicileri, piyasalarda yaşanan çalkantılar nedeniyle geçmiş dönemlere kıyasla çok daha temkinli bir hale geldiler.
Buna rağmen, döşemelik mobilya tüketimi 2009'daki düşüşün ardından 2010'da %1.9'luk küçük bir artış gösterdi. Ancak Avrupa tüketiminin %52'si ithalata dayalı ve bu oran son yıllar da sürekli olarak yükselenbir eğri çizmekte.
2010 yılında Avrupa'nın döşemlik mobilya ithalatı bir önceki yıla kıyasla %8 artarak 6096 milyon Euro'ya yükseldi. Almanya hala Avrupa'nın ana ithalatçı ülkesi konumunu korurken, Almanya'yı Fransa, İngiltere ve İsviçre izliyor. 2009 yılındaki ithalatla karşılaştırıldığında, tüm büyük pazarlar için durum biraz düzelmiş durumda.
Aslında, Avrupa tüketimindeki ortalama ithalat oranı 2010 yılında %52 artış göstererek bir önceki yılın üzerine çıktı.
2010 yılında yabancı üreticilerden döşeme ile kaplanmış mobilya satın alma eğilimi en yüksek olan ülke Avusturya olurken tüketimdeki en düşük ithalat oranına sahip ülke ise İtalya'ydı. 2009 ile karşılaştırıldığında Fransa ve İngiltere'de yabancı üreticilerin döşemelik mobilyalarını satın alma eğilimleri büyük oranda artış gösterdi. Her iki ülke için, Bunun arkasında ise her iki batılı ülkenin de özellikle Çin ve Polonya gibi üretici ülkelerden yaptıkları ithalattaki dramatik artış yatmakta.
Diğer mobilya segmentlerinin yanı sıra döşemelik mobilya segmentindeki sürekli artan ithalat faaliyetleri de bir bakıma Avrupa ülkelerindeki çevreye yabancılaşmanın ve yeniden ithalin bir sonucu olarak karşımıza çıkmakta. Diğer taraftan Asya ve Pasifik bölgelerinden, özellikle de Çin'den kaynaklanan döşemelik mobilya ithalatındaki büyük artış da ticaret dengesindeki açığın giderek büyümesine büyük oranda katkı sağlıyor. Almanya, Birleşik Krallık ve Fransa gibi başlıca pazarlar hala en yüksek açığa sahip. Özellikle son beş yıl içinde Fransa'da en yüksek ticaret dengesi açığı kaydedilirken, aynı dönemde İngiltere deki açık miktarı geçmişe göre bir düşüş gösterdi. Bu durum hem ihracatın hem de ithalatın azalmasından kaynaklanmıştır.
İHRACAT PAZARLARINDA AVRUPALILARIN REKABETÇİ OLMALARI GİDEREK ZORLAŞIYOR
Büyük oranda Çin'den kaynaklanan düşük maliyetli ithalatlar nedeniyle oluşan ağır rekabet düşünüldüğünde, Avrupalı üreticiler için yalnızca yerel pazarlarda değil geleneksel ihracat pazarlarında da rekabetçi kalmanın çok daha zor olduğu görülüyor.
2010 yılında Avrupa'nın döşemelik mobilya ihracatı bir önceki yıla oranla %0,1 oranında düşüş sergiledi. İtalya hala Avrupa'nın lider döşeme kaplanmış mobilya ihracatçısı konumu korumakta ancak 2009'da olduğu gibi bu ülkenin ihracat faaliyetleri de 2010'dan itibaren yavaşlama trendini sürdürerek nominal olarak %2 oranında düşerek 1,394 milyon Euro değerinde gerçekleşti.
17 AB ülkesi arasında toplam üretimde döşeme kaplanmış mobilya ihracatı 2010'da az bir düşüşle %38.2'ye geriledi. İncelenen Avrupa ülkeleri arasında Danimarka, Avusturya ve Norveç 2009'daki sıralarını koruyarak 2010'da üretimde en yüksek döşeme kaplanmış mobilya ihracatını gerçekleştirdi ve her biri paylarını yüzde ik - üç puan artırdı.
Avrupa'daki döşemelik mobilya üretimi ise 2010'da nominal olarak %3'lük bir düşüş yaşadı ve yaklaşık 9,100 milyon Euro değerine ulaştı. Araştırmalar hem Avrupa ülkelerinin kendi içlerinde hem de Asya'lı üreticiler ile yaşadıkları rekabetçi ortamın iniş çıkışlarının 2011 yılında da devam etmekte olduğunu gösteriyor. Bu iniş ve çıkışların yaşanmasındaki etkenlere bir göz atıldığında ise genel ekonomik göstergelerin yanısıra farklı pazarlardaki üreticiler ve dağıtımcılarının yaşadığı ticari sorunlar, firma kapanmaları, istihdam azaltmaları ve firmaların el değiştirmesinin önemli oranda payı olduğu gözüküyor.
DÖŞEMELİK MOBİLYADA TRENDLER VE PERSPEKTİFLER
Avrupa döşeme kaplanmış mobilya endüstrisinin farklı bileşenleri analiz edildiğinde 2011 için tahminler hala oldukça kötümser. Şirketler perakende ve ürün yenilemeye yatırım yaparak yeni pazar arayışları da dâhil olmak üzere krize her biri kendi farklı stratejilerliye tepki vermeye çalışıyor. Bunların başında pazarda varolan ürünlere karşı yeni, farklı, inovatif ve teknolojik ürünler üreterek pazarda farklı paylar alma çabası gelmekte. Bu çerçevede birçok üretici hem üretim hatlarında hem de ürettikleri ürünlerde yeniliklere giderek piyasaya alışılmışın dışında özelliklere sahip ürünler sunmaya başladılar.
Bunların başında ise firmaların Nanoteknolojiyi kullanan tekstil makineleri ile kendi kendini temizleyebilen ve eskimeye, yırtılmaya karşı dayanıklı kaplamalar sayesinde döşemelik mobilya endüstrisinin dünya pazarlarına kazandırdığı su geçirmez ve kendi kendine temizlenen tekstil malzemeleri, UV ışınlarını süzen, yırtılmaya ve eskimeye dayanıklı, mantarlara karşı ilaçlanmış ve dış mekân ve sözleşmeli satış kanalı için 6k0-Tex sertifikalı ürünler ile yenilikçi tekstil malzemeleri gelmekte.
|
|
Avrupa Mutfak Mobilyası Pazarındaki Son Gelişmeler |
TOPLAM AVRUPA MUTFAK MOBİLYASI ÜRETİMİ 12.5 MİLYON EURO CİVARINDA
Avrupa'da mutfak mobilyası üretimi 2010 yılında %2.8 artarak 12,594 milyon Euro değerine ulaştı. Yerel tüketimdeki büyüme, ihracatlar ithalatlar karşısında hızla büyüdüğü için biraz daha düşüktü (%1.8). Bu dönemde Avrupa mutfak mobilyası ihracatı (özellikle de Asya Pasifik'e yapılanlar) %4.4 artarken, ithalat ise yüzde 2 civarında düştü. Aynı dönemde ihracat / üretim oranı %19.7'ye ulaşırken, ithalat / tüketim oranı 2008'deki %14.7 oranından 2010'da %13.9'a düşerek gerilediği gözlendi.
ALT SINIFA YÖNELİK MUTFAKLAR YÜKSELEN BİR TREND GÖSTERİYOR
Belki dünya pazarlarında birbiri ardına yaşanmakta olan finansal krizler ekonomik sektörde yol açtığı daralmalar, belki genel gelir düzeyindeki düşüşler belki de lüks konut yapımındaki azalmadan kaynaklı bir biçimde son araştırmalar pahalı mutfaklardan çok daha ekonomik ürünlere olan talebin artmasına yol açtığını göstermekte. Çoğu ülkede alt sınıfa yönelik mutfak mobilyası pazarında büyüme gözlenirken üst sınıfa yönelik pazarda ise hissedilebilir bir yavaşlama söz konusu.
Avrupa'da üretilen mutfak sayısı ve satış fiyatları ile bunların dağılımına bakıldığında ilk grupta bulunan yaklaşık 2.2 milyon mutfağın fabrika fiyatının 1,300 Euro'nun altında seyrettiği görülür ki, bu da katalog fiyatı olarak, cihazlar dâhil yaklaşık 3,000 Euro'luk bir son satış fiyatına karşılık gelimektedir.
Diğer grup içerisinde bulunan yaklaşık bir milyon mutfak ise 2,300 - 3,600 Euro fabrika fiyatından satılırken (cihazlar dâhil 5,500-9,000 Euro) iken daha üst sınıflara hitap eden 230,000 birim mutfağın ise cihazlar hariç fabrika fiyatının 5,000-7,500 Euro aralığında olduğu görülüyor. Bu satış rakamları da, üst gelir grubuna hitap eden mutfak satışlarında belirgin bir düşüşün yaşandığınıkanıtlamaktadır.
ÜRETİLDİKLERİ ÜLKE VE MARKALARINA GÖRE MUTFAK ÜRETİCİLERİNİN PAZAR PAYLARINDA YAŞANAN İNİŞ ÇIKIŞLAR
Yapılan araştırmalar, 17 AB ülkesinin mutfak üretimi konusundaki pazar payı performanslarının büyük oranda farklılık gösterdiğini ortaya çıkartmakta. Bu heterojen ve değişken trend son bir yıl içerisinde bariz bir biçimde tanınmış markaların satışlarına da yansıdı ve geçtiğimiz dönem içerisinde belli başlı tanınmış büyük oyuncuların kontrolündeki pazar paylarının da değişmesine yol açtı. Avrupa'nın en büyük mutfak mobilyası üreticisi Nobia, 2008 yılında toplam tedarikin %11.1'ini karşılarken şimdilerde 2008 yılına oranla bir miktar düşüş içerisine girerek pazar payı oranlarını %10.7 seviyelerinde korumaya çalıştığı görülüyor. Ancak bu düşüşe karşın Nobia hala Avrupa'da Pazar lideri konumunda.
IKEA ve Nobilia gibi önde gelen markalar ise rakiplerinin kotalarına erişecek kadar hızlı bir gelişme ile Avrupa mutfak pazarında sırasıyla ikinci ve üçüncü konuma geldiler. Pazar payları dağılımında sıralamayı değiştiren bir diğer gelişme de Howdens Joinery'nin 2010'da artık beşinci sıraya kadar gerilemiş olan ünlü Alman markası Alno'nun önüne geçerek dördüncü olması idi, Piyasanın yükselişte olan diğer tanınmış isimleri arasında ise, Hacker, SALM, Schueller, Nolte'yi sayabiliriz.
Küresel kriz Avrupalı oyuncular arasında konsantrasyon sürecini hızlandırdı. 2010 yılında ilk 20 şirket Avrupa'nın toplam mutfak mobilyası tedarikinin %60'ını karşıladı (2005'te bu oran %50'ydi).
MUTFAK MOBİLYASI İHRACATI DA YÜKSELEN BİR EĞRİ ÇİZİYOR 2010'da Avrupa mutfak mobilyası ihracatının toplam hacmi 2009'a göre %4.4 artış ile 2,482 milyon Euro seviyesinde gerçekleşti. Beş yıllık bir dönem göz önünde bulundurulduğunda ortalama yıllık büyüme %2.6 civarındaydı.
Kesin değerler bakımından Almanya 2010'da açık ara fark ile lider ihracatçı ülke pozisyonunu koruyarak mutfak mobilyası ihracatını 1,395 milyon Euro'ya çıkardı (2009'dan % 5.2 fazla). Almanya'yı 17 AB ülkesinden oluşan bölgeye ihraç edilen mutfak mobilyalarının % 23.52ini karşılayan İtalya takip etti. Danimarka ve İspanya ise sırasıyla toplam ihracatın %5.0 ve %3.7'sini karşılayarak üçüncü ve dördüncü oldular.
Mutfak mobilyası ihracatı hala çoğunlukla Avrupa bölgesine yapmakla birlikte (2010'da %86'ı) Asya Pasifik bölgesindeki ülkelere olan ihracat da düzenli bir biçimde artıyor. Kuzey Amerika'ya satılan mutfak mobilyası hacmi hem yıllık bazda (-%22) hem de 2005'ten bu yana (yıllık ortalama -%10) düşüş yaşadı.
AB ÜLKELERİNE OLAN MUTFAK İTHALATI İSE DÜŞÜŞE GEÇTİ
Yıllar süren istikrarlı bir büyümeden sonra mutfak mobilyası ithalatı için düşüş trendi 2008'de başladı. 2010 yılında ithalat 1,629 milyon Euro'ya (2009 ile 2010 arasında -%1.9) ulaştı. İtalya, Finlandiya ve İsviçre'den ithalat hızla artıyor. Fransa en yüksek ithal mobilya hacmini talep etmeye devam ederken (2010 yılında 422 milyon Euro, Fransa'yı. İsviçre (215 milyon Euro) ve Belçika (173 milyon Euro) takip ediyor. İthalatın seyri bir bütün olarak incelendiğinde ise, ürünlerin genellikle diğer Avrupa ülkelerinden geldiği ve toplam ithalatın yaklaşık %96'sının 27 AB ülkesine yapıldığı görülüyor.
|
|
Rusya Ahşap Panel Endüstrisi ve Dünya Pazarları |
 RUSYA'DAKİ MDF VE YONGA LEVHA ENDÜSTRİSİ İÇİN BEKLENTİLER
Son birkaç yıldır, Rus Hükümeti kütük ihraç etmek yerine kendi geniş orman kaynaklarından katma değerli orman ürünleri üretimini teşvik eden bir politika izlemiştir. Temel poliçe aracı henüz tam olarak uygulamaya koyulmamış olan kütükler üzerine bir ihracat vergisi getirilmesidir. Bu önlem ağaç işleme ekipmanlarına daha düşük ithalat vergisi gibi başka politikalarla da desteklenmektedir.
Orta yoğunlukta lif levha (MDF) ve yonga levha (PB) gibi ahşap paneller Rusya genelinde üretime büyük oranda katkı sağlayabilecek katma değerli ürünlerdir. Mevcut ekonomi ve endüstri ortamında Rusya'da MDF ve PB üretimi ihtimali nedir? Bunun küresel ahşap panel endüstrisi üzerinde ne gibi bir etkisi olur? Kütükler üzerine ihracat vergisi getirilmesi en iyi politika mıdır? Eğer değilse, Rusya'da MDF ve PB tesislerine yatırımı teşvik etmenin en iyi yolu nedir?
KÜRESEL MALİ VE EKONOMİK KRİZ
Rusya'daki katma değerli politika, Amerika Birleşik Devletleri'ndeki konut ve finans piyasalarında kaynaklanan mali ve ekonomik krizin başlaması sebebiyle engellendi. Kriz dünya ekonomik büyümesinde ve orman ürünlerine olan talepte büyük bir azalmayla sonuçlandı. Krizin tamamen başlamasından hemen önce, Kuzey Amerika, Avrupa ve Japonya'daki GSYİH büyümesi en iyi tabiriyle sönüktü. Dikkate değer istisnalar, 2008'de istikrarlı ve güçlü bir büyüme sergileyen Çin, Güney Kore, Güney Asya, Avustralya ve Güney Amerika'ydı.
Krizin tam etkisi ise 2009 yılında ortaya çıktı ve çoğu ilkede gerileme koşullarının oluşması ile sonuçlandı. Büyüme 2009 yılında hemen hemen her ülkede yavaşlayıp çoğu ilkede gerilerken, birkaçı gerilemeden kaçındı ve bazıları da hükümetlerin parasal canlandırma programları ve para politikalarının agresif bir şekilde kolaylaştırılması onucunda istikrarlı büyüme kaydetti.
Krizden en fazla etkilenen ekonomiler Kuzey Amerika, Avrupa, Japonya, Malezya, Tayland, Yeni Zelanda ve Güney Amerika oldu. Çoğu Amerika Birleşik Devletleri'ne ve Avrupa'ya ihracatlara bağımlı olan bu ekonomilerin tamamında GSYİH geriledi.
Çoğu ilkedeki sert düşüşün aksine Çin, Hindistan, Endonezya, Vietnam ve Avustralya görece güçlü büyüme kaydetti. Büyük bir nüfus tabanı ile bir iç gelişme ve büyüme dinamiği oluşturan Çin ve Hindistan bu gruptaki ülkeler arasında büyümeyi yönlendiren anahtar ekonomilerdi.
Endonezya, Vietnam ve Avustralya Çine ihracata yüksek oranda bağımlı ve bu sebeple özellikle de kaynak sektöründe Çin'in doğrudan yatırımından yararlandılar. Bu gruptaki her ülke ayrıca iyi zamanlanmış parasal canlandırma programları ve para politikalarının kolaylaştırılması ile küresel mali ve ekonomik krize hızlı bir şekilde cevap vermede başarılıydı.
2010 yılında çoğu ülkede GSYİH büyümesi güçlüydü. Halen bir miktar kırılganlık mevcut olmakla birlikte, aynı zamanda sürdürülemez bir temelde hasat ve yasadışı ağaç kesiminin kaynakları azalttığı Güneydoğu Asya gibi geleneksel kaynaklardan tropikal sertağaç kütüğü tedariki üzerinde kısıtlamalar var.
D-BAZLI PANELLER
Avrupa ve Kuzey Amerika'da istikrarlı bir yükselişin başlangıç sinyalleri görülüyor. Önümüzdeki beş yıl içinde bu sebeple güçlü ve istikrarlı bir dünya ekonomik yükselişi olacağını ve büyümenin büyük çoğunluğunun Kuzey ve Güney Asya'dan kaynaklanacağını ve Kuzey Amerika ve Avrupa'daki iyileşmelerle de destekleneceğini tahmin ediyorum. Buradaki temel risk, mali ve parasal politikaların hızlı bir şekilde kolaylaştırılması Çin ve Hindistan gibi ülkelerde aktif balonlarına yol açabilir ve bu da diğer ülkeleri büyük ölçüde etkileyen prematüre bir düşüş döngüsünü tetikleyebilir. Ancak her iki ekonominin de enflasyonsuz büyüme oluşturma ve çok geniş bir nüfus tabanında kişi başına düşen büyümeyi genişletme kapasiteleri büyük olduğundan bunun gerçekleşmesi pek muhtemel değil.
MDF ve PB'nin anahtar nihai kullanım sektörleri olan konut inşaatı ve mobilya üretimi sektörlerinin anahtar dünya bölgelerinde döngünün güçlü yükseliş fazına girmesi bekleniyor. Amerika Birleşik Devletleri'ndeki konut inşaatı sektöründeki düşüş 2009'da döngünün dibine ulaştıktan sonra 2010 ortalarından beş-altı yıllı bir yükseliş döngüsüne girdi. Konut inşaatı sektöründeki güçlü bir toparlanma yalnızca Amerika Birleşik Devletleri'nde değil aynı zamanda dünya çapındaki anahtar ticari ortakları olan ülkelerde de ekonomik büyümeyi artıracaktır. Aynı zamanda mobilyaya olan talebi de eski haline getirerek MDF ve PB'ye olan talebi artıracaktır. Avrupa ve Asya gibi diğer kilit bölgelerdeki konut inşaatı sektörü dört ila beş yıllık bir süreçte ve özellikle de önümüzdeki üç yıl içinde MDF ve B2ye olan talebi yükseltecektir.
Rusya'nn katma değerli orman ürünleri politikası ekonomik kriz yüzünden engellenmiş olsa da, gelecekteki yükseliş Rusya'ya orman ürünleri endüstrisini geliştirme konusunda iyi bir stratejik konum sağlıyor. Rusya, kütükler üzerindeki ihracat vergisini destekleyecek daha geniş politikalarla yerel ve uluslararası yatırım toplulukları tarafından algılanan riski en aza indirgeyerek bu avantajları artırabilir.
RUSYA'NIN GÜÇLÜ YÖNLERİ
Rusya dünyadaki en geniş hasat edilebilir oran kaynağına sahip ülke olarak kıskanılacak bir konumda. Dünya orman kaynaklarının tahmini %20'sine sahip ve Avrupa, Çin, Japonya, Güney Kore ve pek çok diğer ülkedeki üreticilerin başlıca kütük tedarikçisi. Rusya'nın dünyanın mevcut yumuşak ağaç kütüğü ihracatının %402ını ve sertağaç kütüğü ihracatının da %30'unu sağladığı tahmin ediliyor. Çin, Japonya ve Güney Kore dâhil Kuzey Asya ülkelerindeki üreticiler ithal kütüklere büyük ölçüde bağımlılar ve Rusya şu an ana tedarik kaynağı. Şu an Kanada'da da bir dağ çamı böceği sebebiyle yumuşak ağaç tedariki sorunu ortaya çıkmakta ve bu Kanada'daki yumuşak ağaç kütüğü tedarikinin büyük ölçüde azalmasına yol açabilir.
Bu durum Rusya'yı, ister kütük şeklinde ister MDF ve PB gibi katma değerli ürünler şeklinde olsun, küresel pazarda bir orman ürünleri kaynağı olarak stratejik bir konuma yerleştiriyor. Küresel tedarik problemi aynı zamanda yumuşak ağaç ve okaliptüs alanlarının hızla artığı Şili, Brezilya, Uruguay, Avustralya ve Yeni Zelanda gibi diğer ülkeler için de büyük bir avantaj. Bu ağaç alanlarının gelişmesi uygun hükümet politikaları ve genellikle bunları iyi bir uzun dönem yatırım aracı olarak düşünen emeklilik fonu olarak "kereste yatırımı yönetimi kuruluşları"nın orman kaynaklarına uzun dönem yatırımları sayesinde olmuştur. Rusya'daki ve diğer bölgelerdeki orman varlıkları, yalnızca ürünleri için değil aynı zamanda ısınan iklimde karbon emiciler olarak ve biyolojik çeşitlilikleri için "değerli" görüldükleri bir ortamda artabilir.
RUSYA'DAKİ AHŞAP PANEL ENDÜSTRİSİ
Rusya'da MDF ve PB üretimi ve tüketimi son beş yıl içinde hızla artmıştır. Her iki ürün için üretim toplamda yıllık %7 oranında büyürken tüketim 2009'daki azalmaya rağmen %4 oranında artmıştır. Rusya son beş yıldır önemli bir net MDF ve PB ithalatçısı ancak üretimdeki güçlü artışla birlikte şu an daha yüksek miktarlarda yonga levha ve MDF ihraç edecek konumda. 2013'e kadar net ihracat
ın yaklaşık 350,000 metre küp yonga levha ve 600,000 metre küp MDF olacağı tahmin ediliyor. Üretim tahminleri, 1,6 milyon metre küp toplam kapasiteli alto MDF hattı ile 700,000 metre küp toplam kapasiteli iki yonga levha hattını içeren genişleme planlarına dayanmaktadır.
Bunun tüm dünyada planlanan yeni genişlemeleri %12 gibi büyük bir bölümünü teşkil edeceği tahmin ediliyor. Yeni mevcut tesislerin çoğu başka ülkelerden, çoğunlukla da Avrupa'dan yatırımcılar tarafından kurulmuştur. Bunlar arasında İsviçreli Kronospan, Almanyalı Pfleiderer ve Türk Kastamonu yer alıyor. Tahminlere göre küresel ekonomi, Rusya ekonomisiyle birlikte yükselişe geçerken Rusya'daki tüketimdeki artış önümüzdeki üç yıl içinde hız kazanacak. 2013 yılında Rusya'nın yıllık tüketim büyümesinin 2006 ve 2007'deki büyüme oranlarına benzer bir şekilde %17 olacağı tahmin ediliyor.
MDF üretiminin ve tüketiminin PB'den çok daha hızlı olacağı tahmin ediliyor. MDF üretiminin yılda %32 PB üretiminin ise %13 artacağı tahmin ediliyor. MDF tüketiminin yılda %26, PB tüketiminin ise %14 artması bekleniyor. Üretim arttıkça Rusya MDF ve PB ithalatına bağımlı olmayacak ve ihracat kapasitesi giderek artacaktır. Tahminlere göre net ihracat 2013 yılına kadar 900,000 metre küpe ulaşarak 2005'te net ithalatın 600,000 metre küpe ulaşmasında bu yana büyük bir değişiklik yaşanacak.
KÜRESEL BİR AHŞAP PANEL ÜRETİCİSİ OLARAK RUSYA'NIN KARŞILAŞTIĞI ZORLUKLAR
Avrupa hala baskın yonga levha üreticisi konumunu sürdürürken, Çin dünyadaki en büyük MDF üreticisi haline geldi. Çin'de orman ürünleri endüstrisinin, özellikle de MDF gibi ahşap panellerin, hızla büyümesinin temel nedenlerinden biri de Çin'in Tayvan, Güney Kore ve Japonya'dan ahşap üreticileri için cazip olmasıydı. Buralardaki üreticilerin çoğu 1990'ların ortalarında daha düşük maliyet yapıları, potansiyel olarak büyük ve yerel pazara dayalı gelişmekte olan bir ekonomi, Çin'in doğu kıyısındaki gelişmiş altyapı, mobilya ihracatı için uygun vergi sistemi ve iş geliştirme, yabancı ve yerel yatırım ve uluslararası ticaret için uygun bir hukuk sisteminden faydalanmak için mevcut faaliyetlerini Çin'e kaydırdı.
Mobilya üreticileri başlangıçta 1980'lerde ulusal ekonomiyi dış dünyaya açarak reforme etme politikasının bir parçası olarak oluşturulmuş olan "özel ekonomi bölgelerine" yerleşti. Bu bölgeler iş gelişimini teşvik etmek, yabancı yatırımları çekmek ve ihracata teşvik amacıyla oluşturulmuştu.
Bu üreticilerin yatırımları Çin'in MDF endüstrisinin 1990'ların balında neredeyse sıfır üreticiden 2010 yılında tüm dünyadaki MDF üretiminin %40'ını gerçekleştiren bir ülkeye doğru gelişmesini sağladı. Bu, dikkate değer bir başarı. Ancak MDF endüstrisi yerel mobilya kullanıcılarından ve diğer nihai kullanıcılardan gelen güçlü talepler olmadan gelişemezdi.
Çin'deki ahşap panel endüstrisinin daha fazla gelişmesinin önündeki başlıca engel, Çin'in MDF ve diğer orman ürünlerini üretmek için özellikle de Rusya'dan ithal edilen kütüklere bağımlı olması. Bu Rusya'nın en güçlü olduğu nokta ve kütükler üzerine koyulan ihracat vergisinin de temel sebebi. Ancak kütükler üzerindeki bu ihracat vergisi Rusya'yı baskın bir orman ürünleri üreticisi yapmak için yeterli değil. Buradaki temel zorluk Rusya'nın hem yerel hem de yabancı yatırımcılar için Güney Amerika ve Avustralasya gibi orman zengini bölgelerden ve Çin gibi MDF ve PB üretiminin merkezi olan ülkelerden daha cazip bir yatırım merkezi haline getirilmesidir. Yabancı ve yerel yatırımcılar kazançları maksimize etmek ve riskleri en aza indirgemek için yatırımlarının yerini çeşitli faktörlere dayalı olarak belirliyor. Önemli yüksek kazançlı ve düşük riskli yatırım faktörleri arasında çok olumlu bir yatırım ortamı, güçlü bir yerel pazar temelli ekonomi, ihracata öncelik tanıyan kuruluşlar ve araçlar, altyapı gelişimine yüksek seviyede adanmışlık, iyi işleyen yasal, finansal ve demokratik kuruluşlar ve düşük yolsuzluk seviyeleri yer alıyor.
Rusya temelli MDF ve PB üreticileri ürünleri için güçlü yerel pazarlara ve ihracat pazarlarına sahip olmak zorunda. Bu durum, dış veya iç finansmanlı yatırıma olanak tanıyan politikalar ile teşvik edilebilir. Olumlu bir yatırım ortamı, yalnızca MDF ve PB üretim tesislerine potansiyel yatırımcılar için değil, aynı zamanda mobilya üretimi ve konut inşaatı gibi nihai kullanım sektöründeki yatırımcılar için de önemlidir. Bu durum ayrıca ekipman ve reçine üreticileri gibi tedarik endüstrileri için de oldukça önemlidir. Ahşap panel endüstrisi yalnızca mobilya üretimini güçlü bir yerel endüstri ve ihracat endüstrisi olarak ve ahşap ev inşaatı gibi MDF ve PB kullanan diğer sektörleri ileriye götürecek politikaların yürürlüğe koyulması ile tam potansiyeline ulaşabilir.
Önümüzdeki ekonomik yükseliş Rusya'nın başlıca küresel MDF ve PB üreticisi ve tüketicisi olması için altın bir fırsat sunuyor. Ülkelenin bu fırsatı nasıl değerlendireceğini önümüzdeki dönemlerde göreceğiz.
|
|
MODOKO Başkanı Ethem Özçelik: “Dünyanın mobilya başkenti Türkiye olabilir” |
 KDV, TEKSTİLDE OLDUĞU GİBİ %8'E DÜŞÜRÜLMELİ
Ticaret açığı vermeyen nadir sektörlerden biri olan mobilya sektörü, 2011 yılında özellikle Arap ve Afrika ülkelerine yaptığı ihracatla yılı iyi geçirdi. 2008 krizinde yapılan KDV indiriminin ardından mobilya sektörü bir süre nefes aldıysa da bu pek uzun sürmedi. Yüzde 18 KDV sektörün belini bükerken, hammade sıkıntısı da en büyük sorunlar arasında yer alıyor. MODOKO Başkanı Etem Özçelik, yerli malının özendirilerek, KDV'nin tekstil gibi yüzde 8'lere düşürüldüğünde, Türkiye'nin cari açığının yerli malı kullanılarak kapatılabileceğini belirterek, "Dünyanın mobilya başkenti Türkiye olmalı" dedi.
İHRACAT ORANI %20'YE YAKIN ARTTI
MODOKO Yönetim Kurulu Başkanı Etem Özçelik, mobilya sektörünün 2011 yılında ihracat oranını yüzde 18,9 oranında artırdığını belirtti. Kapasite kullanım rakamlarının yüzde 75,5 olduğunu vurgulayan Etem Özçelik, şunları söyledi: "2008 krizinde yapılan KDV indirimi sektördeki tıkanmışlığı asgari ölçülerde gidererek sektörün az da olsa nefes almasını sağladı. KDV indirimi ile stokların eritilmesinden sonra sektördeki olumlu etkisi tam kendini göstermeye başladığı sırada indirim kaldırılmıştır. Oysa zaman içinde, kademeli olarak KDV indirimi kaldırılmış olsaydı indiriminin olumlu etkisi sektör üzerinde daha hissedilir ve yararlı olacaktı."
TASARIM, TEKNOLOJİ, KNOWHOW DESTEKLENMELİ, TEŞVİKLER ARTMALI
Yaklaşık 65 bin firmanın faaliyet gösterdiği, 250 binin üzerinde doğrudan istihdam oluşturan, 170 ülkeye yaklaşık 1,3 milyar dolar civarında ihracatı olan mobilya sektörünün pilot bir sektör olarak ele alınıp desteklenmesi gerektiğini belirten Etem Özçelik şöyle devam etti: "Burada dikkat edilmesi gereken, sektörün emek yoğun yapısını ve zanaatkâr kökenini ihmal etmeden; tasarım, teknoloji, know-how gibi alanlarda dünyadaki diğer ülkelerin uyguladığı destek ve teşviklerin verilmesi olacaktır. Mobilya sektörünün yapısal sorunlarına çözümler üretildiğinde ihracatımız artacak."
2012'DE MOBİLYA SEKTÖRÜ YÜKSELİŞE GEÇECEK
Etem Özçelik, 2011'i 80 milyar dolara yaklaşan bir cari açıkla kapatacağımızın görüldüğünü söyleyerek, Türkiye'nin dış ticaret açığı vermediği nadir sektörlerden biri olmaya devam eden mobilya sektörü için yerli malı kullanıldığında bu açığın kapatılabileceğini bildirdi. MODOKO Başkanı Özçelik, "Ülkemizde mobilya sektörü toplam 1,3 milyar dolar ihracat rakamına sahip. Üretimi, 65 bin işyerinde, 250 bin istihdam ile başarıyoruz. İhracatımız 2011 yılı Ekim ayında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 8,9 artışla 11 milyar 935 milyon dolar olarak gerçekleşti" dedi.
TÜKETİCİ YERLİ MALINA GÜVENMELİ, ONU TERCİH ETMELİ
Mobilyacıların 2012 yılı taleplerine değinen Özçelik, "tüketicimiz artık yerli malına güvenmeli ve yerli mobilyayı tercih etmeli. Ülkemizde her türlü mobilyanın ve aksesuarlarının en kalitelisi üretiliyor. Ucuz diye kalitesiz ürünleri dışarıdan almayalım. Yatırımlarımızı kendi topraklarımızda yaparsak meyvelerini yine birlikte yeriz. Önemli konulardan bir diğeri de mobilya üreticisinin kullandığı ağaç, kumaş, boya vb. hammaddedeki KDV oranlarının yüksek olması. Bunun düşürülmesi de taleplerimiz arasında yer alıyor" dedi.
FUARLARA KATILMAK ÖNEMLİ
MODOKO Başkanı Etem Özçelik, şubat ayı başında İstanbul'da düzenlenecek sektörün önemli bir fuarı olan İMOB'a, MODOKO'nun hazırlıklarının da hızla devam ettiğini belirtti. Fuara firmaların katılmasının önemine değinen Özçelik, fuarlar bir vitrin olarak çok önemli" dedi. Özçelik, 2012 yılının mobilya sektörü için umut verici işaretlerinin geldiğini de sözlerine ekledi.
TÜRKİYE İHRACATTA TARİHİNİN REKORU KIRDI
Türkiye'nin 2011'de ihracatının bir önceki yıla göre yüzde 18,2 artarak 134,6 milyar doları bulduğunu hatırlatan Etem Özçelik, 2008'de gerçekleşen 132 milyar dolarlık seviyenin üzerine çıkılarak Cumhuriyet tarihinin rekorunu kırdığını söyledi. Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan'ın dış ticarette açık verilen ürünlerin Türkiye'de üretilmesini sağlayacak bir teşvik paketi üzerinde çalıştıklarını, düzenlemenin ay sonuna kadar duyuracaklarını vurgulayan Etem Özçelik şöyle devam etti: "Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) verilerine göre, 2011'in ihracat şampiyonu yüzde 17,4 artış göstererek 20,4 milyar dolarla otomotiv sektörü oldu.
Bu sektörün ardından yüzde 28,9 artış ve 16,3 milyar dolar ihracatla kimyevî maddeler ve mamulleri gelirken, yüzde 10,7 artış ve 16,2 milyar dolar ihracatla hazır giyim ve konfeksiyon, sıralamada üçüncü oldu. Sanayi ürünleri yüzde 81,6 ile ihracattaki en yüksek payı elde ederken, bu kalemi yüzde 15,5 ile tarım ürünleri ve yüzde 0,6 ile de madencilik ürünleri takip etti. Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, dış ticaret açığı verilen, Türkiye'de üretimi olmayan veya yeterli üretim olmadığı için dışarıdan ithal edilen ürünlerin Türkiye'de üretilmesini sağlayacak bir paket hazırladıklarını söyledi. Bu paketle yerli malına güven konusu bir kez daha gündeme gelecek. Türkiye'nin 2011'de gösterdiği 18,2'lik ihracat artışını 2012'de çok daha yukarılara taşımasına neden olacaktır."
|
|
Türkiye İnovasyon Kongresi İstanbul’da Yapıldı |
 İş dünyasındaki yenilikçi düşünceyi, ürünleri, süreçleri ve şirketleri desteklemeyi amaçlıyan "Türkiye İnovasyon Konferansı", T.C. Cumhurbaşkanlığı himayesinde Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) ve Turkcell fikir liderliğinde İstanbul'da yapıldı. 07 - 08 Aralık 2011 tarihlerinde Haliç Kongre Merkezi'nde gerçekleştirilen kongre iş dünyasını, siyasi karar vericileri, bürokrasi ve akademik çevreyleri "inovasyon" kavramı etrafında buluşturdu.
İki gün süren kongrede Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Katar Şiyhi Hamad Bin Khalifa Al Thani, bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün, TİM Başkanı Mehmet Büyükekşi, Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş gibi isimlerin yanısıra innovasyon, bilim ve teknoloji konusunda yerli yabancı 10 kadar da uzman birer konuşma yaptı.
iNSANLIK TARİHİNİ OLUŞTURAN TEKNOLOJİK YENİLİKLER OLMUŞTUR"
İnovasyon Yıldızları İstanbul'da başlığıyla düzenlenen Kongrenin açılışında yaptığı konuşmaya "İnsanlık tarihi esasen bilim, teknolojik yeniliklerin ve diğer bir deyişle inovasyonun bir tarihidir. Çağları açan da kapatan da, büyük medeniyetleri yükselten de çöküşe sürükleyen de hep teknolojik değişme ve yenilikler olmuştur" diyerek başlayan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, yeniliklerin insanların günlük hayatlarını radikal bir şekilde değiştirdiğine dikkat çekti.
Cumhurbaşkanı Gül," Enformasyon ve genetik teknolojisinin şekillendirdiği küresel bilgi toplumunda, bilim ve teknoloji ve yeniliklerin toplum hayatındaki yeri ve önemini tartışmak bugün için tuhaf kaçabilir. Ancak iktisadi düşünceler tarihinde neredeyse tüm ünlü iktisatçı ve sosyologların, bilim ve teknolojinin ekonomi ve toplum hayatındaki yerine değindikleri de bir gerçektir. Teknoloji ve inovasyonu ister sosyolog Markus veya Simon de Bolver gibi, insanı körleştirmek için bir araç olarak görelim, ister Adam Smith ve Karl Marx gibi insanın özgürleştirmek için temel güç olarak değerlendirelim hepimiz yeniliklerle bir şekilde yaşamak zorundayız ve yenilikler hepimizin hayatını çok köklü bir şekilde değiştirmektedir. Özellike biz iktisatçıların (ki kendimi de içine koyuyorum) ekonomik büyümenin uluslararası rekabetin temel faktörlerinden biri olan yenilik ve teknolojiyi göz ardı etmesi mümkün değildir."şeklinde konuştu.
"ARAŞTIRMA VE GELİŞTİRME HARCAMALARI GİDEREK ARTMAKTA OLAN BİR ÜLKE OLARAK ARTIK BİLGİ İHRAÇ ETMEYİ HEDEFLEMELİYİZ"
Cumhurbaşkanı Gül, şirketlerin inovasyon yeteneklerinin geliştirilmesi için her türlü desteğin verilmesi gerektiğini söyleyerek, "Türkiye'nin bir yandan bilgi üreten, diğer yandan ürettiği bilgiyi ticarileştiren ve yurt dışına ihraç eden bir yapıya kavuşmalıdır. Bu şekilde dönüşüm geçirmiş bir ekonomi, gerek ekonomik istikrar gerekse ödemeler dengesiyle ilgili sorunlara karşı en güçlü teminattır" şeklinde konuştu.
Son yıllarda yakalanan güven ve istikrar sayesinde, orta ve uzun vadeli programlar hazırlama imkanının yakalandığını vurgulayan Gül, "Milli inovasyon sistemimiz başta hükümet olmak üzere özel sektörün ve akademik camianın etkin eş güdüm ve işbirliğini sağlayacak bir vasıfta olmalıdır. Bunun altını tekrar çiziyorum. Eğer bütün paydaşlar arasında bir eşgüdüm söz konusu olmazsa o zaman kaynakların da etkin bir şekilde kullanılmadığını görüyoruz. O bakımdan son dönemde alınan kararları doğru olarak gördüğümü bir kez daha ifade etmek isterim.
Özellikle üniversitelerde bilgi üretim süreciyle reel sektörün gerçekleştirdiği araştırma, geliştirme ve üretim süreçlerinin entegre hale getirilmesiyle bu faaliyetlerin kamu tarafından yönlendirilmesi ve desteklenmesi hayati önem taşımaktadır. Türkiye'de söz konusu faaliyetlerin koordinasyonu ve desteklenmesi bakımından da umut verici gelişmeler yaşanmakta" diyerek araştırma ve geliştirme harcamalarının 2000 yılına göre 3 kat artarak, 9 milyar lirayı aştığını belirtmiştir.
"HEDEF TÜRKİYE'Yİ BİR ÜRETİM, TEKNOLOJİ VE İHRACAT ÜSSÜ HALİNE GETİRMEK"
Cumhurbaşkanı Gül, işletmelerin araştırma, geliştirme, inovasyon, tasarım ve markalaşma yeteneklerini ve becerilerini artırmaları için her türlü desteğin verilmesinin önemine işaret ederek, ''Türkiye bir yandan bilgi üreten, diğer yandan ürettiği bilgiyi ticarileştiren ve yurt dışına ihraç eden bir yapıya kavuşmalıdır. Bu şekilde dönüşüm geçirmiş bir ekonomi, gerek ekonomik istikrar gerekse ödemeler dengesiyle ilgili sorunlara karşı en güçlü teminattır'' diye konuştu.
Son yıllarda yakalanan güven ve istikrar ortamının, ülkeye orta ve uzun vadeli programlar hazırlama imkanı verdiğini, bu mevzuda bir süre önce uzun yıllardır ihtiyacı hissedilen Sanayi Stratejisi Belgesi'nin uygulamaya konulmasını takdirle karşıladığını belirten Gül, bu belgenin temel hedeflerinden birinin de Türkiye'yi orta ve yüksek teknolojili sektörlerde üretim, teknoloji ve ihracat üssü haline getirmek olduğunu aktardı.
"İNOVASYON VE TEKNOLOJİ ULUSLARARASI REKABETİN TEMEL FAKTÖRLERİ ARASINA GİRMİŞTİR"
yeniliklerin insanların günlük hayatlarını radikal bir şekilde değiştirdiğini belirten Cumhurbaşkanı Gül," Enformasyon ve genetik teknolojisinin şekillendirdiği küresel bilgi toplumunda, bilim ve teknoloji ve yeniliklerin toplum hayatındaki yeri ve önemini tartışmak bugün için tuhaf kaçabilir. Ancak iktisadi düşünceler tarihinde neredeyse tüm ünlü iktisatçı ve sosyologların, bilim ve teknolojinin ekonomi ve toplum hayatındaki yerine değindikleri de bir gerçektir. Teknoloji ve inovasyonu ister sosyolog Markus veya Simon de Bolver gibi, insanı körleştirmek için bir araç olarak görelim, ister Adam Smith ve Karl Marx gibi insanın özgürleştirmek için temel güç olarak değerlendirelim hepimiz yeniliklerle bir şekilde yaşamak zorundayız ve yenilikler hepimizin hayatını çok köklü bir şekilde değiştirmektedir. Özellike biz iktisatçıların (ki kendimi de içine koyuyorum) ekonomik büyümenin uluslararası rekabetin temel faktörlerinden biri olan yenilik ve teknolojiyi göz ardı etmesi mümkün değildir."şeklinde konuştu.
"DÜNYA ARTIK ESKİSİNDEN DAHA HIZLI DÖNÜYOR"
Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün de açılışta yaptığı konuşmasında, dünyanın artık eskisinden çok daha hızlı bir şekilde döndüğünü, geçmişte uzun yıllar içinde yaşanan dönüşümlerin, artık çok kısa bir zamanda gerçekleşebildiğine dikkat çekerek, böylesine hızlı gelişen dünyada, ülkelerin rekabet gücü kazanması için yegane anahtarın bilim ve teknoloji olduğunu dile getirdi. Sosyal ve kültürel yapıların, ekonomik faaliyetlerin, kişisel tercihlerin, üretim ve tüketim alışkanlıklarının, iletişim, ulaşım ve haberleşme vasıtalarının, sürekli yeni biçimler kazandığını anlatan Ergün, şüphesiz bu hızlı dönüşüme katalizörlük eden ana unsurun, bilim ve teknoloji alanında yaşanan gelişmeler olduğunu ifade etti.
Ergün, 2012 yılından itibaren her yıl 500 teknogirişimciyi destekleyeceklerini ve başlangıç sermayesi olarak bunlara 100 bin lirayı hibe olarak vereceklerini belirterek, ''Yine projenin birinci fazında başarılı olan arkadaşlarımıza, ikinci faz için de 500 bin liralık ek bir hibe desteği vermeyi planlıyoruz'' dedi.
"DÜNYANIN EN BÜYÜK 10 EKOOMİSİNDEN BİRİ OLMAYI HEDEFLİYORSAK, AR-GE VE İNOVASYONA ÖNEM VERMEK BİR ZERCİH DEĞİL, BİR ZORUNLULUKTUR"
Ergün, önümüzdeki süreçte, üretim ve ihracatın içinde özellikle yüksek teknolojili ürünlerin payını en az yüzde 20'ler seviyesine çıkarmayı hedeflediklerini dile getirerek, şunları söyledi:
''2023 yılında yıllık 500 milyar dolar ihracat yapmayı ve dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri olmayı hedefliyorsak, bu oranı yakalamaktan başka bir şansımız yok. ARGE ve inovasyon konularına önem vermek, üniversite-sanayi işbirliğini geliştirmek ve sanayimizin teknoloji kapasitesini artırmak, Türkiye için bir tercih değildir, bir zorunluluktur. Bununla birlikte, üniversitelerde üretilen bilgiyi raflarda ürün haline dönüştürecek mekanizmaları da kurmamız gerekiyor.
Bu nedenle, bu yıl içinde Bakanlığımızın 'Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı' olarak yeniden yapılanması, ülkemiz için çok önemlidir. Bu da bir başka inovatif yaklaşım olmuştur. Bu dönemde Bakanlığımızın yeniden yapılanmasını da, ülkemizde son yıllarda yaşanan olumlu gelişmelerin bir sonucu olarak görmek gerekir. Artık Türkiye'nin gündemi çok üretmeyi fazla aşmış, Türkiye'nin gündemi kaliteli, ileri teknolojili ve yüksek katma değerli üretmeye odaklanmıştır. Bakanlığımız, reel sektörün bu anlayış içinde üretim yapması için, gerekli adımları atmaktadır.''
"SANAYİ STRATEJİ BELGESİ, GERÇEKLEŞTİRİLECEK REFORMLARIN BİR YOL HARİTASIDIR"
Bakan Ergün, bu yılın başında uygulamaya başladıkları Sanayi Strateji Belgesi'nin, gerçekleştirecekleri reformların bir bir yol haritası niteliğinde olduğunu belirtti. Bu belgede yer alan 72 eylemden 23 tanesinin firmaların teknolojik gelişimi için kurgulandığına işaret eden Ergün, Bakanlıkları ile TÜBİTAK ve KOSGEB gibi ilgili kuruluşların, reel sektörün inovatif yönünü geliştiren önemli çalışmalar yaptığını kaydetti.
Bakan Ergün, San-Tez ve Teknogirişim Sermayesi Desteği gibi programlarla Türkiye'de çok önemli projeler yürütüldüğünü dile getirerek, San-tez programında artık sanayinin sorunları üniversitelerde yüksek lisans ve doktora tezlere, yüksek lisans ve doktora tezleri artık sanayinin sorunlarını çözen bir nitelikte olduğunu ve Bakanlık olarak bu projelerin yüzde 75'ini kendilerinin finanse ettiğini ifade etti. Bu programlar sayesinde, preslerde hızlı kalıp değiştirme sistemleri, rotorlu tip insansız hava araçları, elektronik kontrollü diz eklem protezi, iş makineleri simülasyonları, elektrikli araçlar için lityum-iyon batarya ve kalp krizi için hızlı tanı kiti gibi çok önemli ürünler üretildiğini anlatan Ergün, önümüzdeki dönemde, hem mevcut desteklerini geliştireceklerini hem de yeni destek modelleri oluşturacaklarını kaydetti.
"TÜRKİYE'NİN 81 İLİNDE DE BİLİM VE TEKNOLOJİ MERKEZLERİ KURULACAK"
Bakan Ergün, Teknogirişim sermayesi desteğiyle, bugüne kadar teknolojik fikirlerini ürüne dönüştürmek isteyen 452 genç girişimcinin her birine 100 bin lira hibe desteği sağladıklarını anımsatarak, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Önümüzdeki dönemde en çok önem vereceğimiz alanlardan birisi, Türkiye'nin 81 ilinde bilim ve teknoloji merkezleri kurmak olacaktır. Böylece gençlerimizi ve öğrencilerimizin bilime olan ilgi ve meraklarını artıracağız. TÜBİTAK'ın önderliğinde yerel yönetimlerle işbirliği halinde kurulacak olan bu merkezler, çocuklarımızın ve gençlerimizin bilime olan ilgilerini artıracak, teknolojiyi daha doğru kullanmalarını sağlayacaktır.''
"İNOVASYON MESELESİNİ KÜLTÜRL DEĞERLER SİSTEMİMİZİN BİR PARÇASI HALİNE GETİRMELİYİZ"
Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mehmet Büyükekşi de yaptığı konuşmada, rekabet gücünü tesis etmenin, dış ticareti dengelemenin, hayatın her alanında birikmiş yapısal sorunların çözüm yolunun, değişimi kabul etmekten geçtiğini belirtti.
Mehmet Büyükekşi, "Bu heyecan verici süreçte hedefe inanıp gönül verenlerin kazandığı, vermeyenlerin kaybettiği, vasat olanın değil, sıra dışı olanın, farklı olanın ödüllendirildiğini gösterebilirsek her şey hızla değişir'' dedi. Büyükekşi, Haliç Kongre Merkezi'nde düzenlenen Türkiye İnovasyon Konferansı'nın açılışında yaptığı konuşmasında, inovatif düşüncenin Türkiye için şart olduğunu kaydederek, bunu kaçınılmaz bir mecburiyet olarak gördüklerini ifade etti.
"İNOVASYON KAPASİTESİ ARTMIŞ BİR EKONOMİ DEĞER, KALKINMA VE NİTELİKLİ İSTİHDAM YARATIR""
"İnovasyon konusunda yaratmaya çalıştıkları farkındalığın toplumsal bir yaşama biçimine nasıl dönüştürüleceği'' sorusuna yanıt aradıklarını dile getiren Büyükekşi, şöyle devam etti: "Bu soruya en açık cevabımız şudur; Bu süreci iyi yönetebilirsek hedefe çabuk ulaşırız. Bunun yolu da inovasyon meselesini kültürel değerler sistemimizin bir parçası haline getirmekten geçiyor. Okulda, işte, gündelik hayatta yenilik yapmaya çalışanları, icat çıkartanları öyle desteklemeliyiz ki, desteklemekle kalmayıp öyle baş tacı etmeliyiz ki herkes 'ben nasıl bir yenilik yapar da hem kazanırım hem de onurlandırılırım' diye düşünmeli."
İnovasyon kapasitesi ve yetkinliği artmış bir ekonominin değer, inovatif kalkınma ve nitelikli istihdam yaratacağını ifade eden Büyükekşi, Türkiye İnovasyon Konferansı ile inovasyon kavramının yaygınlaşması adına önemli bir adımın atıldığını kaydetti. İnovasyonun sadece özel sektörün değil aynı şekilde kamunun da temel meselesi olduğunu vurgulayan Büyükekşi, geçmişin başarıları üzerine bir dizi alanda daha büyük bir değişime ve dönüşüme ihtiyaç olduğuna işaret ederek, kamuda etkinlik ve verimlilik temelinde dönüşümün, kamu teşkilatlanmasında yeni olanakların, mobil devlet ve e-devlet uygulamalarının, klasik performans ölçme sistemlerinde değişimin, inovatif ruhu destekleyen icatçı devletin ve inovasyon konusunda teşvik modellerinin gerekli olduğunu söyledi.
"21. YÜZYIL EKONOMİSİ BİR İNOVASYON VE YENİLİK EKONOMİSİDİR"
Büyükekşi, şöyle devam etti: "21. yüzyıl ekonomisi inovasyon ve yenilik ekonomisi. Krizlerle boğuşan, tünelin ucunda ışık arayan ekonomiler için inovasyon oldukça önemli bir fırsat. 'Değişimi gerçekleştirmek geleceği tasarlamaktır' vizyonu ile yola çıkan TİM, yeni nesil büyüme için inovasyon atağı yapmak gerektiğinin farkında. İhracatı ve istihdamı teşvik etmek için, Türkiye'nin kanayan yarası cari açıkla mücadele etmek için topyekün bir inovasyon atağı gerçekleştirmek zorundayız. İnovasyon kültürüne uygun insan kaynağını, akademik altyapısını, bölgesel inovasyon sistemini, iş yapış modelini, inovasyon üzerine kurmuş şirketleri ve fikri mülkiyet haklarını geliştirdikçe, Avrupa inovasyon tabelasında 57. sırada değil, Avrupa inovasyon liginde ilk 10'a yükseleceğiz.''
Türkiye'nin artık eko-inovatif, yenilenebilir kaynaklarla verimlilik ve katma değer yaratması gerektiğini belirten Büyükekşi, ''Türkiye, pazar payı almada inovasyon odaklı bir konumda olmalı'' dedi.
BİLGİYE DAYALI GİRİŞİMCİLER İÇİN BİR ÇEKİM MERKEZİ OLUŞTURAN, REKABETÇİ BİR TÜRKİYE VAR HAYALİMİZDE"
Kamuda, yönetimde ve ekonomide inovasyon ile Türkiye'nin geleceğe daha sağlam adımlarla ilerlediğini ifade eden Büyükekşi, ''Türkiye İnovasyon Konferansı, tüm sektörlerde inovasyonu canlandırmada önemli bir rol oynayacak ve verimlilik artışına katkı sağlayacak. Rekabet gücümüzün artmasına imkan tanıyacak. İnovasyon politikası alanındaki iyi uygulamaların paylaşılması ve inovasyon desteğinin arttırılması amacıyla, bizler tüm aktörlerin teşvik edilmesini destekliyoruz. Türkiye'nin silikon vadisi gibi tam anlamıyla inovasyonu geliştiren ileri bir sistem tasarlaması için tarihi bir fırsat var elimizde. Yenilikçi fikir ve bilgi üreten, bunu yüksek katma değerli üretime dönüştüren, bilgiye dayalı girişimciler için çekim merkezi ve girişimcileriyle rekabetçi bir Türkiye var hayalimizde'' diye konuştu.
|
|
MASKO Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Karcı: “2012’de Mobilya Sektörü Afrika Pazarına Yönelecek |
2011'de İhracatta gerçekleşen % 20'ye yakın artış oranı 2012 için umut veriyor"
Türkiye ekonomisinin en önemli itici güçleri arasında yer alan mobilya sektörü, 2011 yılını zirvede kapatıyor. Bu sene yükselişte hız kesmeyen sektördeki olumlu havadan Türkiye'nin ve dünyanın en büyük mobilya kenti MASKO da payını aldı. Türkiye İstatistik Kurumu ile Gümrük ve Ticaret Bakanlığı işbirliğiyle oluşturulan geçici dış ticaret verilerine göre; 2011 yılı Ekim ayında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 8,9 artışla 11 milyar 935 milyon Dolarlık ihracat gerçekleştiren Türkiye'de, mobilya sektörü ihracat rakamlarını yüzde 18,9 oranında artırdı. 2011 yılında mobilya sektöründe yaşanan değişimleri değerlendiren MASKO Mobilya Kenti Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Karcı, "Türkiye 2011 yılında yaşanan seçim sürecinin yanı sıra Mısır, Libya ve Suriye'deki hareketlenmeler neticesinde iç piyasada gevşeme yaşadı. Bu gelişmeler mobilya sektörü de dâhil olmak üzere tüm ticari alanları sarstı. Ancak biz MASKO olarak yılı oldukça olumlu geçirdik" dedi.
Yaz dönemlerinde mobilya sektöründe yavaşlama yaşandığının altını çizen Karcı, "Bu sene sektörün olağan durgunluğuna aynı döneme denk gelen seçim süreci de eklenince etkisi daha çok hissedildi. Kuzey Afrika ve Orta Doğu'daki olayların mobilya ihracatında yarattığı negatif etkiye karşın bu sene elde edilen yüzde 18,9'luk artış, bizce önemli bir ayrıntı. 2012 yılı için de umut verici bir gelişme" dedi.
"2012 yılında yeni pazar arayışlarımız olacak"
170 ülkeye yaklaşık 1,3 milyar Dolarlık ihracat gerçekleştiren Türkiye mobilya sektörü, 2023 yılına kadar bu rakamı 6 milyar Dolara çıkarmayı hedefliyor. 125 milyar Dolar seviyesindeki dünya ihracatının yüzde 25'ini Çin'in tek başına idare ettiğini anımsatan Karcı, "Türkiye ihracat sıralamasında 18'inci sırada yer alıyor. Ancak bu rakamı daha da yukarılara çekme hedefindeyiz. Türkiye artık Afrika pazarına yelken açtı. Bu konuda MASKO olarak bizim de çok ciddi çalışmalarımız bulunuyor. Libya'daki, Mısır'daki gerilimler dünyayı etkilese de Nijerya, Gambia, Demokratik Kongo gibi yeni ülkeler Türkiye ve MASKO ile işbirliği yapmak istiyor. 2012 yılında bu bölgelerle çalışmalarımızı güçlendirerek, yeni pazar arayışlarımızı hızlandıracağız" dedi.
"Mobilya sektöründe Arap ülkelerine ihracat azaldı, Afrika ile ortaklıklar arttı"
Türkiye mobilya sektörü 2011 yılı ihracat rakamlarına bakıldığında ise Yunanistan ve KKTC dışındaki tüm bölgelerde değişen oranlarda artış görüldüğünü dile getiren Karcı, mobilya ihracatındaki en büyük payın yüzde 53 ile Irak'a ait olduğunu; bu yıla damgasını vuran Arap Baharı rüzgârının ise Türk mobilya sektörü için olumlu esmediğini söyledi. 2011'de Arap ülkeleriyle azalma eğilimi gösteren ihracatın yılın ikinci yarısında Afrika ülkelerine yöneldiğini belirten Karcı, "Libya'ya yönelik ihracat yüzde 81 azaldı. Yine Suriye'ye yapılan ihracatta da yüzde 15'lik bir düşüş söz konusu oldu. Bunlarla birlikte yüzde 29 ile Tunus ve yüzde 49 ile Yemen'e yönelik mobilya ihracatımızda da azalma var. Ancak Arap ülkelerindeki bu düşüş, genel olarak Türkiye mobilya ihracatının azaldığı anlamına gelmiyor. Biz de MASKO Mobilya Kenti olarak genel ihracat oranının yüzde 10'ununu her zaman olduğu gibi karşılamaya devam ettik" dedi.
"Devletimizden daha fazla destek bekliyoruz"
İstikrarlı bir şekilde büyümeye devam eden mobilya sektöründe yaşanan sıkıntılara da dikkat çeken Karcı, "Sektörün önemli sorunlarından biri uygulanan KDV politikası. Nakliye ve teşhir maliyetleri de önemli sıkıntılar yaratıyor. Bir de bunların üzerine yüzde 18'lik KDV uygulaması eklenince mobilya sektörünün önü tıkanıyor. Nakliye ve teşhirde destek yok. Avrupa'ya baktığımızda mobilyacılara bu anlamda farklı destekler verildiğini görüyoruz. Devletin KDV'yi düşürmesi, tabana yayması ilk ve en önemli talebimiz. Mobilya ihracatının artması, 2-3 milyar Dolar seviyelerinde olması için bu konularda devletimizden destek bekliyoruz" dedi.
Markalaşma konusunda da sektörde ciddi problemler olduğuna değinen Karcı, markalı mobilyaların sektördeki oranının sadece yüzde 20 olduğunu belirterek, "Türk mobilya sektörü, Avrupa'yla karşılaştırıldığında markalaşma konusunda ciddi sıkıntılar yaşıyor. Bunun üzerine bir de yüzde 85 oranında kayıt dışı üreticiler eklendiği için sorun büyüyor. Bu durum atıl yatırım, kapasite kullanımı, bilgi birikimi yetersizliklerini ve branşlaşamama sıkıntısını da beraberinde getiriyor" dedi.
"Türk mobilyasının kalitesi giderek artıyor"
Türkiye'de üretilen ürünlerin kalitesinin her geçen gün yükseldiğine dikkat çeken MASKO Mobilya Kenti Yönetim kurulu Başkanı Hasan Karcı, mobilya sektörünün ülkemizin toplam ihracatının yüzde 1'ini kapsadığını belirterek hem yurt içinde hem de yurt dışında koşan mobilya markalarımız olduğuna vurgu yapıyor. Karcı, bunu tetikleyen en önemli faktörün Türk mobilyacısının artık tasarımcı ve içmimarlarla çalışmaya başlaması olduğunu belirterek 2012 ve devam eden 3-5 yıl içerisinde Türk mobilyasının dünyada trendleri takip eden değil, belirleyen konuma gelerek daha da güçleneceğine olan inancını da belirtiyor.
|
|
Türk Mobilya Sektörünün Sorunları ve Çözüm Önerileri |
 1- ÜRÜN ANALİZLERİ VE LABORATUAR SORUNU
a-) Avrupa Birliği ülkelerinde FSC Sertifikası istenmektedir.
Avrupa Birliği ülkelerine yapılan mobilya ihracatlarında, FSC (The Forest Stewardship Council) Sertifikası (Orman Yönetim Konseyi) arandığı ve mobilya ihracatçısının bu sertifikayı temin etmekte zorlanmaktadır.
Çözüm Önerisi:
Orman ve Su İşleri Bakanlığınca, mobilya üretiminde kullanılan ağaçların, plantasyon ormanlarında elde edildiğini gösteren FSC Sertifikasının verilmesiyle sorunun aşılacağı düşünülmektedir. b-) İnegöl, Ankara Siteler, Kayseri gibi laboratuar bulunmaması ve İstanbul AHL laboratuarındaki kimyager yetersizliği (Not: Bu raporun hazırlanmasını takiben İnegöl'debir mobilya test laboratuvarı faaliyete geçmiştir. Ancak diğer bölgelerde sorun devam etmektedir.)
Üretici ve ihracatçı mobilya firmalarımızın yurt dışından ithal ettikleri hammaddeler ve ihraç ettikleri ürünler, akredite laboratuarlarda bazı testlere tabi tutulmakta olup, İnegöl, Ankara Siteler ve Kayseri gibi mobilya üretim ve ihracatında önemli paya sahip illerimizde laboratuar bulunmaması nedeniyle, söz konusu firmalar, zorunlu testleri Ankara'da veya İstanbul'da AHL laboratuarında yaptırmak zorunda kalmaktadırlar. Ancak AHL laboratuarında sadece iki kimyagerin görevli olması ciddi sıkıntılara neden olmakta, daha önce 2-3 gün olan mal çekim süreleri, halihazırda 7 güne çıkmış bulunmaktadır.
Çözüm Önerisi:
Bu nedenle, Kayseri ilinde kimyageri olan bir laboratuarın kurulması ve İstanbul AHL laboratuarındaki kimyager sayısının artırılması aciliyet arz etmektedir.
2- LOJİSTİK SORUNU
Tüm sektörlerde olduğu gibi mobilya sektöründe de ulaşım, ağırlıklı olarak karayolu ile yapılmaktadır. Ancak mobilya sektörü ürün özelliği nedeniyle yüksek ulaştırma maliyetlerinden daha çok etkilenmektedir.
Çözüm Önerisi:
Sorunun çözümü için demiryolu ve deniz ulaşımı geliştirilmelidir. Bu kapsamda; ray aralığı ve vagon uyumsuzluğu sorunlarının çözümü düşünülmeli, yakın zamanda tamamlanacak olan Kars-Bakü-Tiflis demiryolu gibi fizibıl yatırımlar yapılmalıdır. Limanlarımızın "aktarma limanı" haline getirilmesi gerekir. Aktarma limanları konteynırların artması ve ulaşımın kolaylaşmasını sağlayacaktır, Mersin limanının draftının yükseltilmesi bu bağlamda yapılması gerekenlerin önünde gelmektedir.
3- MOBİLYA SEKTÖRÜNÜN TEŞVİK EDİLMESİ
Mobilya sektöründeki ihracatta yakalanan başarılı sürecin daha da gelişerek devam ettirilebilmesi için, sektörün yapısı dikkate alınarak, firmaların yatırım ve ihracat teşviklerinden daha fazla ve daha yaygın olarak yararlanmaları gerekmektedir.
Mobilya sektöründeki ürünlerin büyük çoğunluğu geniş hacimli ve ağır ürünler olduğundan nakliye, firmalar için ihracatta maliyeti artıran en önemli unsurlar arasında yer almaktadır. Sektörde yoğunlukla dünyanın en pahalı taşıma şekli olan karayolu taşımacılığı kullanılmaktadır.
Çözüm Önerisi:
Fuar desteği, nakliye desteği adı altındaki teşviklerle sektör mutlaka desteklenmelidir. 16.07.2009 tarihinde yayımlanan Resmi Gazete' de yayımlanan yatırımlarda "Devlet Yardımları Hakkındaki Karar"da, yonga levha, mdf, sunta, kontrplak bölge bazında desteklenecek sektörler arasında sayılmakla birlikte sektörle ilgili önemli sayıda imalat ve ihracatçımızın bulunduğu İstanbul teşvik kapsamı dışında bırakılmıştır. Aynı kararda mobilya imalatı "metalden ve plastikten imal edilenler hariç" tutularak hem karmaşa yaratılmış hem de teşvik kapsamı daraltılmıştır.
4- ORMAN İŞLETMELERİ MİKTAR VE KALİTE YÖNÜNDEN SEKTÖRÜN HAMMADDE İHTİYACINI KARŞILAYAMAMAKTADIR
Bu nedenle de mobilya sanayi, kaliteli cins odun hammaddesi ve bazı yan sanayi ürünlerindeki açığını ithalat yolu ile kapatmaktadır. Türkiye mobilya sektörünün, pazar olanaklarını değerlendirebilmesi için, başta hammadde kaynağı olmak üzere çok önemli engelleri aşması gerekmektedir. Örneğin, Türkiye'de yeterli hammadde olmasına rağmen, orman işletmeleri miktar ve kalite yönünden sektörün hammadde ihtiyacını karşılayamamaktadır. Bu nedenle de mobilya sanayi, kaliteli cins odun hammaddesi ve bazı yan sanayi ürünlerindeki açığını ithalat yolu ile kapatmaktadır.
Çözüm Önerisi:
Artan üretim ve ihracat ile birlikte sektörün artan hammadde ihtiyacını yerel ürünlerle karşılamasına dönük yatırımlar, sektörün ve dış ticaret dengesi açısından ülke ekonomisinin yararına olacaktır. Bu itibarla Orman Bakanlığı tarafından, bölgelerin yapısına en uygun bitkileri belirlenerek, sektör kullanımı için uygun görülen kaliteli cins ağaçların bu bölgelere dikilmesi ve ormanlarımızın doğru politikalarla korunması sağlanmalıdır.
5- TEMİNAT MEKTUBU İADELERİNDE YAŞANAN SORUN
DİİB kapatma işlemi sonrası teminat çözümü işlemleri aşağıdaki işlemler sonrasında sonuçlanmaktadır;
İhracatçı Birliklerince kapatma işlemleri yapıldıktan sonra ithalatların yapıldığı (teminatların tutulu olduğu) gümrüklerin başmüdürlüklerine teminat çözümü için yazılı olarak gereği bildirilmektedir.
DİİB kapatma ve teminat çözümüyle ilgili işlemler başmüdürlüklerde Ekonomik Etkili Gümrük Rejimi servisleri tarafından takip edilmekte ve bağlı gümrük müdürlüklerine (teminatların tutulu olduğu) teminat iadesi için talimat verilmektedir.
Gümrük Müdürlüğü de saymanlığına talimat vermektedir.
Firmalarımızla yaptığımız görüşmelerde kapatma yazısı ile teminat iadesi arasında geçen sürenin ortalama 1-1,5 ay olduğu, ifade edilmektedir.
Çözüm Önerisi:
İzin belgelerinin kapandı yazıları alındıktan sonra, bu belge ile ilgili gümrük müdürlüklerine başvuruda bulunulduğu takdirde teminat mektuplarının biran önce teslim edilmesi sağlanmalıdır.
6- MOBİLYA SEKTÖRÜNDE FİNANSMAN SORUNU
Mobilya sektörü ülkemizde büyük oranda KOBİ'lerden oluşmaktadır. Kamu kuruluşlarının KOBİ'lerin finansman ihtiyaçlarını giderici önlemleri acilen alması, sürdürülebilir ihracat ve dolayısıyla artan üretim kapasitesine paralel yatırım ihtiyacının karşılanabilmesi açısından önem arz etmektedir. İhracatçılarımızın rakip ülke ihracatçıları ile rekabetinin sağlanabilmesi için uluslar arası finansman imkanlarından yararlandırılması önemli bir gerekliliktir.
Çözüm Önerisi:
Eximbank'ın ülke bazında ve proje bazında kredi vermesinin sağlanması, ayrıca dış ticaretin finansmanı konusunda, uluslararası finans kuruluşları, kalkınma ve yatırım bankaları ile ortak çalışmalar yapılmalıdır.
7- ÇİN VE UZAKDOĞU ÜLKELERİNDEN İTHAL EDİLEN KALİTESİZ VE UCUZ ÜRÜNLER, İHRACATÇIMIZIN REKABET ŞANSINI AZALTMAKTADIR
Çözüm Önerisi:
Çin ve Uzakdoğu ülkelerinden yapılan ithalat (özellikle de laminatlar), tarafı olduğumuz uluslararası anlaşmalar çerçevesinde kontrole tabi tutulmalıdır.
8- SANAYİ ODALARI
İhraç ürünleri için Sanayi ve Ticaret Odalarından alınan belgelerin onayı için odalara gitmek gerekmektedir.
Çözüm Önerisi:
ATR dolaşım belgesi, Euro 1, Menşe Şehadetnamesi belgeleri satış ve belge onay işlemlerinin elektronik ortamda yapılabilmesi için gerekli altyapının kurulması, firmalarımızın zaman kaybına uğramaması için önem arzetmektedir. Sözkonusu belgelerin İhracatçı Birlikleri tarafından verilmesi yönünde çalışma yapılmalıdır.
|
|
Ağaç Mamülleri Orman Ürünleri Sektör Sorunları ve Çözüm Önerileri |
 1- İÇ PİYASADAN HAMMADDE TEMİNİNDEKİ SORUNLAR
a-) Hammadde fiyatları uluslararası piyasalara göre daha yüksek düzeydedir Türkiye' de ağaç mamulleri sektörünün ihtiyacı olan hammadde fiyatları Orman ve Su İşleri Bakanlığı tarafından belirlenmektedir. Türkiye'de yonga ve lif levha yapımına elverişli odun fiyatları son zamanlarda 80 - 100 $ / ton seviyelerine kadar düşmüş olmasına rağmen, halen 25 -30 $ / ton olan Dünya fiyatlarının oldukça üzerindedir. Yurt dışından (ABD, Kanada gibi ülkelerden) hammadde ithal etmek cazip hale gelmiştir.
Çözüm Önerisi:
Orman Genel Müdürlüğü tarafından tespit edilen hammadde fiyatları, sektörün dünya ile rekabetini sağlayacak seviyelere getirilmelidir.
İşletilen ormanlık alanlar genişletilmeli, Orman Genel Müdürlüğü'nün kadro ve ekipmanları güçlendirilmeli, Anayasa ve ilgili kanunlarda gerekli değişiklikler acilen yapılarak üretim artışı sağlanmalıdır.
Hammadde ithalatını engelleyen hükümler gözden geçirilerek, hem ülke ormanlarını koruyacak ve geliştirecek hem de sektörün ihtiyacını karşılayacak hale getirilmelidir. Bu konudaki düzenlemeler tarafların ve üniversitelerin katılımıyla yeniden değerlendirilmelidir.
Özel ormancılık ve plantasyon ormancılığı daha etkin bir şekilde desteklenmelidir.
Lif ve yonga levha imalatçısı kuruluşlara verilen hammadde tahsis miktarı, üretici firmaların kapasitesi esas alınarak şeffaf ve hakkaniyetle yapılmalıdır.
b-) Hammadde fiyatları üzerinde ilave vergi yükleri mevcuttur.
Türkiye'de hammadde fiyatlarının bu şekilde yüksek olmasının nedenlerinden biri, Orman İşletmeleri tarafından ihale yolu ile yapılan satışlarda Ağaçlandırma Fonu (% 3), Tellaliye (% 1-2), Karar Pulu (‰ 4,5), İlave KDV (%1,6), Ayrıca DİİB kapsamı dışındaki alımlardan da % 3 oranında Bakanlık Fonu alınmaktadır. KDV dahil bu oran % 27,5 i bulmakta, buna ilaveten yükleme ve taşıma maliyetlerinin de yüksek olması hammaddenin fabrika teslim maliyetini artırmaktadır.
Çözüm Önerisi:
Hammadde maliyeti üzerindeki bu ilave vergiler kaldırılmalıdır.
c-) Hammadde satış koşul kriterlerinin belirlenmesi
Orman Genel Müdürlüğü tarafından ihale ve tahsis yolu ile yapılan ham madde satışlarında koşullar (kredi, tahsisat kriterleri) ihracat yapan üreticileri dikkate almadan belirlenmektedir. Örneğin vadeli satışlarda bedelin % 40'ı ve vergiler ve KDV peşin alınmakta, kalan için 9 aylık bir dönem için aylık % 8'den 7.2 oranında vade farkı uygulanmaktadır.
Çözüm Önerisi:
Vadeli alımlarda % 25 peşin, vergiler ve KDV dahil geri kalan % 75'i için 9 aylık vadede toplam % 4.5 vade farkı uygulanması imkanı verilmelidir.
Orman İşletme Müdürlüklerince, imalatçı-ihracatçılara DİİB kapsamında, Orman Kooperatiflerine sağlanan koşullarla hammadde tahsisatı yapılmalıdır.
Tahsisli satışlarda, tahsis kriterleri belirgin değildir. Bu yüzden objektiflikten uzaklaşılabilmektedir. Tahsisli satışlarda, üretici firmaların kapasite raporları dikkate alınarak objektiflik sağlanmalıdır.
2- KERESTE İHRACATINDA, İHRACAT FATURALARININ MERSİN VE ADANA TİCARET BORSALARINCA TASDİK EDİLME ZORUNLULUĞU SORUNU
Kereste hammaddesi olan tomruk, Orman Genel Müdürlüğü'ne bağlı Orman İşletme Müdürlükleri'nden ya da ithal yolu yurt dışından temin edilmektedir. Gerek iç piyasadan alınsın gerekse ithalat yolu ile temin edilsin, kereste ihracat edileceği zaman ilgili faturalar Mersin ve Adana Ticaret Borsaları tarafından tescil ettirilmektedir. Tescil ücreti ve tescil için harcanan emek, ihracatçı firmalarımızın maliyetini oluşturmaktadır.
Çözüm Önerisi:
İhracatçının önüne yeni engeller konulmasına mani olmak için Ticaret Borsalarınca ihdas edilen "Fatura Tasdiki" uygulaması kaldırılmalıdır. Konuya ilişkin olarak 185 nolu Gelir Vergisi genel tebliğinin "Ticaret Borsalarına Kota Edilen Maddeler" listesinden Orman mahsullerinin çıkarılması ve ürünlerimizin tarıma dayalı sanayi faslında değerlendirilmesi gerekmektedir.
3- İRAN'A YAPILAN SATIŞLARDA VAGON TAHSİSİ KONUSUNDA YAŞANAN SIKINTILAR VE VAN GÖLÜ GEÇİŞİNDE FERİBOT SIKINTISI
MDF ve Yonga üretimi yapan fabrikalar İran' a olan ihracatlarını demiryolu ile yapabilmekte ancak sık sık vagon tahsisi konusunda sıkıntı yaşamaktadırlar.
Ağırlığı ve kapladığı alan bakımından taşıma maliyeti yüksek olan MDF ve sunta TIR ile taşındığı zaman maliyet iki katına çıkmaktadır.
İran'ın Türkiye'den giden vagonları geç iade etmesi ve Tatvan'da yaşanan feribot yetersizliği sorunu çözümsüzlüğe terk etmektedir. Bunun yanında taşıma fiyatlarına yansıyan zamlarla zorlaşan rekabet ortamında, bu durumun İran pazarında ciddi bir kayba yol açacağı düşünülmektedir. Pazar ve müşteri kaybının telafisi için sorunun çözümü aciliyet arz etmektedir.
Çözüm Önerisi:
Feribot ihalesi bir an önce sonuçlandırılmalıdır veya feribot sefer sayısı ve sayısı artırılmalıdır.
4- YÜKSEK GÜMRÜK VERGİLERİ
Ağaç mamülleri için konulan gümrük vergileri yüksek olup bu durum ticareti olumsuz olarak etkilemektedir.
Çözüm Önerisi:
Rusya Federasyonu, Azerbaycan, Cezayir, İran tarafından Türk ürünlerine uygulanan yüksek oranlı gümrük vergilerinin düşürülmesi için çalışmalar yapılmalıdır. Ayrıca Cezayir ve Güney Afrika Cumhuriyeti ile serbest ticaret anlaşması yapılmalıdır.
5- KALİTESİZ HAMMADDE İTHALATI
Çin ve uzakdoğu ülkelerinden ve Bulgaristan' dan düşük hammadde ve enerji maliyeti sayesinde ülkemize göre ucuza mal olan kalitesiz yonga levha (sunta), kaplanmış yonga levha (suntalam),lif levha (mdf),kaplanmış lif levha (mdflam),laminant ve mdf panel kapıları, UV parlak mdf paneller ithal edilmektedir.
Çözüm Önerisi:
Bu ülkelerden gelen ürünlerle rekabet edebilmek için, bu ürün gruplarının ithali, taraf olduğumuz uluslararası anlaşmalar elverdiği ölçüde engellenmelidir.
6- ORMAN ÜRÜNLERİ KULLANILARAK ELEKTRİK ÜRETİMİNE TEŞVİK GETİRİLMESİ
Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanunla yenilenebilir enerji kaynaklarından olan Biokütle kapsamında Orman Ürünleri kullanılarak üretilecek elektrik için de teşvik getirilmiştir. Orman ürünleri ve atıkları kullanarak elektrik enerjisi üretilmesinin teşvik edilmesi alternatifsiz yegâne hammaddesi odun olan Türkiye orman ürünleri sektörünün neredeyse yok olması anlamına gelecektir.
Çözüm Önerisi:
Orman ürünleri ve atıkları kullanarak elektrik enerjisi üretilmesinin teşvik edilmesi uygulamasına son verilmesi gerekmektedir.
|
|
Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün:“KOBİ’ler için 12 milyar liralık kredi hacmi oluşturuldu” |
 Kredi garanti fonunun sermaye yapısının güçlendirildiğini, fonun sermaye yapısının 240 milyon liraya çıkarıldığını anlatan Ergün, Hazine’nin de fona 1 milyar lira kaynak aktardığını ve 12 milyar liralık kredi hacminin oluşturulduğunu söyledi.
Şimdi artık orta ölçekli, daha yüksek kredilere ihtiyacı olan yaklaşık 20 bin işletmenin her birinin maksimum 1 milyon lira kredi kullanabileceğini anlatan Ergün, ”Ama grup şirketleri ise bir grubun 3-5 şirketi birden kullanacaksa o zaman 1,5 milyon lira limitli olan bir kredi hacmi de KOBİ’ler için. Bununla ilgili çalışmalar tamamlandı ve başvurular ilk defa bugün başladı” dedi.
Kredi Garanti Fonunun yeni yapısından KOBİ’lerin bugün yararlanmaya başladığını belirten Ergün, şu bilgileri verdi: ”Bankalara başvurular bugün başlayacak. Bugün itibariyle firmalar KOBİ’ler Hazine’nin de vermiş olduğu bu 1 milyarlık destekten ve 240 milyon liralık KOSGEBS’in kendi sermaye artışından kaynaklanan yeni kredi hacminden 20 bankayla anlaşma yapıldı. Bu 20 bankanın her biri kredi garanti fonunun bir şubesi gibi çalışacak ve teminat sıkıntısı çeken KOBİ’ler bu sistemden daha çok yararlanacaklar.
Kredi riskinin yüzde 65?ini Hazine üstlendiği halde Hazine, bankaların istediği teminattan daha fazla, başka bir teminat istemeyecek. Bankalar yüzde 35?ini üstleniyorlar. Sadece o yüzde 35?lik teminat neyse o teminatla firmalar kredi kullanabilecekler. Diğer kısımda 240 milyon liralık sermaye artışı kısmından da riskin yüzde 80?ini zaten KOSGEB üstleniyor, yüzde 20?sini Kredi Garanti Fonu Üstleniyor. Bu sistem de bugün itibariyle yürürlüğe girmiş oldu.” Ergün, böylece esnafın 25 bin liraya kadar kredi kullanımıyla ilgili sistemi çalıştırmış olduklarını kaydetti. Aralık aylarında da artış trendi devam edecek.”
|
|
İstanbul Sanayi Odası: “Ekonomik Göstergelerinin Çoğu Olumlu, Yeter ki Yüksek Büyüme -Yüksek Cari Açık Döngüsünü Kıralım” |
 TÜRKİYE'DE EKONOMİK GÖSTERGELERİN ÇOĞUNDA TABLO OLUMLU
2012'de dünya ekonomisinin lokomotifi olan, ABD'nin %1,5, Avro Bölgesi'nin ise %0,5 civarında büyüyeceği öngörülüyor. Böyle karmaşık bir dönemde zor bir yıla doğru ilerlerken ülkemizdeki duruma bakacak olursak, ekonomik göstergelerin çoğunda olumlu bir tablo ile karşılaşıyoruz.
Son olarak Eylül ayında sanayi üretimimiz bir önceki yılın aynı ayına göre %12 oranında arttı. Bir ay önce, Ağustos'ta ise %3,7 ile 2011'in, daha doğrusu kriz sonrasında sanayi üretiminin kesintisiz arttığı son 22 aylık dönemin en düşük artış oranı ile karşılaşmıştık. Ne mutlu ki yavaşlama eğilimi kalıcı olmadı, sanayi üretimi bir ay sonra yeniden yüksek bir oranda arttı.
Öte yandan Ekim ayı sanayi üretimi açısından ümit verici bir kapasite kullanım oranı ile kapandı. Ekim ayında imalat sanayi kapasite kullanım oranı, Eylül 2008'den bu yana, son 37 ayın en yüksek değeri ile % 77 olarak gerçekleşti. 2011'in dokuz ayı itibarıyla ise sanayi üretimimiz, bir önceki yılın aynı dönemine göre %9,7 oranında artmış bulunuyor.
Tüm bu göstergelere bakarak yıl sonu için öngörülen %7,5'lik büyümeye ulaşmanın kuvvetle muhtemel olduğu şimdiden gözükmekte. Ekonomik ve sosyal sorunlarını çözebilmesi için Türkiye'nin kesintisiz ve %7-8 gibi yüksek oranlarda büyümesi gerekmekte. Sık sık ifade ettiğimiz gibi bu koşullarda %7,5 büyüme son derece sevindirici bir gelişmedir.
BÜYÜMEDE DE CARİ AÇIKTA EN ÖNDEYİZ
Ancak maalesef büyümenin, beraberinde ekonomimiz için bir kırılganlık unsuru olan yüksek cari açığı da getirmesi nedeniyle sevincimizi rahatça yaşayamıyoruz. Son ödemeler dengesi verilerine göre, Eylül ayında aylık cari açığımız, 6,7 milyar dolar, Ocak-Eylül dönemi açığımız 60,6 milyar dolar, Eylül itibarıyla son bir yıllık cari açığımız ise 77,5 milyar dolar.
The Economist dergisinin ekonomik ve finansal göstergeler tablosuna baktığımızda, ülkemizin büyüme oranı açısından gerçekten iyi durumda olduğunu ama cari açığın milli gelire oranında eksi %10 ile başı çektiğimizi görüyoruz. Bizi takip eden, eksi %9,6 ile Yunanistan!
Son 7-8 yılda şiddeti artsa da esasen cari açık 1950'lerden bu yana ekonomimizin yapısal bir problemidir. Ana nedeni de yüksek dış ticaret açığımız. Ancak, son yıllarda gerçekten çok hızlı bir yükseliş gösterdi. Örneğin 1991-1995 arasındaki beş yılda cari açığımızın toplamı 6,8 milyar dolardır. 2006-2010 yılları arasındaki beş yılda ise 173,7 milyar dolara çıkmıştır ki 2011'i de eklediğimizde çok yüksek bir rakam olacağı görülmektedir.
"TÜRKİYE EKONOMİSİ İÇİN YUMUŞAK BİR İNİŞ SÖZ KONUSU OLABİLİR Mİ ?
Karşımızdaki en can alıcı soru, alınan önlemler işe yaramaz ise ne olur? Cari açığımız daha nereye kadar, ne kadar artmaya devam edebilir? Geçtiğimiz günlerde Financial Times gazetesinde, "Türkiye ekonomisi için yumuşak bir iniş söz konusu olabilir mi?" sorusuna cevap arayan bir yazı yer aldı. Gerçekten de Türkiye ekonomisi, küresel ekonominin bu çalkantılı döneminde, sırttaki yumurta küfesi olarak tarif edebileceğimiz, yüksek cari açık yüküyle yola devam etmeye çalışıyor. Çok şükür ki şimdiye kadar finanse etmekte bir sorun yaşamadık. Son veriler, sevindirici bir gelişme olarak doğrudan yatırım girişinde geçen yıla göre artışa işaret ediyor. Fakat cari açığın büyük bölümü hâlâ kısa vadeli sermaye girişi ile finanse edilmekte. Bu kadar yüksek cari açığın her koşulda bir kırılganlık unsuru olduğu tartışmasızdır. Programda, Türkiye ekonomisinin 2012'de %4 oranında büyüyeceği öngörülüyor. IMF'in öngörüsü ise %2,2. Evet, cari açıkla mücadele etmeliyiz. Ama Türkiye'nin cari açıkla mücadelesi büyümeden, yüksek boyutlu fedakârlıklar yapmak anlamına gelmemelidir. Türkiye "yüksek büyüme - yüksek cari açık" kısır döngüsünü mutlaka kırmak zorundadır. Bunun kolay ve hemen çözüm bulunacak bir mesele olmadığını elbette biliyoruz ama iktisat tarihi açmazlar karşısında yaratıcı çözümler üretebilen, imkânları zorlayan ülkelerin kalkınma yarışında öne geçebildiğini göstermektedir. Hâlihazırda Türkiye'de, kendini kanıtlamış, deneyimli bir ekonomi yönetimi mevcuttur, işbaşındadır. Türkiye kriz sonrasında işsizlik oranını azaltabilen nadir ülkelerden biri olmuştur. Bütçe performansımızdaki iyi gidiş, çevremizdeki sorunlu ekonomilerden ayrışmamızı sağlamaktadır. Bunlar bizim için önemli avantajlardır.
ÇÖZÜM BİLGİ ve TEKNOLOJİ İÇERİĞİ YOĞUN, YÜKSEK KATMA DEĞERLİ BİR ÜRETİM YAPISINA GEÇİŞTE...
İnanıyoruz ki ilgili tüm taraflar el ele verdiği takdirde Türkiye, "yüksek büyüme - yüksek cari açık" sorununu aşacak çözümleri mutlaka üretebilecektir. Kendi adımıza bizler, bilgi ve teknoloji içeriği yoğun, yüksek katma değerli bir üretim yapısına geçişi, bu sorunu aşmanın en önemli ayaklarından biri olarak görmekteyiz. Kanaatimizce böyle bir yapısal değişim hedefinin hayata geçebilmesi için, hükümet ve ekonomi yönetiminin yönlendirici, teşvik edici düzenlemeleri yapması, rekabet gücünü destekleyen makro ekonomik ortamı yaratması büyük önem taşımaktadır. Ancak makro düzenlemelerle bu iş bitmeyecektir. Mikro ekonomik düzeyin, şirketler düzeyinin de değişime, küresel ekonomiden gelen dalgaları karşılamaya, hem zihinsel hem fiziksel anlamda hazır hale, donanımlı hale getirilmesi gerekiyor ve bu süreçte özel sektöre de çok önemli görev düşmekte.
TARİHİN ÇÖZÜLME ve YENİDEN YAPILANMA EVRELERİNDEN BİRİNE TANIKLIK EDİYORUZ
Küresel ekonomiye baktığımız zaman pek iç açıcı bir tablo ile karşılaşmıyoruz. Önümüzdeki bir kaç yılın çok kolay geçmeyeceği, küresel sistemde hâlihazırda işaretlerini vermiş olan çalkantı, değişim ve güç kaymalarının devam edeceği anlaşılıyor. Önümüzdeki tablo, tarihin çözülme ve yeniden yapılanma evrelerinden birinde olduğumuza işaret ediyor ve biliyoruz ki böyle büyük değişim ve yeniden yapılanma dönemlerinin kazananları ve kaybedenleri olacaktır. Önümüzdeki mesele bu fırtınalı ortamda ülkemizi, ekonomimizi en az yara ile sakin sulara ulaştırabilmek ve değişimin kazananları arasına girebilmektir. Evet, ekonomimizde bazı sorunlar var ama pek çok açıdan da avantajlı bir durumdayız. Ülkemiz küresel ekonominin yükselen yıldızlarından biri olarak görülüyor. Yapmamız gereken güçlü ve zayıf yönlerimizi iyi analiz etmek ve gerekli önlemleri zamanında alabilmektir.
SANAYİMİZ BÜYÜMENİN LOKOMOTİFİ OLDUĞUNU İSPAT ETMİŞTİR
Geride bıraktığımız on yıla baktığımızda, ekonomimizin krizlerden çabuk ve derinden etkilendiğini ama aynı şekilde hızla toparlanabildiğini görüyoruz. Şu gerçek herkesin malumudur ki her iki toparlanma sürecinde de en önemli pay sanayimizindir. Rekabet gücündeki sorunlara rağmen sanayimiz 2001 krizi sonrasında iç pazarın durduğu bir noktada ihracata yönelerek, küresel krizde ise hem iç hem dış pazarda imkânlarını sonuna kadar zorlayarak ekonomi için çıkış yaratmayı başarmış, büyümenin lokomotifi olduğunu ispat etmiştir. Önümüzdeki bu zor dönemi atlatmakta da en büyük görev yine sanayimize düşecektir. Savaşa giden bir neferin daha teçhizatlı hale getirilmesi gerektiği, üzerinde tartışılmayacak temel bir gerçektir. Faiz oranlarının artış eğilimine girdiği, kurdaki dalgalanmanın belirsizlik yarattığı bu ortamda sanayimizin rekabet gücüne destek verecek reformların süratle gerçekleştirilmesi her zamankinden önemli hale gelmiştir.
Daha önce de ifade ettiğimiz gibi bu yeni dönemde hükümetimizin sanayimizin sorunlarının çözümüne ve sanayimizin desteklenmesine daha fazla önem vereceği konusunda çok ümitli idik. Bazı uygulamalarla bir miktar moralimiz bozulsa da ümidimizi hâlâ koruyoruz. Her zaman söylediğimiz gibi, Türkiye ölçeğinde bir ülke güçlü bir sanayi sektörü olmaksızın ilerleyemez, sorunlarını çözemez.
|
|
TİM Başkanı Mehmet Büyükekşi: “İhracat hız kesmiyor”.. |
ORTADOĞU VE KUZEY AFRİKA'YA İHRACAT ARTIYOR
Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkanı Mehmet Büyükekşi, yaptığı açıklamada cari açığı önlemek için üretim ve katma değeri ivmelendiren yeni bir ekonomik modele ihtiyaç olduğunu söyledi. Temmuz ayında ihracatı Mısır'a yüzde 58, Suriye'ye yüzde 13, Rusya'ya yüzde 17, Birleşik Arap Emirlikleri'ne yüzde 34, İran'a yüzde 25, Suudi Arabistan'a yüzde 24 arttı. Krizdeki Yunanistan'a ihracatımız Temmuz ayında yüzde 3 artarken, İspanya'ya yüzde 19 arttı.
İl bazında değerlendirildiğinde en fazla ihracatı İstanbul'un yaptığı görülüyor. En fazla ihracat yapan ilk 10 ile bakıldığında, en fazla ihracat artışını yüzde 61 ile Kocaeli yakaladı. Kocaeli'yi ihracatını yüzde 44 arttıran Hatay, yüzde 41 arttıran Gaziantep ve ihracatını yüzde 37 arttıran Sakarya izliyor. Manisa'nın ihracatı yüzde 29 artarken, Denizli'nin ve Ankara'nın yüzde 26, İzmir'in yüzde 21, Bursa'nın yüzde 17, İstanbul'un yüzde 16 arttı.
"EKONOMİDE UZUN SOLUKLU BİR DEĞİŞİM BEKLENİYOR"
Ekonomi gündemine ilişkin değerlendirmelerde de bulunan TİM Başkanı Büyükekşi, cari açığı önlemek için üretim ve katma değeri ivmelendiren yeni bir ekonomik modele ihtiyaç olduğunu söyleyerek açıklanan son dış ticaret verilerinin, ekonomide yapısal dönüşümü sağlamak için çok uzun soluklu bir değişim gündemini hayata geçirmeyi zorunlu kıldığını söyledi.
İhracatçılar olarak cari açık konusunda kamuoyunu çok kez uyardıklarını ancak bu uyarıların dikkate alınmadığını belirten Büyükekşi, "Doğru her zaman bir tanedir. O doğrudan sapmadıkça, o doğrunun sahipleri toplum nazarında saygın kişiler olurlar. İhracatçı bugün dediğinin yarın tersini söylemez. Çünkü ihracatçılarımız ülke ekonomisinin belkemiğidir. İhracatçılarımızın ülkemizin sanayisinin, istihdamının çimentosudur. İşte bu yüzden ihracatçı ekonomi yönetimi yanıltmaya çalışmaz. Çünkü ihracatçı bilir ki ülke ekonomisi ne kadar ileriye giderse, bundan en büyük faydayı Türkiye görür. İhracatçı görür. Sanayici görür. Bugün geldiğimiz noktada tüm kamuoyunun, bizim düzlemimize geldiğini görüyoruz. Bu son derece dikkat çekicidir. Bunca zamandır, kendi çıkarımız için değil ülkemizin çıkarı için çaba sarf ettiğimizin bir tescildir." diye konuştu.
İTHALAT, İHRACAT İÇİN DEĞİL YURTİÇİNDEKİ ÜRETİM İÇİN ARTIYOR"
Türkiye ekonomisi için kriz riski yaratan tek unsurun yüksek cari açık olduğunu hatırlatan Büyükekşi, ancak Türkiye ekonomisinin çok daha sağlam bir kamu bütçesine sahip olduğunu bu nedenle cari açığın geçmiş dönemlerde yaşananlar şiddetinde bir kriz potansiyeli taşımadığına dikkat çekti. "Cari işlem açığını, kredi piyasasını daraltarak çözemeyeceğimiz anlaşılmıştır. Bunun yerine üretim ve katma değeri ivmelendiren yeni bir ekonomik modelin ortaya konması gerekiyor." diyen Büyükekşi şu tespitlerde bulundu:
Cari açığın temel sebebini dış ticaret açığı oluşturmaktadır.
Açıklanan son dış ticaret verileri, ekonomide yapısal dönüşümü sağlamak için çok uzun soluklu bir değişim gündemini hayata geçirmemiz gerektiğini gösteriyor.
Türkiye'nin sanayi üretimi arttıkça, ithalat da yüksek kalmaya devam ediyor. Bir kez daha şunu ifade etmek gerekiyor. İthalat ihracat için değil, yurt içindeki üretim için artıyor.
Dış ticaret dengesindeki bozulmanın en yüksek noktasına ulaştığımızı düşünüyoruz. Bundan sonraki aylarda dengeye doğru bir düzeltme olacaktır.
2023'e kadarki uzun vadeli yıllık ihracat artış hedefimiz % 12. Bu yılın ilk altı ayında % 19,9'luk artışla hedefimizin çok üzerindeyiz. İhracat cephesinden üzerimize düşeni fazlasıyla yapıyoruz.
Ancak, ithalattaki yüksek artış ihracatımızın yüksek artış oranını gölgeliyor. Bundan sonraki aylarda ithalat ve ihracat artış oranlarının aynı seviyelere doğru gelişeceğini bekliyoruz.
|
|
Türk mobilyacıları Rusya ve çevre ülkeleri hedefliyor |
 MOBİLYACILAR RUSYA'DA İKİLİ GÖRÜŞMELERDE BULUNDU
MOSDER Başkanı Ramazan Davulcuoğlu ve beraberindeki yöneticiler Rusya'da Almanya, Amerika, İtalya, Türkiye, Tataristan Cumhuriyeti, Ukrayna, Kazakistan, Sırbistan ve Çin'den gelen mobilya profesyonelleriyle buluştu.
Rusya'nın mobilya üretim yapısı ve gümrük prosedürleri hakkında detaylı incelemelerin yapıldığı gezi, Rus ve Türk mobilya profesyonelleri arasında ikili ilişkilerin geliştirilmesini sağladı. MOSDER Yönetim Kurulu Üyeleri Bekir Boydak, Nuri Öztaşkın ve Ahmet Güleç de toplantıya katıldı. Rusya'da düzenlenen "All Russian Furniture Summit "isimli mobilya konferansına katılan MOSDER Başkanı ve yöneticiler , "Türk Mobilyası" vizyonunu katılımcılarla paylaştı. Türkiye Mobilya Sanayicileri Derneği (MOSDER) Başkanı Ramazan Davulcuoğlu'nun yaptığı "Türk mobilyası" konulu tanıtım sunumu katılımcılardan büyük ilgi gördü.
Toplantıda, Türkiye mobilya sektörünün tasarım, kalite ve Ar-Ge serüveni ele alındı. "Türk Mobilyası"nın 170 ülkeye ihraç edildiği vurgulanarak, tasarımı ve kalitesiyle farklılaştığı vurgulandı. Toplantı, Rusya mobilya sektörünü inceleme fırsatı sunarken, dünyada mobilya ile ünlenmiş ülkelerin temsilcileri ile ikili ilişkilerin gelişmesine destek oldu.
MOBILYA SEKTÖRÜ KAZAKİSTAN VE BAŞKÜRDİSTAN'A DA AÇILACAK
Rusya pazarında kimi zaman gümrük engelleriyle karşılaşabilen ve bu nedenle bugüne kadar hedeflerinin altında kalan Türk mobilya endüstrisinin temsilcileri, bunu kırabilmek adına Tataristan Cumhuriyeti (Kazan) ve Başkurdistan Cumhuriyeti'nde (Ufa) de kimi açılımlarda bulundu.. Sektör olarak 100'ü aşkın ülkeye senede 1,5 milyar dolarlık ihracat yaptıklarını belirten İstanbul Ağaç Mamulleri ve Orman Ürünleri İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Abdullah Tever, " Hem Ufa hem de Kazan'a ziyaretlerde bulunduk. Rusya ile yeteri kadar ilerletemediğimiz ticareti, bölgenin iki güçlü ülkesi ile yapacağız." dedi.
İlk olarak Ufa Sanayi ve Ticaret odası Başkan Vekili Pavel Barvin ile bir araya gelen heyet, mobilya firmalarının fabrikalarını da ziyaret etti. Kazan Sanayi ve Ticaret Bakanı Ravil Zaripov ve Bakan Yardımcısı Oleg Vlasov tarafından da kabul edilen ihracatçılar, yatırım imkânlarını masaya yatırdı. Heyet mobilya mağazaları ve showroomlarında fiyat araştırması ile tüketici tercihlerini raporladıktan sonra ticaret odalarının temsilcileri ile buluştu.
2012'de Türk İhraç Ürünleri Fuarı'nı da bu ülkelerden birinde tertip edeceklerini belirten Başkan Yardımcısı Celal Özkan, ise bu bölgelerde üretim yapmak isteyen Türk girişimcileri için Başkurdistan ve Tataristan hükümeti ile görüşmeler yaptıklarını ifade ederek, ilgili makamlardan ülkeler arası ticaretin geliştirilmesi için gümrük ve yatırım konusu başta olmak üzere diğer tüm konularda Türkiye`ye yardımcı olacakları sözünü de aldıklarını belirtti.
|
|
İstanbul İl Genel Meclisi Başkanı Hasan Hüsamettin Koçak: “AB’ye girmeye kararlıyız” |
İstanbul İl Genel Meclisi'nin ev sahipliğinde gerçekleştirilen foruma, İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu, İl Genel Meclisi Başkanı Hüsamettin Koçak, AER Komite 3 Başkanı, İstanbul İl Genel Meclisi AB ve Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı Hande Özsan Bozatlı ile çok sayıda yerli ve yabancı konuk katıldı.
"BATI MEDENİYETLERİNİN ÜLKEMİZDE ÖNEMLİ BİR YERİ VAR"
Toplantıda yaptığı konuşmada Batı medeniyetlerinin ülkemizde çok önemli bir yeri olduğunu belirten İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu, İstanbul'un değişen dünya konjektörü içinde AB ve dünya ile entegrasyonu kuvvetlendirmek üzere kültürel, sanatsal, tarihi ve ekonomik değerlerini öne çıkarıp, Avrupa Kültür Başkentliği istenmiş bir kent olarak aktivitelerine ve bu çalışmalarına devam edeceğini söyledi. Bugüne kadar AB kapısında bekler durumda olduğumuzu hatırlatan İstanbul İl Genel Meclisi Başkanı Hasan Hüsamettin Koçak, İstanbul İl Özel İdaresi'nin AER'in özel bir üyesi olduğunu belirterek "AB'ye girmeye kararlıyız" dedi.
Avrupa Komisyonu'ndan Dr. Michael Alexander Rupp, AB haritasına 6 ülke ile başladıklarını söyledi. Rupp, "İnsan hakları, eşitlik, kanunun üstünlüğü, azınlık hakları bizim misyonumuzdur. AB içinde Kopenhag kriterlerinin uygulaması çok önemli. Tüm adaylar 12 Ekimde İlerleme Raporu yayınlanacak" dedi.
AER Genel Sekreteri Klaus Klipp, dünyanın farklı ülkelerini biraraya getirmeyi hedeflediğini belirterek "Bu soruyu sorarak birbirimizi öğrenmeye çalışıyoruz. Bölgeler olarak öğrenebileceğimiz çok şeylerimiz var. Dünyadaki herkes içinde yaşadığı ortamı geliştirmek, mutlu olmak ister. Biz AB olarak bunu kabul ediyor ve bu tür işbirlikleri gerçekleştiriyoruz" diye konuştu.
"AVRUPA KONSEYİ İÇİN TÜRKİYE VE RUSYA ÇOK ÖNEMLİ"
Avrupa Konseyi ve Bölgesel Yönetimler Kongre Başkanı Yavuz Mildon da, Türkiye'nin başka ülkelerden çok daha hızlı bir şekilde demokratik atılımlar yaptığını hatırlatarak, "Türkiye'nin uluslararası kuruluşlarla özdeşleşmesi gerekir. Avrupa Konseyi için Türkiye ve Rusya çok önemlidir" dedi.
"AB'NİN OLUŞTURDUĞU STANDARTLAR İNSANLIĞIN ORTAK BİRİKİMİDİR"
İçişleri Bakanlığı Mahalli İdareler Genel Sekreteri Yavuz Selim Köşger ise İstanbul'un Asya ve Avrupa arasında bir köprü olmuş ve buradaki kişilere ev sahipliği yaptığını belirterek "Türkiye AB yerel özerklik şartlarının birkaç maddesi dışında tüm şartları yerine getirebilecek düzeydedir. Türkiye kendi örf ve adeti, geleneği, çeşitli farklılıkları ile AB'ye çok katkıları olacaktır" dedi.
AB Uyum Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Mehmet S. Tekelioğlu da konuşmasında "AB'nin oluşturduğu standartların insanlığın ortak bir birikimi olduğunu ortaya koymak lazım. Kopenhag kriterlerini sağlamamış olsaydık AB bizi müzakereye almazdı. Önümüzde başta anayasa olmak üzere iki eksiklik var. Önümüzdeki en büyük engel eğitim. Biz bu standartları yakalamakta kararlıyız."
Forumun ardından gençlerin ağırlıklı olarak katıldığı Türkiye'nin AB entegrasyon süreci tartışıldı. Toplantıların ikinci günü ise "AB, Kültür ve Sağlık Politikaları" konulu bir konferans düzenlendi.
|
|
Mobilya Sanayicisi Güney Afrika’yı keşfetti |
 Mobilya sektörü küresel arenada konumunu güçlendiriyor. DTM, İİB ve MOSDER öncülüğünde 2009 yılında Güney Afrika’ya yapılan Sektörel Ticaret Heyeti Programı sonrasında mobilya ihracatı hız kazandı.
Güney Afrika’ya yapılan mobilya ihracatı 2009’da 3 milyon 489 bin dolarken, 2010’da %80 artışla 6 milyon 271 bin dolara ulaştı. Sektör, Güney Afrika’ya yapılan ihracatı bir yılda neredeyse ikiye katladı. Türkiye Mobilya Sanayicileri Derneği’nin (MOSDER) verileri, 2010 yılının ilk çeyreğinde 1 milyon 873 bin dolar olan Güney Afrika ihracatının 2011 yılında %27 artışla 2 milyon 376 bin dolara ulaştığını ortaya koydu.
Dış Ticaret Müsteşarlığı koordinasyonunda, İstanbul İhracatçı Birlikleri (İİB) organizasyonunda ve Türkiye Mobilya Sanayicileri Derneği (MOSDER) iş birliğinde Güney Afrika’nın Johannesburg şehrine düzenlenen Sektörel Ticaret Heyeti Programı, 8 - 13 Ağustos 2009 tarihlerinde yapılmıştı. Ticaret Heyeti’ne 21 Türk markası katılmış ve ikili görüşmelerin ardından bazı firmalar ilk siparişlerini almıştı.
Mobilya sektörünün öncü 37 markasını tek çatı altında toplayarak, sektörün yüzde 50’sini aşkın kesimini temsil eden Türkiye Mobilya Sanayicileri Derneği ‘nden ylapılan açıklamaya göre, sektörün global ölçekteki konumunu koruması için dünyanın farklı bölgelerinde DTM ve İİB ile birlikte yürütülen çalışmalar bu yıl da devam edecek.
|
|
Türk Mobilya Tasarımları Dünya ile Yarışıyor |
Yıldızı Parlayan Bir Sektör
Esas olarak genç ve eğitimli bir tüketici kitlesi, yükselen hayat standartları, dinamik ve sürekli gelişen bir yapıya sahip olan Türkiye pazarında mobilyaya olan talebin de ciddi anlamda yükselmesi, artan mobilya alışverişi ile yerli mobilya markalarının ülke ekonomisine olan katkılarını da yükselterek, sektörün yıldızının daha da parlamasına yol açmıştır. Böylesine dinamik bir iç pazarda artan eğitimli ve alım gücüne sahip bir nüfusla doğru orantılı olarak da yolda 600 bin konutun inşa ediliyor olması mobilya yatırımlarında da gözle görülür bir artış sağlamakta, bu da sektör için ciddi bir avantaj oyuşturmaktadır.
Son iki yıl içerisinde yaşanan global kriz sırasında, gerek devletin aldığı yasal önlemler, sektöre sağladığı teşvikler ve vergi indirimleri, gerekese de sahip olduğu potansiyel ve stratejik ihracat hedefleri ile oldukça başarılı bir sınav veren Türk mobilya endüstrisi böylesi zor bir dönemde dünyaya açılımını sürdürmüş ve global ölçekte de iddialı hale gelmişlerdir.
Türk Mobilya İmalatçısı, Global Ölçekte de İddialı
Avrupa’nın yanısıra Ortadoğu, Kuzey Afrika, Balkanlar, Kafkasya ve CIS ülkeleri gibi yakın pazarlardan büyük ilgi gören mobilya fuarları düzenleyen, önemli uluslararası fuarların yanısıra bölgesel fuarlarda da ürün ve hizmetlerini sergileyen Türk mobilyacıları, ürünlerini bu dönem içerisinde dünyanın pek çok ülkesindeki satış noktalarına ulaştırabilme başarısını göstermiş ve önemli pazarlarda birbiri ardısıra showroom’lar açarak Türk mobilya markalarını tüm dünyanın tanımasını sağlamışlardır.
Günümüzde Türk mobilya sektöründe, üretici ve perakendeciler dahil 60.000 ‘i aşkın firma hizmet vermektedir. Markalaşma, tanıtım ve pazarlama faaliyetlerine parallel olarak Ar-Ge ve tasarım konularına da büyük önem veren ve bu çerçevelerde önemli yatırımlar gerçekleştiren Türk mobilya firmaları, dünya çapında bir durgunluğun yaşandığı 2010 yılında yüzde 20 artışla 1 milyar 400 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirmiş ve Türkiye, dünyanın 5 kıtasında, 173 ülkeye mobilya ihraç eden bir ülke konumuna gelmiştir. Sektörün 2011 hedeflerine göre ise ihracatta % 20, iç pazarda da % 10 büyüme bekleniyor.
Dünyadaki mobilya teknolojilerini yakından takip eden, makine parkurlarını sürekli yenileyen ve en ileri teknolojiyi kullanan Türk mobilya imalatçıları, kaliteli malzeme ve orijinal tasarımlarının yanısıra uygun maliyetleri ve fiyat - kalite dengeleriyle dikkat çekiyorlar.
Sektörün İtici Gücü: Tasarım
Sektörün büyümesi beraberinde yetişmiş insan gücü talebini de artırmış, üniversiterde Türk ahşap ve mobilya endüstrisinin talepleri doğrultusunda yeni bölümler açılarak, teknik altyapıdan satış ve yönetim aşamalarına kadar yetişmiş eleman arzı sağlanmaya başlamıştır. Türk sanayicisinin yanısıra Türk mobilyacısının da tasarımın önemini keşfetmesine parallel olarak, başta endüstriyel tasarım olmak üzere pek cok üniversitede yeni bölümler açılmış, genç tasarımcıların yetiştirilmesi teşvik edilmiştir. Bugün 35 üniversitede yer alan tasarım bölümlerinde yetişen binlerce genç tasarımcı sektöre dinamizm katmakta ve Türk mobilya sektörünün dünyada tasarımlarıyla da trend olmasına katkı sağlamaktadır.
Öte yandan Türk mobilya endüstrisi içerisinde faaliyet gösteren firma, dernek hatta fuarların katkılarıyla gençleri motive edecek çeşitli etkinlikler, ulusal – uluslararası çapta organizasyonlar düzenlenmeye başlanmış, ortaya kurumsallaşmış yarışmalar çıkmış ve pek çok gencin parasal ödüllerin yanısıra yurtdışı eğitim faaliyetlerinden yararlanması sağlanmıştır.
Üniversite – Sanayi İşbirliği
İnovatif çalışmaların bir ön koşulu olarak eğitim, tasarım ve üretim süreçlerinde oluşan sacayağını sağlamlaştırmak ve aralarındaki iletişim kanallarının sağlıklı bir biçimde işlemesini sağlamak, Türk mobilya sanayisinin başarısında da önemli bir rol oynamaktadır. Bu gerçekten hareketle çeşitli resmi ve özel kuruluşlar ile dernek ve fuarlar kolları sıvamış ve kimileri artık gelenekselleşen örnek çalışmalara imza atmışlardır. Amaç, Türkiye’deki başarılı öğrenciler ve tasarımcılarla üretici firmaları buluşturarak sektörde yepyeni trendlerin belirlenmesine yön vermek ve bunların yaşama geçirilmesini sağlamak, üretimi çok iyi tasarımlarla besleyip, Türk Mobilya Sektörü”nün ihracatını daha iyi seviyelere getirmek ve rekabet gücünü artıracak nitelikteki ürünlerin ortaya çıkartılmasını sağlamak olarak belirlenmiştir. Bu amaç doğrultusunda güçlerini birleştiren ve ev, ofis, mutfak mobilyaları başta olmak üzere çeşitli branşlarda yarışmalar düzenlemekte olup, son iki yıldır buna yan sanayii de aksesuar ödülleri ile katılmıştır. Söz konuşu kuruluşlar arasında ilk ağızda Dış Ticaret Müsteşarlığı, İhracatçı Birlikleri. Mobilya Sanayicileri Derneği MOSDER, Ofis Mobilyaları Sanayici ve İşadamları Derneği OMSIAD, İstanbul Mobilya Fuarı IMOB ve Mobilya Aksesuar Sanayicileri Derneği MAKSDER’I sayabiliriz.
|
|
Mobilya Sektöründe Eleman Açığı: MOSDER’e göre 30 bin yeni elemana gerek var |
 MOSDER Başkanı Ramazan Davulcuoğlu, 8 milyar dolarlık büyüklüğe ulaşan sektörde hem pratik beceri hem de bilgi birikimi bulunan eleman ihtiyacının dikkat çekici boyuta ulaştığını belirtti. Türkiye’de işsizlik sıkıntısı bulunmadığını meslek edinememe durumu yaşandığını aktaran Davulcuoğlu, “Özellikle üretim süreçlerinde eğitim almış ve pratik bilgisi bulunan personel istihdamında sorun yaşanıyor. İşe aldığımız personele pek çok eğitim veriyoruz ancak meslek lisesi mezunları hem teorik hem de pratik bilgi sahibi oldukları için daha verimli çalışabiliyorlar. Sektörümüzde özellikle üretim süreçlerinde görevlendirilecek, personel ve orta düzey yetkili açığı bulunuyor. Döşeme ustası, kaynakçı, dikiş operatörü, CNC tezgah operatörü en çok boşluk bulunan pozisyonlar arasında yer alıyor. Şu anda mobilya sektörünün eğitimli eleman açığının 30.000 kişiye ulaştığını söylemek mümkün. Mobilya sektöründeki kariyer olanaklarının yeterince duyurulamamış olması, ders müfredatlarının eski olması, okullardaki atölyelerin iyileştirilmesi gerekliliği ve öğrencilere kurumsal firmalarda yeterince staj imkanı sağlanamaması gençlerin sektöre girişini olumsuz etkiliyor.” dedi.
MOSDER, hayata geçirdiği projeyle Türkiye genelindeki 371 endüstri meslek lisesinde mobilya sektörünü tanıtıyor. Davulcuoğlu, dernek olarak yürüttükleri projeyle gençlere hem mobilya sektörünün keyifli yanlarını aktardıklarını hem de dünyanın her yerinde geçerliliği bulunan bir meslek sahibi olacaklarını hatırlattıklarını belirtiyor. Mobilya sektöründe 60.000 şirket bulunduğunu aktaran Davulcuoğlu, genç yetenekleri sektöre beklediklerini vurguladı.
|
|
Mobilya Sektörü İhracat Atağını Sürdürüyor |
 Mobilya sektörü küresel rekabette öncülüğünü koruyor. Türkiye Mobilya Sanayicileri Derneği (MOSDER) verileri, yılın ilk yarısında mobilya ihracatının % 19 artışla 777 milyon 131 bin dolara ulaştığını ortaya koydu.
İç pazar hacmi 8 milyar dolara ulaşan Türkiye mobilya sektöründe, 2011 yılında ihracatta %20 artış sağlanması hedefleniyor. MOSDER Başkanı Ramazan Davulcuoğlu, mobilya sektörünün ihracatta hedef büyüttüğünü belirterek, küresel arenada “Türk mobilyası”nın farklı coğrafyalardan talep gördüğünü vurguladı. Mobilya sektörünün yeni pazarlara açılımını sürdürdüğünü aktaran Davulcuoğlu, “Mobilya sektörü 2010 yılında 1 milyar 414 milyon dolarlık ihracat hacmine ulaştı.
2011’in ilk altı ayında 2010 yılının ilk yarısına oranla % 19 artışla 777 milyon 131 bin dolarlık ihracat kaydedildi. İhracatın ithalattan neredeyse iki katı oranında fazla olması sayesinde ülke ekonomisine cari açık verdirmeyen nadir sektörlerden biri olan sektörümüzde ihracat atağı sürüyor.” şeklinde konuştu. 2010 ile 2011 yılının ilk yarısını mercek altına alan MOSDER, mobilya ihracatının geçtiğimiz yılın ilk yarısına oranla artış kaydettiğini ortaya koydu. 170 ülkeye ihracat gerçekleştirilen sektörde, 2010 yılının ilk 6 ayında 651 milyon 669 bin dolar olan ihracat % 19 artışla, 2011’in ilk yarısında 777 milyon 131 bin dolara yükseldi. 2011 yılını ihracatta %20 artışla kapatmayı hedefleyen sektör, tasarım ve kalite yatırımlarıyla perspektifini genişletiyor.
|
|
Geleneği, ahşabın estetiği ile birleştiren sanat eseri bir mimari örneği: Haberdashers’ Hall, Londra |
 İNGİLİZ ARİSTOKRAT GELENEĞİNİN MODERN MİMARİ İLE BULUŞMASI
Birleşik Krallığın, kökleri Ortaçağ'a kadar uzanan ünlü tuhafiye firması Haberdasher, 650 yıllık ticari hayatı boyunca çeşitli aşamalardan geçmiş olup, günümüzde İngiltere ve Galler bölgesinin en saygı eğitim kurumları olarak hizmet vermektedir. Firma, yangınlar, hava bombandımanları ve yenilemeler nedeniyle tarihte 3 kez merkez binasını değiştirmiş ve en son, 2002 yılında oldukça özgün bir mimari ile inşa ettiği bugünkü binayı hizmete açmıştır. Açılışı Kraliçe Elizabeth tarafından yapılan ve Londra'nın West Smithfield semtinde ünlü mimar Michael Hopkins tarafından tasarlanan ve ağırlıklı olarak Amerikan Ak Meşesi ile inşa edilen Haberdasher's Hall, firmanın merkezi olarak kullanılmakta olup, yönetim ofisleri, toplantı salonları, sergi ve resepsiyonlar için kullanılan alanlarıyla bir kompleks olarak hizmet vermektedir. 15. yüzyılda kurulduğu sırada Majestelerinin hayır yemekleri verdiği Haberdasher's Hall, bugün de bu aristokrat etkinliğinin mirascısı olarak, eğitim işlevinin yanısıra çeşitli resmi kabullere ev sahipliği de yapmaktadır
AHŞAP VE ÇELİĞİN HASSAS GEOMETRİK ORANTILARA SAHİP PLANI
Michael Hopkins ve Ortağı'nın binası, ulaşılan nihai mekan olan "kuşanma odasına" doğru giden misafirlere bir dizi koridor ve odadan geçerken resmi bir mekan tecrübesi sunmaktadır. Bu alan sadece binanın temel işlevinin gerçekleştiği yer olmayıp aynı zamanda planının ve merkez unsurunun temeli, yani ahşap ve çelikten bir çatıdır. Binanın hassas geometrik orantıları öncelikle E biçimindeki geleneksel oturma planında düzenlenmiş masalara 190 misafiri yerleştirme gereksiniminden doğmuştur. Salonun uzunluğu (20 m), çevresinde odaların, bir ofisin, müstahdem dairesinin, bir kabul galerisinin ve bitişik toplantı odalarının bulunduğu 5 metre eninde bir şeridin bulunduğu kare avlunun boyutunu belirlemiştir. Fakat geometrinin daha önce kaotik bir şehir bloğu olan bir alana uygulanması gerekmekteydi. Hopkins alan üzerindeki en büyük bina olan eski bir antreponun arka kısmını yıktırmış, bu şekilde bir yandan yeni bir salon için yer açarken bir yandan da eski binanın 65 ikamet ünitesini içine almaya yetecek bir kısmını yerinde bırakmıştır. Bu, salon için bir tampon görevi gören Smithfield bina cepheleri görünümünü hemen hiç değiştirmeden salona kendi yüksekliğini vermiş ve gözden uzak avluyu oluşturmuştur.
ZARİF AYRINTILAR, UYGUN ORANTILAR...
Salonla ilgili olarak başta göze çarpan tek şey, sokaktan gelen alçak bir pasaj arasından avlunun bir görünümüdür. Misafirler bir sundurmadan geçerek iki tarafında büyük spiral bir merdivenin bulunduğu bir girişe gelirler. Turunçgiller ailesinden genç ağaçların bulunduğu bir sera akşam resepsiyonları için avluya açılırken merdiven de birinci kattaki ana etkinlik odalarına ulaşmaktadır. Dışarıdan bakıldığında bina hantal bir görünüm ve orantılara sahip olduğu izlenimi vermekte ve çok büyük ebatlı karo şekillerden oluşan kurşun bir çatı nispeten ince tuğla kirişler üzerine oturmaktadır. Fakat içerisine girildiğinde bu hava tamamen değişmekte gerek ayrıntıların gerekse de orantıların zarif ve insana uygun boyutlarda olduğu görülmektedir.
AMERİKAN AK MEŞESİ
Malzeme yelpazesi ahşap, elişi tuğla, hazır beton, York taşı ve paslanmaz çelikle sınırlıdır. Amerikan beyaz meşe birçok farklı şekilde kullanılmıştır; Bu kullanımlara zemin kat büroları çevresinde yük taşımayan bir levha bölmesinin oluşturulması, kabul galerisindeki ve salondaki cilalı paneller ve yapı glulam çatı kirişlerine lamine kaplama dahildir. Orijinal plan İngiliz meşesi kullanma yönünde olmuştur fakat Hopkins'e stokların azaldığı bildirilmiştir (proje mimarlarından biri esprili bir şekilde, şirketin bu meşelerin tümünü Portcullis Evi'nde kullandığını söylemiştir). En 'ekonomik' alternatif, Hopkins'in müdürü Jim Greaves'in 'çok tutarlı bir ürün' olarak betimlediği Amerikan ak meşe olmuştur. Başlangıçta Haberdashers' Company, 1950'lerde inşa edilen önceki binasından elde edilen cilalı panelleri kullanmak istemiştir fakat tarzla ilgili nedenlerden dolayı bu istekten vazgeçilmiştir. Greaves'e göre kereste çok farklı şeyler çağrıştırmaktadır. 'Emmanuel College'de [Cambridge] masif ahşap levhalar kullandık fakat Haberdashers'da bunun fazla rüstik kaçacağını düşündük,' diyor. 'Burada ağaç, Louis Kahn'ın keresteyi Yale İngiliz Sanatı Merkezi'nde [New Haven] kullandığı şekilde, çok ilginç bir yüzey elde etmenin bir yöntemi olarak kullanılmıştır.'
GELENEK İLE GELECEĞİN TASARIMLARININ BULUŞMA NOKTASI
Ağaç ayrıca Haberdashers'ın Londra'da 15. yüzyıl ortalarında inşa edilmiş ilk kuşanma salonuna doğrudan bir bağlantı sağlamıştır. Ortaçağın ahşap panelli salonlarıyla olan paralellikler bir asma galeriyle ve mavi ipek güneşliklerle (Patty Hopkins tarafından tasarlanmıştır) güçlendirilmiştir. Hopkins'in tasarımının gelenekten ayrıldığı nokta ise çatı iskeletinin kavrama elemanları olarak çekiç kirişli bağların yerine paslanmaz çelik bağların kullanılması olmuştur. Mühendis Arup bina için kendisine has bir zeka oyunuyla 'desteklenmiş yarı-ızgara' şeklindeki bir teknik terim oluşturmuştur; bununla birlikte Greaves, gerçekten yeni olan tek unsurun kereste tavan kaplamalarının paslanmaz çelik yataklara bağlanmasında kullanılan tutkal olduğunu söylemektedir. Kafesin her bir kesişim noktasında bu yatakların dördü paslanmaz çelikten bir çıkıntıya cıvatalanmıştır ve bu çıkıntılar da yapıyı destekleyen çelik bağlara bağlanmıştır. Bunun sonucu, çapraz kirişlerle mekana kalabalık bir görünüm verilmesi yerine mekana açıklık getiren nadide bir iskelet ağı olmuştur ve bunun yarattığı izlenim de güzel bir kutunun kapağı gibi, hafifçe dokunan desenli bir yüzeyin yaratacağıyla aynıdır.
|
|
Çağımızın Endüstriyel Devrimi: Nanoteknoloji ! |
 GİRİŞ
İçinde yaşadığımız bilişim çağı ve bilişim toplumu sanayiden gündelik yaşama kadar pek çok konuda ağırlığını giderek daha fazla hissettirmektedir.Teknolojinin gelişiminin inanılmaz bir ivme kazandığı günümüzde, özellikle son çeyrek yüzyıl önemli dönüşümleri yaşanmış ve insanlık yepyeni kavramlarla tanışmıştır. Bunların arasında giderek daha sık duymaya başladığımız "nanoteknoloji"nin oldukça önemli bir yeri vardır. Gerek üretim teknikleri, araçları gerekse de bu süreçte kullanılan hammaddelerin muazzam küçüklükteki boyutlara indirgendiğinde yaşanan dönüşüm ve bu yolla elde edilen yepyeni ürünler hemen tüm sektörlere damgasını vurarak bir devrim gerçekleştirmiştir. Bu devrim, küresel boyutta yaşanan rekabette kendisini kullananların bir adım öne geçmesini sağlamaktadır. Çünkü küreselleşen pazarlarda artan rekabet ortamında işletmeler, giderek büyüyen ölçülerde bilgi sermayesinin bulunduğu yerlerde ürün geliştirme, en ucuz yerlerden malzeme ve hammadde satın alma, dağıtım ve işgücü maliyetinin düşük olduğu yerlerde üretim yapma ve ürünleri uluslararası arenada satabilme çabasına girmektedirler. Ancak, hemen herkesin bu çaba içerisine girdiği günümüzde, bu klasik avantajlarının dışına çıkmayı sağlayan temel unsur çağımızın rekabet anlayışının itici gücü olan "farklılaşma"ya dayanıyor ki, bu da ancak tasarım ve tabii teknoloji ile gerçekleşebiliyor. İşte nanoteknoloji tam da burada devreye girerek, bugüne kadar yapılmayanı yapmayı sağlıyor ve ahşap ve mobilya endüstrisini de dahil olmak üzere hemen her alanda gerçekleştirdiği innovasyonlarla, önümüzde yepyeni bir dünyanın ve yepyeni bir yaşamın kapısını açıyor. Nanoteknoloji öylesine önemli ki, o sayede gerçekleştirilen gelişmeler, buluşlar ve yeni ürünler sayesinde dünyadaki tüm endüstriyel dengeler bile değişebilir.
NEDİR ŞU NANOTEKNOLOJİ ?
Nanoteknoloji aslında bilgi ile fiziksel dünyanın kesişim noktasında yer almakta olan bir kavramdır. Bize fiziksel dünyayı (kendi bedenlerimiz ve beynimiz dahil) molekül molekül, atom atom sıfırdan tamamen yeniden inşa edebilmeyi vadeden bir teknoloji olup, bundan yararlanarak daha küçük şeyleri daha hassas biçimde üretebilmemizi sağlamakta ve bu bağlamda tam anlamıyla bir devrim yaratmaktadır. Nano'nun kelime anlamı "milyarda bir" demek. Nanometre metrenin milyarda biri (yani milimetrenin milyonda biridir). Bu nedenle nano aslında bir ölçek, nanoteknoloji de o ölçekde geliştirilen teknolojiler anlamına geliyor. Somut olarak belirtmek gerekirse, yüz nanometreden küçük şeyler üretebilmeye yarayan teknolojiye de nanoteknoloji adı verilmiş. Terim olarak bir ölçeği ifade ettiği için herhangi bir bilimsel disipline ve bu anlamda herhangi bir sektöre bağlı kalmadan, milyarda bir ölçekle çalışabilen hemen her alana uygulanabilmektedir. Nanoteknolojinin önemi ise, hangi maddeyi oluşturduklarına bakılmaksızın, belirli bir ölçekte küçültüldüklerinde onun bileşenlerinin yapılarını değiştirerek, farklılaştırmasından geliyor. Çünkü nano ölçekte küçüldüklerinde atomlarla ve onların dizilişleriyle onları manipüle etmek mümkün hale geliyor ve malzemeler, ürünler daha önce gerçekleştirilemeyen bir biçimde teknolojik olarak yepyeni özellikler kazanıyor, böylelikle de ihtiyaca uygun yepyeni ürünler geliştirilebiliyor, hem de sınırsız bir biçimde.
NANOTEKNOLOJİNİN ORTAYA ÇIKIŞI VE KULLANILMAYA BAŞLAMASI
Düşünsel kökenlerini ve felsefesini daha gerilere götürenler olsa da, kuramsal anlamda nanoteknoloji, terminolojisi ve kurgusu ile 1950'lerde filizlenmiştir. Bunun öncülleri arasında 1950?li yılların başlarında kinematik bir konstrüktör aracılığıyla kendi kendinin kopyasını üreten bir sistem modeli çıkartan bilgi teoristi John von Neumann ve 1959 yılında gerçekleştirdiği "dipte çok fazla yer var" isimli bir seminer konuşmasında varıolacak yeri net bir biçimde tarif eden Richard Feynman bulunmaktadır. Feynman, o ünlü konuşmasında prensip olarak mikro düzeyde atomların biçimlendirilerek maddelerin yeniden ve farklı özelliklerde inşa edilmesinin mümkün olduğunu belirterek "Eğer birşeyleri atom düzeyinde yapabilir ve ne yaptığımızı da görebilir olma yeteneğine kavuşursak, bu kimya ve biyoloji alanlarındaki problemlerin çözümüne çok büyük bir katkı sağlayacaktır… Sanıyorum günün birinde bu yeteneğe kavuşmamız kaçınılmazdır" demişti. Günümüzde, modern nanoteknolojinin kurucusu olarak Eric Drexler gösterilmektedir. 1980?lerin ortalarında Neumann'ın tezlerine dayanarak hazırladığı ve bu alanda kendi başına bir dönüm noktası teşkil eden doktora tezi, uzmanlar tarafından nanoteknolojinin manifestosu olarak değerlendirilmektedir. Drexler tezini zamanla geliştirmiş ve nanoteknoloji önce 1986?da "Yaratma Makineleri" isimli kitaba, sonra da 1992?de "Nanosistemler" isimli kitabına girdi. "Moleküler / Üniversal toplayıcı", "komut mimarisi" gibi kavramların da öncüsü olan bu kitapta kurulan temeller bugün hala nanoteknoloji için bir yol haritası niteliğindedir. Nanoteknolojinin gelişimi aslında çok basit ve bir o kadarda anlaşılabilir bir gelişmeyle, yani bilim adamlarının hücreleri ve onları oluşturan parçacık ve monokülleri inceleyebilmesile başlıyor. İnsanoğlu 1980'lerden itibaren artık atomların dizilişlerini, şekillerini, o şekillerinden kaynaklanan birtakım elektriksel özellikleri görebiliyor ve bunları manipüle etme çabasına giriyordu. İşte nanoteknoloji de, pratikte bu dönemde gelişiyor ve tüm bilimsel disiplinleri ve tabii sanayiyi, sektörleri, üretim teknolojilerini ve bunlarla üretilen ürünleri etkiliyordu. Artık teknolojinin başdöndürücü hızına engel olmak mümkün değildi. 1990'larda C-nanotüpler çıkıyor ve bu buluş birden çok faklı alanlara sıçrıyarak üretimin vazgeçilmezleri arasına giriyordu. 2000'lerde ise, -her zaman olduğu gibi-konunun önemini ilk kavrayan ülkelerden olan Amerika Birleşik Devletleri, yapılan çalışmalara çok büyük fonlar ayırarak "ulusal nanoteknoloji girişimi"ni başlatıyordu. Artık nanoteknoloji, kaçınılmaz bir biçimde tüm dünyada oldukça popüler bir hale gelmişti.
NANO TEKNOLOJİNİN ÖNEMİ
Nano dünya, makrodünyadan çok farklı. Kuantum fiziği prensiplerinin geçerli olduğu nano dünyada, malzemeler çok farklı davranıyorlar. Reaksiyona girmeyen metaller reaksiyona giriyor, iletken olmayan malzemeler, iletken oluveriyor. İşte bu tip özellikleri nedeniyle, nanoteknoloji herkesin ilgisini çekmeye başladı. Nanoteknoloji öğretisi, nano ölçekte herşeyin yenilenebilir, geliştirilebilir, farklılaştırılabilir ve tabii mükemmelleştirilebilir olduğu gerçeğine dayanıyor. Bilim adamlarının günümüzde vardığı nokta da bunu doğrular nitelikte. Araştırmacılar, nano moleküler teknoloji ile dünyadaki hemen her şeyin elde edilebileceği, yeniden üretilebileceği ve eskisinden farklı, gelişkin özelliklere sahip olabileceği, performansının mükemmel düzeylere ulaşabileceğinin kanıtlarıyla dolduruyorlar tüm bilimsel disiplinlerin gündemini. Atomların moleküler düzeyde toplanıp üç boyutlu bir biçimde yeniden harmanlanmasıyla elde edilebilecek olan "sonsuz" yenilikler, hemen her sektörde kullanılan hammadde, malzeme, cihaz ve araçların kaderini de hızla değiştirmekteler. Nanobilim ve nanoteknoloji, bilisim ve haberlesmeden baslayarak ardından savunma sanayi, uzay ve uçak teknolojileri ve hatta moleküler biyoloji ve gen mühendisligine kadar uzanan geniş bir spektruma sahiptir. Hemen tüm sektörler, kullanmakta oldukları malzemeleri nanometre seviyesine getirip, özelliklerinin nasıl değişeceğini ve bu değişimin üretim teknolojilerine ve dolayısıyla ürünlerine nasıl yansıyabileceğini inceliyor. Nasıl olmasın ki ? Nanoteknoloji sayesinde somutta ne kadar çok değişim gerçekleştirilebileceğini ve firmaların bu değişime paralel olarak üretecekleri ürünleri ne kadar büyük karlara tahvil edilebileceğini bilenler, bu işe dört elle sarılıyorlar. Nanoteknolojinin yaptırabilecekleri öylesine uçsuz bucaksız ki, onun kullanılamayacağı hiçbir alan, hiçbir bilim disiplini yoktur. Bu bilimsel devrim, bir yandan eski teknolojilere yeni bakış açıları getirirken daha da önemlisi, önceleri olanaksız gibi gözüken yeni teknolojilere ve uygulamalara kapı aralamaktadır. Bu sayede birçok sektörde kullanılan malzemelerin özellikleri ve kapasiteleri daha iyi anlaşılmış, dolayısıyla bu malzemelerin kullanıldığı uygulamalarda belirgin iyileştirmeler ve yenilikler gözlenmiştir. Daha şimdiden nano düzeyde işlevselleştirilmiş nanoparçacıklar tüm sektörlere kullanılarak yepyeni ürünlerin yaşamımıza girmesine yol açmıştır. Nanoteknoloji, potansiyel olarak dünyadaki tüm endüstriyel dengeleri yerinden oynatabilecek bir güce sahiptir. Onun sayesinde hemen her sektörde çok büyük devrimler gerçekleşebilir, eski teknolojiler yıkılarak yerini yepyeni işlevlere bırakabilir. Nanoteknoloji ile üretilen ürünler, onlardan önce aynı amaçlarla kullanılan ürünleri tedavülden kaldırarak piyasaların yepyeni ürünlerle dolmasını sağlayabilir. Hem ABD'de hem Avrupa Birliği'nde endüstri için araştırmalar yapan kurumlar var. Bunlar, önümüzdeki yıllarda nanoteknoloji araştırmalarıyla oluşturulan ürünlerin pazar paylarınınn çok yüksek olacağını ön görüyorlar. Avrupa komisyonunun 2006'da yaptırdığı bir çalışmada, çok değil 5 - 6 yıl içerisinde nanoteknolojik ürünlerin 2,5 trilyon dolarlık bir pazar payını kontrol edeceğini öngörüyor. Rusya'da, Çin'de bu konuda yürütülen kapsamlı çalışmalar var. Nanoteknolojinin önemi, geç de olsa ülkemiz de de farkedilmiş ve son zamanlarda bu konuya ciddi yatırımlar yapılmaya başlanmıştır. DPT merkezli çok büyük araştırma merkezleri kurulmuş ve kurulmaya da devam ediyor. Akademisyenler bu çalışmalara, araştırmalara destek veriyor. Yavaş yavaş konunun önemini kavrayan özel sektör de bu kervana katılmaya başladı.
NANOTEKNOLOJİ MUCİZESİ
Nanoteknoloji öğretisi, nano ölçekte herşeyin yenilenebilir olduğu gerçeğine dayanıyor. Bilim adamlarının günümüzde vardığı nokta da bunu doğrular nitelikte. Araştırmacılar, nano moleküler teknoloji ile dünyadaki hemen her şeyin elde edilebileceği ve yeniden üretilebileceğinin kanıtlarıyla dolduruyorlar tüm bilimsel disiplinlerin gündemini. Atomların moleküler düzeyde toplanıp üç boyutlu bir biçimde yeniden harmanlanmasıyla elde edilebilecek olan "sonsuz" yenilikler, her sektörde uygulandıkları hammadde, malzeme, cihaz ve araçların kaderini de hızla değiştirmekteler.
Sahip olduğu bu - neredeyse sınırsız - gelişim potansiyeli, nanoteknoloji devriminin insanlÈğÈn yakÈn geleceğinde yaratacağÈ değişikliğin sadece ana hatlarÈ ile tahmin edilebilmesine yol açmakta ve nerelere uzanabileceği hayal bile edilememektedir. Ama kesin olan birşey varsa o da nanoteknolojinin uygarlığın önümüzdeki bölümüne damgasını vuracağıdır. İşte bu nedenle konunun önemini kavramış olan ülkeler nanoteknoloji araştırmalarına ciddi kadro ve bütçeler ayırmakta diğerlerinden bir adım önde gitmektedirler. Bu anlamda zamanla makasın açılacağı ve nanoteknolojiyi kullanan ülkelerle, bunu yaşama geçiremeyenler arasında önemli bir farkın oluşacağı ve bunun giderek artacağı da bir gerçektir. Nanoteknolojiye sahip olan ülkelerin dünyadaki etkisi, refah seviyesi, ulusal savunması ve tabii ekonomisi çok daha güçlü bir konuma gelecektir. Nanoteknolojinin esas olarak bir ölçeği belirttiğini, bu nedenle de birbirinden bağımsız pek çok sektörde kullanılabileceğine daha önce değinmiş ve neredeyse sınırsız ve sonsuz kullanımından bahsetmiştik. Günümüzde bunun birçok uygulamasını gündelik hayatta yaygın bir biçimde kullanmaktayız.
UÇSUZ BUCAKSIZ BİR KULLANIM ALANI
Kendi kendini temizleyen boyalardan kirlenmeyen kumaşlara; esnek ama daha dayanıklı betondan elmas kadar sert kaplamalara; kanserli hücrelerin vücuda zarar vermeden öldürülmesinden günlerce etkisini kaybetmeyen kremlere, tek şarbon mikrobunu bile algılayabilen sensörlerden bakterileri öldürdüğünden dolayı kokmayan çoraplara, mikrop barındırmayan buzdolaplarına kadar gündelik yaşamın hemen her alanında nanoteknoloji var. Üstelik bunlar şu anda bile yapılabilenlerin sadece bir bölümü. Teknoloji geliştikçe nanoteknolojinin uygulama alanları da o oranda genişleyecek. Önümüzdeki birkaç on yÈl içerisinde nanoteknoloji sayesinde süperkompüterlere mikroskop altÈnda bakÈlabilecek, insan vücudunun içinde hastalÈklı dokuyu bulup iyileştiren, ameliyat yapan nanorobotlar bulunabilecek, insan beyninin kapasitesi ek nanohafızalarla (nanobot) güçlendirilebilecek, kirliliği önleyen nanoparçacıklar sayesinde fabrikalar çevreyi çok daha az kirletecektir. Ulusal güvenliği ilgilendiren konularda nanomalzeme bilimi, yeni savunma sistemlerinin geliştirilmesinde, haberalma ve gizlilik konularına yönelik çok küçük boyutlarda aygıtların yapılmasında kullanılacaktır. Birim ağırlık başına şu andakinden 50 kat daha hafif ve çok daha dayanıklı malzemeler üretilebilecek ve bunlarÈn sonucu olarak insanın günlük yaşamında kullandığı tekstil ürünleri gibi ürünler değişebileceği gibi, uzay araştırmalarında ve havacılıkta yeni roket ve uçak tasarımlarının ortaya çıkması mümkün olacaktır. Aslında bilgiişlem çağının başları olan 1950'lerden bu yana başdöndürücü bir ivme ile hızlanan bilgisayarların performansının nerelere kadar çıktığı ve büyüklüklerinin ise nerelere kadar küçüldüğünü hepimiz yaşayarak gözlemledik. Bu gelişim, bundan sonra da hızla devam edecek ve üretilen bilgisayarlar moleküler boyutlara kadar gelip dayanacaktÈr. Bu şekilde bilgi işleme hızı oldukça artarken enerji kullanımı çok aza indirilebilecektir.
NANOTEKNOLOJİ VE MOBİLYA - DEKORASYON - AHŞAP SEKTÖRÜ
Nanobilim ve nanoteknoloji, günümüzde eriştiği nokta itibariyle, multi-disipliner özelliğini pratikte sektörel düzeyde de kanıtlamış ve kısa zamanda diğer alanlarda olduğu gibi, ahşap ve mobilya endüstrisinin de vazgeçilmezleri arasına girmiştir. Nanoteknoloji, endüstriyel alanda lazerlerin, mikrosensörlerin, mikromakinaların, optoelektronik elemanların ve komponentlerinin uygun şekilde bir araya getirilerek üretilme kazandırılmalarını sağlarken, ormancılık endüstrisinden ağaçişleme ve mobilya üretim makinalarına, kimyasallardan yapıştırıcılara, mobilya tekstilinden duvar boyalarına kadar hemen her ürün nanoteknoloji kullanılarak üretilmekte, mükemmelleştirilmekte ve sektörün kullanımına sunulmaktadır. Bugün, dünya trendini belirleyen ve en son teknolojilerin sergilendiği uluslararası mobilya ve yan sanayi fuarları, nanoteknoloji sayesinde geliştirilmiş birçok ürünün sergilendiği ve her geçen gün bunlara bir yenisinin eklendiği vitrinler olarak karşımıza çıkmaktadır. En son 2011 yılında gerçekleşen Interzum Cologne ve Ligna Hannover fuarlarında global ahşap teknolojileri ve mobilya sektörlerinin kullanımına sunulan birçok ürün bu kategoriye girmektedir. Laser teknolojisi ile geliştirilmiş kenar bantlarından yeni nesil yapıştıcılara, gün geçtikçe mükemmelleşen polimer yüzeylerden bilimin son buluşu lightweigh teknoloji ürünlerine, ileri düzey led teknolojilerinden hassas sensörlere, dayanıklı panellerden yapay dolgu malzemelerine, kelimenin tam anlamıyla "kılı kırk yarabilen" ahşap işleme makinelerinden ultra keskin uçlara, kendini temizleyen döşemelik kumaşlardan ahşabın ömrünü uzatan koruyucu boyalara kadar birçok ürün varlığını nanoteknolojiye borçludur. Nanoteknoloji sayesinde dış cepheler kendi kendini temizleyebiliyor, mutfak, banyo ve tuvalet temizliği sorun olmaktan çıkıyor, ahşap yapılar nemden, sudan veya kirden etkilenmiyor, bozulmadan korunabiliyorlar. Ahsap mobilya ve parke yüzeyleri için gelistirilmis nanoteknolojik vernikler sertlik, parlaklık, çizilmelere karsı direnç sağlıyor. Nano teknolojik kaplama bir çok yüzeyde olduğu gibi ahşap yüzeylerde de etkili oluyor. Suyun ahşabın içine geçmesini önlüyor, kirleri itiyor ve UV ışınlarına karşı dayanıklılık sağlıyor. Özellikle işlenmemiş ahşap yüzeylerde etkili olan bu tür kaplamalar ahşap evler, ahşap masalar, ahşap garaj kapıları, verandalar veya bahçe çitleri gibi uzun süre kire, neme ve küflerin olumsuz etkilerine maruz kalan yerlere karşı koruma sağlıyor. Çevrenin etkilerine karşı uzun süreli koruma sağlayan bu ürüler sayesinde yapının veya ahşap eşyanın ömrü de uzamış oluyor. Nanoteknolojiden yararlanılarak uygulanan zemin- beton kaplaması mineral kökenli zeminlerin aşınmalara ve kirlenmelere karşı dirençli olmasını sağlıyor. Cephelerde su sızdırmaz, kir geçirmez ve ültraviyole ışınlarına karşı dayanıklı yüzeyler yaratılıyor. Ev dekorasyonunda kullanılan koltuklar, elbiseler, temizliği zaman alan ocaklar, lavabolar, küvetler, duş kabinleri, ankastre ürünler, üzerlerine katran, çamur ve benzeri şeyler sıçrayan yüzeyler, sürekli silinmesi gereken pencere camları bu yeni nesil ürünler sayesinde dert olmaktan çıkıyor Solmayan boyalar, çizilmeyen yüzeyler, yanmayan malzemeler, ıslanmayan kumaşlar hep bu sayede yaşamımıza girmiştir. Nanoteknolojiden yararlanan şirketler, bu sayede örneğin tekstilin her türünü, camı, plastiği, ahşabı, çeliği, betonu ve benzeri yüzeylerin kaplamasını, Korumasını yapıyor. Kaplanan yüzeyler suyu, kiri ve yağı itme özelliği kazanıyor. Oteller , restoranlar, alış veriş merkezleri, hastaneler vb. kapalı yaşam alanlarında ise geç kirlenen, temizlik maddeleri kullanılmasına gerek kalmadan kolaylıkla temizlenen mutfak, tuvalet ve diğer alanların bu teknolojiyle kaplanması paradan ve zamandan tasarruf sağlıyor. Tüm bu özelliklerinin yanısıra, nanoteknolojinin ayrıca ürünlere çevreci özellikler kazandırdığı ve bu sayede doğayı kirletmeyen, insana zarar vermeyen anti bakteriyel ürünlerin kullanıma sunulmasını sağladığı da bilinmekte.
|
|
Türkiye Büyümede Dünya İkincisi |
 GEÇMİŞİN DAR BOĞAZLARINDAN BUGÜNÜN BÜYÜME ORANLARINA UZUNAN BİR ÖYKÜ
Uzun yıllardır dışa kapalı bir ekonomi ile yönetilen Türkiye, 80'li yıllarda kabuğunu kırarak önemli bir değişimin sinyallerini verirken, aradan geçen zaman içerisinde erişilen ekonomik düzeyi herhalde kimse aklından geçirmiyordu. Aslında bu değişim, yaşanan krizler, bölgedeki savaşlar, ülkedeki depremler ile eş zamanlı gerçekleşmişti. Oldukça zorlu ve sancılı bir dönemden geçmekte olan ülke ekonomisi katı uygulamalar, kemer sıkmalar, ve acı receteler ile mücadele etmekteydi. Daha bundan yaklaşık 10 yıl önce, tarihindeki en ağır ekonomik krizle karşı karşıya olan, bankaları arka arkaya iflas eden ve devleti ödeme dar boğazında olan bir ülke konumundayken, bugün gelinen noktada çok daha farklı bir profil izleniyor.
CANLANAN, BÜYÜYEN BİR EKONOMİ
Yeni oluşan bir orta sınıf, tutkulu bir biçimde yeni evler, arabalar, beyaz eşyalar ve televizyonlar satın alıyor. İstanbul'da neredeyse her hafta bir alışveriş merkezi açılıyor. Günde neredeyse ortalama 3 bin yeni araç trafiğe katılıyor. Türkiye, örneğin yabancı ev gereçleri üreticileri yatırımcıları için hâlâ en önemli girişim ve büyüme pazarlarından biri durumunda. Türklerin kişi başına millî geliri ve gayri safi yurtiçi hasılası (GSYİH) son yıllarda neredeyse ikiye katlandı. Ülke, hâlâ dünyanın en güçlü 20 ekonomisi olarak kabul edilen G-20 üyesi. Türkiye'nin, -ihracatının yüzde 40'ını yaptığı Avrupa'daki krize rağmen- kredibilitesini artırabilmesi güçlü iç talebiyle alakalı. Öyle ki, ekonomik kriz dendiğinde, ister "teğet" ister hafif hasar deyin, öyle eskisi gibi bir panik havası yaşanmıyor. Evet bir yandan cari açığımız giderek büyüyor,işsizlik hala çok ciddi bir sorun ve paramızın değeri zigzaglar çiziyor ama diğer yandan da tüm dünyanın gıpta ile izlediği bir ekonomik büyüme gerçekleştiriyoruz. Son iki üç yılın sıkıntılı dünya konjonktürü içerisinde Türkiye, izlediği performans ve de 2011 yılında da gerçekleştirdiği olağanüstü ekonomik büyümeyle, etrafındaki ekonomik krizler denizinde tek başına yükselen bir ada görünümü veriyor. Ortadoğu ve Avrupa'daki pek çok komşusu siyasi karışıklık ve ekonomik kurtarma paketleriyle boğuşurken, Türkiye yabancı ekonomistlerin tahminlerinin çok ötesinde büyüyor. Bu yılın ikinci çeyreğinde gerçekleştirdiğimiz büyüme performansı, Yunanistan'ın can çekiştiği, İtalya'nın kredi notunun düşürüldüğü bir ortamda üst üste rekor kırıyor ve ülke tarihinde yabancı derecelendirme kurumları ilk defa TL cinsinden uzun vadeli borçlanmayı, güvenilir olarak teyit ediyorlar.
TÜRKİYE İLK ÇEYREKTEKİ REKORUNU YÜKSELTTİ
AB istatistik kurumu Eurostat'ın yayınladığı 2011 yılı ikinci çeyrek raporuna göre, Türkiye beklentilerin üzerinde büyüyerek dünyanın en hızlı ikinci ekonomisi konumuna geldi. Cari açık 74.6 milyara çıkarken Türkiye ekonomisi ikinci çeyrekte yüzde 8.8 büyüyerek beklentileri aştı, oysa piyasa beklentisi bu oranın 6.8 olması yönündeydi. Bu gelişmeler çerçevesinde büyüme hızı yüzde 9 olarak revize edildi. Öte yandan aynı dönem içerisinde özel sektör yüzde 33.5, kamu yüzde 6.6 büyüdü. Türkiye ekonomisi bu yılın ilk çeyreğinde özel tüketim harcamalarının ve yatırımların desteği ile beklentilerin üzerinde yüzde 11 büyümüştü. TÜİK bu rakamı yüzde 11.6'ya revize etti. Böylece Türkiye'nin büyümedeki ilk çeyrek rekoru yükselmiş oldu.
EN YÜKSEK BÜYÜMEYİ ÇİN GERÇEKLEŞTİRİRKEN, ARDINDAN TÜRKİYE GELİYOR
AB istatistik kurumu Eurostat, OECD ve ilgili ülkelerin istatistik verilerine dayanarak hazırladığı habere göre, Çin, yılın ikinci çeyreğinde yıllık yüzde 9,5 büyürken, Çin'i yüzde 8,8 ile Türkiye ve yüzde 8,4 büyüme oranıyla Estonya takip etti. İkinci çeyrekte Hindistan yüzde 7,7, Şili yüzde 6,5, Endonezya yüzde 6,5, Litvanya yüzde 6,2 ve Letonya yüzde 5,7 büyüme kaydetti. Dünyanın en büyük ekonomisi ABD aynı çeyrekte yüzde 1,5, Avrupa'nın en büyük ekonomisi Almanya ise yüzde 2,8 büyüme sağladı. Bu yıl 11 Mart'ta meydana gelen deprem ve tsunami felaketinin ekonomideki olumsuz etkilerini üzerinden atmaya çalışan Japonya ekonomisi ise ilk çeyrekte olduğu gibi ikinci çeyrekte de daraldı. İlk çeyrekte yüzde 0,7 daralan dünyanın üçüncü büyük ekonomisi Japonya, ikinci çeyrekte de yüzde 0,9 küçüldü.
AVRUPA'DA İSE BİRİNCİ SIRADAYIZ
Hem geçen yılın son çeyreğinde hem de 2010 yılının tamamında olduğu gibi bu yılın ilk çeyreğinde Avrupa'nın en hızlı büyüyen ekonomisi olan Türkiye, ikinci çeyrekte de bu unvanını korudu. Avrupa'da Türkiye'den sonra en hızlı büyüyen ülkeler yüzde 8,4 ile Estonya, yüzde 6,2 ile Litvanya, yüzde 5,7 ile Letonya ve yüzde 5,3 ile İsveç oldu. Bu ülkeleri sırasıyla yüzde 4,5 ile Polonya, yüzde 4,1 ile Avusturya, yüzde 3,5 ile Slovakya, yüzde 2,8 ile Almanya, yüzde 2,7 ile Finlandiya, yüzde 2,5 ile Belçika, yüzde 2,4 ile Çek Cumhuriyeti, yüzde 2 ile Bulgaristan, yüzde 1,9 ile Danimarka, yüzde 1,6 ile Fransa, yüzde 1,5 ile Hollanda, yüzde 1,4 ile Kıbrıs Rum kesimi, yüzde 1,2 ile Macaristan, yüzde 1 ile Slovenya, yüzde 0,8 ile İtalya, yüzde 0,7 ile İngiltere ve İspanya takip etti. Avrupa Birliği ve Uluslararası Para Fonunun (IMF) kurtarma paketlerinden yararlanan, ancak hala borç sorununun üstesinden gelmeye çalışan Yunanistan ve Portekiz ekonomileri ilk çeyrekten sonra ikinci çeyrekte de daraldı. Yılın ilk çeyreğinde yıllık yüzde 8,1 daralan Yunanistan ekonomisi ikinci çeyrekte de yıllık yüzde 7,3 küçüldü. İlk çeyrekte yıllık yüzde 0,6 küçülen Portekiz ekonomisi, ikinci çeyrekte de yüzde 0,9 daraldı. İkinci çeyrekte 17 üyeli Euro Bölgesi'nde büyüme yıllık yüzde 1,6 ve 27 üyeli AB'de yüzde 1,7 oldu.
ÇİN'İN BÜYÜME TRENDİ SÜRÜYOR
Gelişmekte olan ekonomilerin en hızlı büyüyen ekonomisi Çin'in, gayri safi yurtiçi hasılası (GSYH) ikinci çeyrekte yıllık yüzde 9,5 oranında büyüdü. Böylece Çin, ikinci çeyrekte dünyanın en hızlı büyüyen ülkesi unvanına sahip oldu. Geçen yıl Japonya'yı geçerek dünyanın ikinci büyük ekonomisi olan Çin'in GSYH'si ilk çeyrekte de yüzde 9,7 artmıştı. Çin geçen yıl yüzde 10,3 büyümüştü. Asya'da Çin'i, Asya'nın üçüncü büyük ekonomisi Hindistan takip etti. İlk çeyrekte GSYH'si yüzde 7,8 büyüyen Hindistan, ikinci çeyrekte yüzde 7,7 oranında büyüme kaydetti. Bu iki ülkeden sonra en hızlı büyüyen ekonomiler Şili ve Endonezya oldu. Yılın ilk çeyreğinde yüzde 9,9 büyüme oranını yakalayan Şili'nin, ikinci çeyrek GSYH büyümesi yıllık yüzde 6,5 olarak kaydedildi. Güneydoğu Asya ülkesi Endonezya ilk çeyrekte olduğu gibi ikinci çeyrekte de yüzde 6,5 büyüme oranını yakaladı. Latin Amerika'nın en büyük ekonomisi Brezilya'nın ikinci çeyrek büyümesi yüzde 3,1 olarak kaydedildi. Brezilya bu yıl ilk çeyrekte yüzde 4,1 büyüme sağlamıştı. Asya'nın dördüncü büyük ekonomisi Güney Kore, ilk çeyrekte yüzde 4,2 büyüdükten sonra ikinci çeyrek büyümesi yüzde 3,4 olarak kaydedildi. Bu yıl ilk çeyrekte yüzde 4,4 büyüyen Amerika kıtasının önde gelen ekonomilerinden Meksika, ikinci çeyrekte ise yüzde 3,3 büyüdü. G-20 üyesi ülkelerden Rusya'nın GSYH'si ilk çeyrekte yüzde 4,1 büyürken, ikinci çeyrekte bu oran yüzde 3,4 olarak belirlendi. G-7 üyesi Kanada ilk çeyrekte yüzde 2,9 ve ikinci çeyrekte yüzde 2,2 büyüme kaydetti.
|
|
2011 AVRUPA SERTAĞAÇ PAZAR RAPORU : Amerikan Sertağaç Kerestesi Satışları Avrupa’da İvme Kazanıyor. |
 AB SERTAĞAÇ PAZARINDA ARTAN ABD PAYI
Avrupa'daki sertağaç pazarı son yıllarda zor bir dönem geçirdiyse de, göstergeler Amerikan sertağacının fırtınayı başarılı bir şekilde atlattığına işaret ediyor. Eurostat verilerinden yapılan analizlere göre 2005 ile 2010 yılları arasında toplam AB ithalatında Amerikan sertağaç kerestesinin payı %14'ten %19'a yükselmiştir. Ayrıca, toplam ithalatlardaki Amerikan sertağaç payı hemen hemen tüm AB'ye üye ülkelerde - üstelik bazılarında dramatik bir biçimde- artmıştır. Bu süre zarfında toplam AB ithalatında en fazla pay kaybını %52'den %45'e düşen tropikal ülkeler yaşamıştır. Bu kaybın büyük bir kısmı Brezilya ve Fildişi Sahilleri'ne atfedilebilir. AB'nin iki büyük tropikal tedarikçisi Kamerun ve Malezya sırasıyla %13 ve %9 paylarını korumuştur.
En son çeyreksel veriler AB kereste ithalatındaki Amerikan sertağaç payının, 2010 yılının ilk çeyreğinde %20'lik zirveye ulaştığından beri bu yıl %18 civarında seyrettiğini gösteriyor. Bunun nedeni kısmen Hırvatistan ve Bosna'dan artan ithalatlar ve 2010'dan 2011'e kadar Kamerun'un ithalatındaki düzelme.
AVRUPA KAPLAMA PAZARINDA YAVAŞ BİR TOPARLANMA YAŞANIYOR
ABD kaplama ihracatında birkaç Avrupa ülkesinden bu yıl kazanç elde edildiyse de, veriler Avrupa kaplama pazarında uyumlu bir yeniden yükselme olacağı konusunda pek güven vermiyor. Kapılar, mobilya ve zemin kaplamayı içeren kilit nihai kullanım sektörleri yüksek tüketici borçları seviyesi, konut pazarında ve inşaat sektöründe zayıf aktivite ve temsilcilerden gelen baskıdan etkilenmeye devam ediyor. ABD'nin Avrupa'ya kaplama ihracatı 2011'in ilk yarısında bir önceki yılın aynı dönemine oranla hem hacim hem de değer olarak %4 artış göstermiştir. Ancak, 19.5 milyon ile 2011'in ikinci çeyreğinde bölgeye ihracat bir önceki çeyreğe göre yalnızca %2 yüksek ve 2010'un ikinci çeyreğine göre ise %2 düşüktü. Farklı Avrupa pazarlarına kaplama ihracatı modelleri büyük oranda farklılık gösterirken en büyük Avrupa pazarı olan Almanya'ya ihracat çeyreklik temelde neredeyse uçuşa geçti denebilir. 5.9 milyon m2 ile 2011'in ikinci çeyreğinde bu ülkeye ihracat bir önceki çeyreğe göre büyük oranda artış gösterdi. Ancak, 2009'un ortalarından beri çeyreklik iniş çıkışlar, hiçbir tutarlı uzun dönem trendi olmaksızın 5.5 milyon m2 çevresinde seyretti. Bu pazar, 2008'de Alman kaplama sektörünü vuran şiddetli gerilemeden beri hiçbir gerçek toparlanma belirtisi göstermiş değil. Diğer üç büyük Avrupa pazarına (İtalya, İspanya ve İngiltere) Amerikan sertağaç kaplama ihracatları önceki iki çeyrekte önemli kazanımlar elde ettikten sonra 2011'in ikinci çeyreğinde düşüşe geçti. Son yıllarda çok sayıda "küçük" Avrupa pazarı, özellikle Portekiz, Hollanda, Yunanistan, Slovakya, İsveç, Polonya ve Türkiye, kaplama ürünleri açısında önem kazandı. Bu durum da daha küçük Avrupa pazarlarında kaplama ticareti trendlerinin son derece hızlı iniş çıkılar gösterdiği ancak pazar sinyallerinin belirti bir istikrar içerisinde olmadığı gerçeği ile bire bir örtüşüyor.
Son gelişmelere bakıldığında, ülke bazında şunları söylemek mümükün : 2010'un ilk üç çeyreğinde önemli bir düşüşten sonra Portekiz'e kaplama ihracatında sağlam bir yükseliş; son iki yıl içinde İsveç'e ihracatta daha yavaş bir toparlanma; 2010 ortasından itibaren Belçika'ya kaplama ihracatında düşüş ve önceki üç yıl boyunca hüküm süren küçük seviyelerden sonra 2011'in ikinci çeyreğinde Polonya'ya ihracatlarda keskin bir artış (yaklaşık 500 milyon m3'e kadar) yaşanıyor. Türler dikkate alındığında ise ikinci çeyrek verileri kısmen ceviz kaplama ihracatında süren büyüme nedeniyle akmeşe kaplama ihracatında bir yavaşlama olduğu söylenebilir. Kızıl meşe, sert akçaağaç ve kiraz kaplamaları ihracatında ise görece daha istikrarlı bir seyir olduğunu söyleyebiliriz. Ancak, kaplama türleri trendlerinin analizi ABD ticaret verilerinin - belki de yanlış bir şekilde - ürünün büyük bir miktarını "diğer sertağaç" kategorisine yerleştirmesi nedeniyle kısıtlanıyor.
AVRUPA'YA YAPILAN SERTAĞAÇ KERESTESİ İHRACATINDA %10 ARTIŞ VAR
Amerikan sertağaç kerestesinin Avrupa ülkelerine ihracatı 2001 yılına yavaş bir başlangıç yapmasına karşın ikinci çeyrekte ilk üç aya göre %9 ve 2010'daki aynı zaman dilimine gore de %10 artış gösterdi. 2011'in ilk iki çeyreğinde Avrupa bölgesi, 2010'un aynı dönemiyle kıyaslandığında sırasıyla %9.6 ve %5.1 artış göstererek 159.2 milyon $ değerinde 225,500 m3 hacme ulaştı. Amerikan sertağaçlarının bu yıl içerisinde İngiltere, Almanya, Estonya, Hollanda, Danimarka, Finlandiya, Türkiye ve Polonya'ya gerçekleştirdiği ihracatlar bir önceki yılın aynı dönemine oranla ciro bazında önemli artışlara sahne oldu. Ancak, İtalya, İspanya, Portekiz ve Yunanistan gibi birçok güney Avrupa ülkesinin yanısıra İrlanda, Fransa ve Belçika' gibi ülkelere yapılan sertağaç satışları geçen yıla gore düşüşler gösterdi.
AVRUPA ÜLKELERİNİN SERTAĞAÇ TÜRLERİ TALEPLERİNDEKİ FARKLILIKLAR
Avrupa'ya ihraç edilen en yaygın Amerikan sertağaç türü olan Beyaz Meşe, bu yıl dab u pazardaki konumunu güçlendirmeye devam etti. Beyaz meşenin 2011'in ilk yarısındaki Avrupa'ya gerçekleştirilen ihracat hacmi bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla %8 artış gösterdi. Öte yandan Avrupa'ya, (özellikle de artan meşe fiyatların ve tedarik sıkıntılarının dişbudağa kısmi bir geçişe yol açtığı İtalya'ya) yapılan Amerikan dişbudak satışlarıda karlı olmaya devam ediyor. Dişbudak ithal eden ülkelerin başında ise Estonya geliyor. Bunun nedenlerinin başında da, dış mekân mobilyası sektöründe dişbudağın sert hava koşullarına dayanıklılığı geliyor. ABD'nin Avrupa'ya gerçekleştirdiği ihracatta bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla 2011'in ilk yarısında %48 artış gösteren ceviz ise her zamanki gibi popülerliğini koruyor. ÖVte yandan Avrupa'ya gerçekleştirilen satış hacimleri potansiyellerinin çok altında olsa da Amerikan kızıl meşe, kiraz ve Amerikan cevizi ihracatlarında da cesaretlendirici artışların mevcut olduğu söylenebilir. 2010'da Avrupa'da önemli kazançlar elde ettikten Amerikan laleağacı kerestesi ise bu yıl satışı düşüş gösteren sertağaç türlerinin arasında gelmekte olup, bu düşüşteki etkenlerin başında İtalya'daki talebin büyük oranda gerilemesi yatmaktadır.
ZAYIF EKONOMİK GÖSTERGELERE RAĞMEN BU SATIŞ RAKAMLARINI YABANA ATMAMAK GEREK
Avrupa'ya olan sertağaç ihracatına bir bütün olarak bakıldığında ortaya çıkan yorumlar hiç de karamsar değil. Küresel ekonomik krizlerden önceki düşük ticaret seviyeleri göz önüne alındığında, Amerikan sertagğaçlarının Avrupa'da gerçekleşen 2011 yılı satış rakamlarının, zayıf ekonomik göstergelere rağmen hiç de yabana atılmaması gerekiyor. Bu tür belirsiz ve insanların önülerini çok da göremedikleri zamanlarda Avrupa sertağaç ithalatçıları ve müşterilerinin yalnızca sınırlı hacimlerde alım yapmakta oldukları bir gerçek. Spekülatif satın alma az ya da hiç yok ve tedarik zinciri boyunca stoklar minimum seviyerlerde tutulmakta. Amerikan sertağacın en büyük alıcıları bile bireysel alımlarda dolu konteynırlar yerine karışık satın almayı tercih ediyorlar. ABD'li kimi ihracatçılar özellikle riskli olarak değerlendirdikleri durumlarda ön ödeme yapılması konusunda ısrar ederken, kısıtlı nakit akışına sahip çoğu müşterinin ödemeleri ağırdan alması ile ortaya çıkan sıkıntılar sektörü gölgelemeye devam ediyor.
İyimserlere gore ise, Avrupalı ithalatçıların 2010 yılında Amerikan sertağaç alımlarında ortaya çıkan bu tür sıkışık ticaret koşullarının artık yavaş yavaş bir sorun olmaktan çıktığını belirtiyorlar. Farklı uzunluk ve genişlik standartlarına sahip ürünler de zaman içerisinde engel olmaktan çıkarak daha fazla erişilebilir bir konuma gelmekteler. Amerikan sertağaç kerestesi için görece kısa teslimat süreleri, ithalatçıların ve üreticilerin çok düşük envanterler ile çalıştıkları bir pazarda başlıca rekabet avantajıdır. Hareketli döviz kurları Avrupalı ithalatçıların spekülatif satın alımlarını olumsuz etkilemiştir. Ancak, ABD Dolarının Euro karşısında 2011 başında 0.77'den Mayıs 2011'de 0.69'a gerilemesi ile 2011 boyunca gerçekleşen nakit hareketlerinin Avrupa'da Amerikan sertağaca küçük bir rekabetçi ivme kazandırdığı söylenebilir. Bu düşük seviye saha sonra Ağustos 2011'e kadar devam etti. ABD sertağacının bu göreceli avantajı, Eylül 2011'de Euro bölgesinde yaşanan problemler ve ABD Dolarının Euro karşısında 0.75'e yükselmesi ile azalmaya başladı.
İTALYA'DA SEKTÖR SENDELEMEYE DEVAM EDİYOR
Ülkeler bazında bir değerlendirme yapmak gerekirse, uzmanlar yerel tüketimin zayıflaması ve İtalyan mobilya sektörünün konumunu korumak için gerçekleştirdiği zorlu mücadele sebebiyle İtalyan sertağaç pazarındaki toparlanmanın çok yavaş, ağır aksak olduğu konusunda birleşiyorlar. Oysa 2010 yılında İtalya'ya gerçekleşen Amerikan sertağaç kerestesi ihracatında güçlü bir toparlanma yaşanmıştı. Ancak 2011 yılında bu ülkeye gerçekleşen sertağaç ihracat rakamları yeniden yavaşladı. 2011'in ilk yarısında bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla hacmen %2.4 ve değer olarak %5.8'lik bir gerileme yaşandı. 2011 Nisan ve Haziran döneminde İtalya'ya gerçekleşen 42,400 m3 civarındaki ihracat rakamları bir önceki çeyreğin tamamen aynısıyken, 2010'daki aynı çeyreklerle kıyaslandığında onların %7 oranında altında kaldığı görülüyor. ABD'nin İtalya'ya laleağacı ihracatı, diğer türlerle kıyaslandığında bir önceki yıl elde edilen güçlü seviyelerin oldukça altına inmişti. Bu trenddeki düşüş kısmen İtalya'da trendin laleağacından dişbudak tüketimine doğru seyretmesinden kaynaklanıyordu. Gerilemekte olan inşaat sektörü önemli bir faktör İtalya genelinde yavaşlayan inşaat sektörü bu ülkenin iç pazarında yaşanan sorunların temel nedenlerinden birisini oluşturmakta. Temmuz 2011'de İtalyan İnşaat Sektör Birliği ANCE'nin bir rapor halinde yayınladığı tahminlere göre, inşaat sektörü yatırımları 2011'de %4 azalacak (Bu tahmin 2011 başında ifade edilen %2.4'lük düşüşün de üzerinde). Birliğin beklentisi, yatırımın %3.2 daha düşmeye devam ederek 1994'ten bu yana en düşük seviyesine ineceği doğrultusunda. ANCE'ye göre bu sektördeki toparlanmayı engellemekte olan faktörlerin başında şirketlerin giderek azalmakta olan kredi tedariki şansları, kamu kuruluşlarının ödemelerinde gerçekleşen gecikmeler ve altyapı fonlarındaki azalma gibi önemli konular bulunuyor Öte yandan, küçük de olsa İtalyan pazarındaki sertağaç ürünleri için bir teselli bulunabilir: ANCE yeni inşaatlar kadar varolanlarlar için de yenileme / bakım işlerinin bu yıl %0.5 artışla yatırımda büyüme kaydeden tek sektör olacağını tahmin ediyor ki bud a tüketimin tamamen durma noktasına gelmeyeceği konusunda bir umut ışığı oluşturmakta.. İç pazardaki mobilya satışları baskı altında İtalyan pazarı için yukarıda bahsedilen tüm bu olumsuz faktörler, bir yandan da İtalyan mobilya sektörünün daha güçlü bir şekilde toparlanmasınada engel oluyor. İtalya dünyanın en büyük mobilya ihracatçısı ülkelerinden bir olmakla birlikte, yerel pazar halen sektörün 25.4 milyon Euro'luk yıllık satışının en az %80'ini teşkil ediyor. Yerel mobilya satışları da halen yavaşlamakta olan konut pazarı, artmayan kamu sektörü ücretleri, durdurulan işe alımların ve artan yakıt ve ürün fiyatları sebebiyle baskı altında. İtalya'nın mobilya ihracatı 2010'da kısmen toparlandıysa da ihracat artış hızı bu yıl yavaşlamıştır. İtalyan mobilya endüstrisi deniz aşırı pazarlardan, özellikle de yalnızca İtalyan tasarımlarını değil markalarını da taklit etmekte ustalaşan Çin'den gelen artan rekabetle karşı karşıya. İtalyan mobilya şirketleri bu tehlikelere örneğin sürdürülebilirlik güvenilirliklerini vurgulayarak, "makul fiyatlı tasarım" kavramına odaklanarak, en iyi fiyat/kalite oranını sunan ürünleri sunarak ve ısmarlama ve sözleşmeli mobilyaya önemli bir geçişle cevap veriyor. Bu önlemlerin faydası oluyor ancak yalnızca yükselen ekonomik problemlerin karşısında mobilya satışlarını artıracak kadar.
İNGİLTERE "DENGELİ" KALMAYA KARARLI
İngiliz sertağaç kerestesi pazarı 2011'in ilk yarısında güçlü bir şekilde toparlanma kaydetti. 6 aylık dönem boyunca İngiltere'ye gerçekleştirilen Amerikan sertağaç kerestesi ihracatı bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla hacmen %28 ve değer bakımından %34 artış gösterdi. 18,400 m3 ile 2011'in ikinci çeyreğinde ülkeye yapılan ihracat bir önceki çeyreğe göre oldukça yüksekti ve yaklaşık üç yıldır bu pazardaki en büyük çeyreklik hacme ulaşıldı. Bu trendin altında yatan ise özellikle marangozluk ve doğrama işlerinde kapılar ve zemin kaplama ve atölye montajı konularında sertağaçlar ürünlerine olan sürekli talepti. Giderek artan sayıda müşterinin daha yüksek değerli zemin kaplamalarına eğilim göstermesiyle birlikte kaliteli zemin kaplama sektörüne özellikle güçlü bir talep var. Bu yıl iç mekânlar eskimeye başlayınca işe başlamak zorunda kalan perakendeciler sayesinde bu yıl atölye montajlarında büyük artış yaşandı. Merdiven üretim sektöründe faaliyetler, kısmen tarihinin en düşük seviyelerinde seyreden yeni inşaatlara görece daha fazla bağımlılık sebebiyle pek de parlak değildi. İngiltere'ye gerçekleştirilen Amerikan akmeşe biçilmiş kerestesi ve laleağacı ihracatı bu yıl oldukça güçlüydü. Amerikan akmeşesi ile Avrupa akmeşesi İngiltere'deki en moda tür olmaya devam ederken ceviz de popülerliğini koruyor. Akçaağaç ve kiraz bu pazarda pek tutulmuyor. Yılın geri kalanı için ise tahminler belirsiz. Dağıtımcılar İngiliz hükümetinin harcama kesintilerinin, Olimpiyat konusunun gündemden düşmesinin ve azalan tüketici güveninin yaratacağı olumsuz etkilerden endişe ediyor. Ancak çoğu raporda da talebin "istikrarlı" veya "adil" kalma ihtimalinin olduğunu gösteriyor.
ALMANYA'DA TALEP OLDUKÇA CANLI
Almanya 2011'den beri Amerikan sertağaç için hareketli bir pazar olmuştur. 2011'in ilk yarısı boyunca Almanya'ya Amerikan sertağaç kerestesi ihracatı bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla hacim bakımından %16 ve değer olarak %26 daha yüksekti. Nisan-Haziran 2011 döneminde Almanya'ya gerçekleşen 15,400 m3'lük ihracat, finansal kriz başlamadan önceki seviyelerin bile oldukça üzerindeydi. Bu yıl Almanya'ya akmeşe, ceviz ve laleağacı ihracatı da oldukça güçlü olmuştur. Alman son kulanım pazarları son aylarda değişik seyirler izlese de, genel olarak iyi bir performans sergilemiştir. Genel tamamlanan inşaat sayısının 16,000 adet ile bir önceki yılla aynı olduğu 2010''un o durgun döneminden sonra bu yıl Almanya'daki inşaat faaliyetleri artış göstermiştir. Faaliyetler hem konut sektöründe hem de ticari sektörde iyi seyretmiştir. İç kapı üreticileri, özel ev yapımına ve yüksek seviyede kurumsal sözleşme işlerine atfedilen iyi işler ile yaz ayları boyunca artan siparişler aldılar.
Alman mobilya sektörünün geneline bakıldığında ise, satışların 2010'un aynı dönemine kıyasla özellikle ofis ve mağaza mobilyalarında güçlü bir büyümeyle 2011'in ilk yarısında %7.3'lik bir artış gösterdiğini görmekteyiz. Mobilya ihracatı da 2011'in ilk yarısında artış gösterse de şu an Euro bölgesinde bir ekonomik belirsizliğin yükselmesi ve deniz aşırı tedarikçilerden gelen sert rekabet sebebiyle gelecekte ne olacağı konusunda bir belirsizlik ve endiye hakim. Almanya'nın parke mobilyası endüstrisi de benzer bir trendi takip ediyor. Üreticiler genel olarak iş trendleri konusunda olumlu ve çoğu 2011 genelinde %5 ila %15 arasında bir satış artışı bekliyor. Son pazar raporlarında görece yüksek kapasite kullanımı belirtilse de 2011'in ikinci çeyreğinde satışlar yılın ilk aylarında olduğu kadar canlı değildi. Kısa dönemde 2011'in ilk yarısında kaydedilen Almanya'daki yüksek ihracat seviyelerinin yılın ikinci yarısında ithalatçıların ve üreticilerin yaz aylarında sağlam stoklar oluşturmuş olması sebebiyle bir miktar düşüş göstermesi bekleniyor. Yaz tatilinden sonra Eylül 2011'de Almanya'dan Amerikan sertağaç kerestesi siparişleri yavaştı. Ancak Amerikan sertağacı Almanya'da uzun dönemde daha güçlü bir varlık gösterecek gibi görünüyor ve beklentiler gelecekte bu pazarda sağlam ihracatların devam etmesi yönünde.
DİBE VURAN İSPANYA
15,400 m3 ile 2011'in ilk 6 ayında İspanya'ya gerçekleştirilen sertağaç kerestesi ihracatı neredeyse bir yıl önce aynı dönemde kaydedilen düşük seviyelere eşdeğerdi. Nisan-Haziran 2011 arasında 8,500 m3'lük seviyelerde seyreden ihracat rakamları ise bir önceki çeyreğin %25 üzerindeydi. Ancak, 2011'in ilk üç ayında İspanya'ya ihraç edilen 6,900 m3'ün yıllardır kaydedilen açık ara en düşük rakam olduğu düşünüldüğünde bu artıy ancak çok küçük bir teselli olarak kalıyor. Uzmanların belirttiğine göre, İspanya pazarında yakın dönemde büyümeye doğru bir dönüş yaşanması ihtimali çok düşük. İspanya Hükümetinden gelen son bilgilere göre darmadağın olan inşaat sektöründeki sorunlar bitecek gibi görünmüyor. 2011'in ilk yedi ayındaki planlama onayları 2010'un aynı dönemine oranla %13 ve Temmuz'a oranla %11 daha düşüktü.. İspanyol Tapu Sicili aynı zamanda 3 ardışık çeyreklik büyümenin ardından 2011'in ilk ve ikinci çeyreklerinde konut satışlarının %32 düştüğünü belirtiyor. Nisan-Haziran 2011 döneminde gerçekleşen satışlar ise Tapu Sicili veri setlerini yayınlamaya başladığından beri görülen en düşük seviyedeydi. İspanya inşaat sektörü üzerine ICD Araştırma Şirketi tarafından Eylül 2011'de yayınlanan yeni bir raporda bu ülkenin inşaat sektöründeki büyümenin 2011-2015 yılları arasında yılık %1 gibi son derece düşük seviyelerde olacağı sonucuna varılıyor. Bunun sebebi ise kısmen yeni inşa edilen ancak satılamayan büyük miktarda konut (2010'un sonunda 1.4 milyon birime ulaşmıştı) ve geniş boş ofis ve perakende alanlarıdır. Büyümenin ayrıca ülkenin bütçe açığını 2013'e kadar AB'nin %3 limitine indirmeyi amaçlayan İspanya hükümetinin tasarruf önlemleri ile daha da zayıflaması bekleniyor. Bu arada resmi işsizlik oranının Eylül 2011'de %21'e ulaştığının gözlenmesi gelecekte de kişisel tüketimin zayıf kalacağı öngörülerini yükseltmekte. İspanya'nın yerel mobilya endüstrisi de deniz aşırı rekabetin sıcaklığını hissediyor. 2010'da 2.2 milyon Euro değere sahip İspanya mobilya ithalatı, 2009 yılının %20 üzerinde olsa da 2007 yılındaki 2.6 milyar Euro'luk zirvenin altında kalıyordu. Bunda da sektörde daha bir süre poztif rakamların kaydedilmesinin en azından şimdilik mümkün olmadığı sonucu çıkıyor.
POLONYA'NIN POTANSİYELİ
Amerikan sertağaç kerestesinin önemli artışlar kaydettiği pazarların başında Polonya geliyor. 2011'in ilk altı ayında bu ülkeye doğrudan gerçekleştirilen Amerikan sertağaç kerestesi ihracatı 2400 m3'e ulaşarak bir yıl önceki aynı dönemdeki seviyenin üç katını aştı. Bu rakamlar AB pazarlarıyla karşılaştırıldığında küçük olmakla birlikte bu kayda değer bir gelişme ve Polonya'da artan Amerikan sertağaç tüketimine ve bu ürünlerin ülkeye ithal edilmesi konusundaki yaklaşımların arttığına işaret ediyor. Resmi rakamlarla bile giderek daha fazla Polonyalı şirketin doğrudan Amerikan sertağaç satın aldığı kesin. Ancak AHEC diğer AB pazarları vasıtasıyla yapılan dolaylı ithalat da göz önüne alınmasıyla gerçekleşen reel satınalmaların çok daha büyük hacimlerde olduğuna inanıyor. Uzmanların öngörüleri Polanya pazarı sertağaç tüketiminin yıllık 15,000 m3 alanında olabileceği anlamına geliyor. Polonya'nın sertağaç kerestesi ithalatı verilerinin analizi ABD'den doğrudan ithalatın toplamın yalnızca küçük bir kısmını teşkil ettiğini ve ithalatın çoğunluğunun diğer AB ülkeleri ile Ukrayna aracılığıyla yapıldığını gösteriyor. Ancak, çok fazla miktarda Amerikan sertağacın da yeni dolaylı olarak, özellikle de kısa sürede Polonyalı üreticilere rekabetçi fiyatlarla stok sunabilecek alım gücüne ve tecrübeye sahip Alman stokçular aracılığıyla, Polonya'ya girdiği biliniyor. Alman stokçular aynı zamanda belirli üreticilere uygun stok ayıklama ve seçme konusunda hazırlıklı. ve bu pazarda hangi tür ve miktarlarda alımların yapıldığını iyi biliyorlar. Öte yandan uzmanlar her yıl Estonya pazarına girmekte olan büyük hacimdeki sertağaç kerestesinin en azından bir kısmının Polonya'da dış mekân kullanımı üretimi için kullanılan ısıl işlem görmüş Amerikan dişbudak ağacı olmasının mümkün olduğunu belirterek, bu durumun Polonya'nın çok farklı kaynaklardan sertağaç ithal edildiğine bir başka kanıt olduğuna işaret ediyorlar. Polonya'ya doğrudan Amerikan sertağaç kerestesi ithalatı artsa da bu aşamada dolaylı ithalatın azaldığına dair hiçbir işaret yok. Aksine, dolaylı ithalatın da artıyor olması muhtemel. Polonyalı ithalatçılardan ve üreticilerden alınan geri bildirime göre ülkedeki genel Amerikan sertağaç kerestesi tüketimi artmakta. Akmeşe ve ceviz tüm Avrupa'da moda olan türler oldukları için özellikle çok popüler. Bazı Polonyalı şirketler büyük oranda yeniden ihracat nedeniyle de kızıl meşe talebinin arttığını bile rapor ediyorlar. Polonya, özellikle de daha üst sınıfa yönelik olan büyük bir kısmı ihraç edilen, özellikle mobilya ve zemin kaplama alanlarında faaliyet gösteren büyük bir ahşap üretimi sektörüne sahip. Hatta Polonya'da üretilen mobilyaların %90'ının ihraç edildiği belirtiliyor ki bu çok önemli biroran. Dünya geneline bakıldığında ise Polonya'dan dahafazla mobilya ihraç eden sadece 3 ülke var : Çin, İtalya ve Almanya… Rakamsal değer olarak değil ama ağırlık tonaj açısından (kg) ise Polonya dünyadaki en büyük üçüncü mobilya ihracatçısı.
DİĞER PAZARLARDAKİ ÖNEMLİ TRENDLER
ESTONYA:
2011 yılında bir önceki yıla kıyasla Estonya'ya Amerikan sertağaç kerestesi ihracatı ikiye katlanmıştır. Büyük çoğunluk dış mekân ahşabı için Avrupa pazarına tedarik için ısıl işleme mahkûm. Bu pazar, görece kısıtlı erişilebilirlik ve Avrupa'daki dayanıklı tropik sertağaç için uzun teslim süreleri sebebiyle sürekli genişleme potansiyeline sahip. Ayrıca, AB'nin Kereste Nizamnamesi aracılığıyla zorunlu gereken özen gereksinimleri getirilerek potansiyel olarak "yüksek riskli" tropik ahşaba maruziyeti azaltma çabaları artmış durumda. Sertağaç için ısıl işlem pazarı şu an için dişbudağa odaklanmış olsa da ürün karışımını genişletme potansiyeli mevcut.
TÜRKİYE:
Amerikan sertağaç kerestesi ihracatının 2011 yılında bir önceki yıla oranla neredeyse ikiye katlandığı bir diğer ülke ise Türkiye. Geleneksel olarak sertağaç kütüğü ithalatını keresteye tercih etmiş olan bir pazarda bu olumlu bir gösterge. Türkiye'nin bu yılki kereste ithalatı akmeşe (+42), dişbudak (%35) ve ceviz (%18) karışımından oluşuyordu. Türkiye 2010'da %7.3 artan gayrisafi yurtiçi hasıla ve 2011'in ilk üç ayında yıllık %11 oranına yükselme ile Çin'in büyümesini bile geride bırakarak önemli bir ekonomik büyüme kaydetmiştir. Tüketicilerin borçlar konusunda daha endişeli hale gelmesi ve sorunlu dış ekonomi ortamı sebebiyle ikinci çeyrekte GSYİH büyüme hızı %7'ye geriledi. Ancak, büyük ve görece genç bir nüfusa, sağlam bir finansal ve parasal konuma, sınırlı yerel orman kaynağına ve büyüyen bir mobilya sektörüne sahip bu ülkede bu pazara uzun dönemde sertağaç ihracatının artışı ihtimali oldukça yüksek.
HOLLANDA:
Birkaç yıllık görece zayıf performansın ardından Hollanda'da güçlü bir büyümenin sinyalleri görülüyor. 2011'in ilk yarısında, bir önceki yılın aynı dönemine oranla Hollanda'ya Amerikan sertağaç kerestesi ihracatı hacim bakımından %17, değer bakımından %34'lük bir artış gösterdi.
YUNANİSTAN:
2011'de kaydedilen görece parlak rakamlarla kıyasla bu yıl Yunanistan'a ihracatta %39'luk bir düşüş var ve bu da ülkede son dönemde yaşanan şiddetli ekonomik problemlerin bir göstergesi.
(*) Bu rapor, Arnavutluk, Bosna Hersek, Hırvatistan, İzlanda, Karadağ, Norveç, Rusya, Sırbistan ve Kosova, İsviçre ve Türkiye ile birlikte AB-27'yi içeren Avrupa bölgesi pazarlarını kapsamakta ve tüm veriler Ticaret Departmanı, A.B.D. Nüfus Sayım İdaresi, Dış Ticaret İstatistikleri'ne dayanan USDA FAS GATS veri tabanından alınmış olup, son günçellenme tarihi 29 Eylül 2011'dir.
|
|
Mobilya Sektörü 2011 Hedeflerini Tutturdu |
 Yapılan açıklamaya göre, Türk mobilya sektörü, 2011 yılının ilk dokuz ayında 2010'un aynı dönemine oranla yüzde 21'lik artışla ihracatını 1 milyar 199 milyon dolara taşıdı. İhracatta artış kaydeden az sayıda sektörden biri konumundaki mobilya, ihracat yarışında öncü konuma ulaşmayı hedefliyor.
Türkiye mobilya sektörünün Ocak - Eylül ayları arasındaki ihracatı geçen yıla oranla yüzde 21 artarak, 1 milyar 199 milyon dolar oldu. Türkiye Mobilya Sanayicileri Derneği (MOSDER) verileri, sektörün 2011 yılında dış pazarda yüzde 20 büyüme hedefine hızla yaklaştığını ortaya koydu.
MOSDER Başkanı Ramazan Davulcuoğlu, 2010 yılının Ocak - Eylül ayları arasında 993 milyon 932 bin dolar olan ihracatın 2011 yılının aynı döneminde yüzde 21'lik artışla 1 milyar 199 milyon dolara ulaştığını belirtti.
Mobilya sektörünün 2011 yılında ihracat atağını sürdürdüğünü belirten Davulcuoğlu, "Türk mobilyası, özgün tasarımıyla farklı bir kimliğe sahip. Kalitesi ve tasarımıyla adından söz ettiren ürünlerimiz, tüm dünyada 5 kıtada 173 ülkeye ihraç ediliyor. Mobilya sektörü, ihracatın ithalattan iki katı oranında fazla olması ile ekonomimizin lokomotif sektörleri arasında yer alıyor. Gelecek dönemlerde de, dünya genelinde farklı noktalarda yapacağımız sektörel ziyaretler ve ikili ilişkilerle de ihracat rotamızı genişleteceğimizi düşünüyoruz."dedi.
|
|
Türk Mobilyacıları, Nijerya’da 150 Konteyner hracat Bağlantısı Gerçekleştirdi |
 Türkiye Mobilya Sanayicileri Derneği (MOSDER) organizasyonunda TC. Ekonomi Bakanlığı desteği ile Lagos ve Abuja'ya yönelik olarak düzenlenen Nijerya Sektörel Ticaret Heyeti 22 - 28 Ekim 2011 tarihlerinde gerçekleştirildi. "Türk mobilyası"nın dünya genelinde tanıtılmasını hedefleyen MOSDER önderliğinde gerçekleştirilen sektörel ziyaret sırasında 500'ü aşkın Nijerya menşeli firma ile görüşme yapılarak, 6 milyon dolarlık mobilya ihracatı ve 13 mağaza bağlantısı yapıldı.
MOSDER üyeleri güç birliği yaparak daha önceden keşfedilmemiş ve girilmesi zor pazarlara yönelik çalışmalarını sürdürüyor. Nijerya'ya giden 17 mobilya markasının yöneticileri, Nijerya'da faaliyet gösteren mobilya şirketleri ile yüzyüze görüşme imkânı sağladı. İkili görüşmeler sonrasında, "Türk mobilyası"na yoğun ilgi gösteren Nijeryalı mobilya profesyonelleri 150 konteynır büyüklüğünde, toplam hacmi 6 milyon dolara ulaşan sipariş yaptı.
MOSDER Başkanı Ramazan Davulcuoğlu, "Türk mobilyası"nın farklı ülkelerde tanıtılması için daha önce iş ilişkisi geliştirilmemiş pazarlara girilmesi gerektiğini belirterek, mobilya sektörünün odak noktasında ihracatın yer aldığını aktardı.
Nijerya gibi girilmesi zor bir pazarda kısa sürede büyük başarılara imza attıklarını ifade eden Davulcuoğlu, "Sektörel gezi sırasında Nijeryalı mobilya sektör öncülerine Türk markaları birbirinden güzel mobilya ürünlerini tanıtma fırsatı sağladı. Mobilyalarımızın gördüğü yoğun ilgi sonucunda 150 konteynır hacminde, 6 milyar dolara ulaşan ihracata ulaştık. Nijerya'ya yaptığımız tek bir ziyaret sayesinde 6 milyar dolarlık iş hacmine ulaşmamız ve 13 mağaza anlaşması sağlamamız, sanayicilerimize yol göstermemiz bakımından bizleri de mutlu etti." dedi.
Nijerya'da yaklaşık bir hafta içerisinde işbirliklerinin geliştirilmesi, ihracat potansiyeli bulunan hedef pazarlara yapılan ziyaretlerin önemini ortaya koydu. Türk mobilya sanayicilerinin yalnızca bu ziyaretle 6 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirmesi ve 13 mağaza açma hedefiyle anlaşma sağlaması, Nijerya gibi daha önce ilişki geliştirilmemiş pazarlarda yapılacak çalışmalara hız katacak.
|
|
Tasarım ve Ergonomi Harikası Makam Koltuğu: LEO 88A |
 Leo 88A; ince ve zarif tasarımı vede ergonomik ve fonsiyonel kullanımı ile nihai kullanıcılarından oldukça yüksek dercede övgü alan, yeni nesil ofis makam koltukları içinde fazlası ile hak ettiği yeri almıştır.
Tutarlı ve uyumlu dış görüntüsünde, akıcı görsel etkisini bozacak herhangi bir unsur bulunmuyor. Sürdürülebilir eko tasarım kriterlerinin uygulanması ile üretim sürecinde sadece yüksek kalite de hakiki deri ve krom içermeyen geri dönüştürülebilir malzemeler kullanılmıştır.
|
|
2012 Yılının Ofisleri; Kaliteli Makam Masaları ve Doğal Ahşap Büro Mobilyaları ile Renklenecek |
 Günümüz ofislerinde en önemli konulardan biri kurumsal kimliğin oluşturulmasıdır. Mobilyaların şirket kimliğini yansıtmak ve ilerletmek uğruna uyum içinde olması şarttır. Fakat bu uyumu yakalarkençalışanların ve idari personelin kişisel ihtiyaçlarına da dikkat etmek gerekir.
Ofis mobilyaları; hem sürekli gelişen teknolojiye ayak uydurabilmek ve değişen organizsasyon yapılarına adapte olabilmek için esnek, hem de giderek önem kazanan kurumsal hayatın kalıcılığından dolayı uzun süreli dayanacak kadar kaliteli olmalı.
Modern ofislerde gözlemleyebileceğimiz başka bir akımda kaliteli makam masaları ve doğal ahşap büro mobilyalardır. Bu nedenle; insanlığın sürekli doğala ve kaliteli yaşama olan özlemi, uzun süreli yaşam alanı olarak kullandıkları ofislerine yansımaktadır.
Kaliteli hammadde kullanımı ve maksimum özenli işçilik ile kaliteli makam masaları vede doğal ahşap bür mobilyaları üretiminde, Türkiye'nin en önde gelen ve sektörün lokomotifi konumunda bulunan Detay Ofis Mobilyaları, doğal ahşabın sıcaklığını, üst düzey makina üretim parkuru ve işçiliği ile entegre ve kombine edip, nihai kullanıcıya ulaştırmayı kendisine her zaman en önemli hedef olarak belirlemiştir.
|
|
Yeni Nesil Modern Ofislerin Olmazsa Olmazı, TV Üniteleri ve Duvar Panoları |
 Değişen ofis dizayn zevkleri ve alışkanlıklarında özel bir yer bulan duvar panoları ve TV üniteleri, ofislerde modern görüntü ve işlevselliği ile önemli bir görsellik sağlamaktadır.
Detay Ofis Mobilyaları, üretimini yaptığı bütün mobilya grupları, makam takımları vede proje tefrişatlarına uygun ve aynı formatta duvar panoları ve TV üniteleri uygulamalarını başarı ile yapmaktadır.
Duvar panosu uygulamarımızı gerek MASKO ve Bahçeşehir Mobilya Çarşısı showroomlarımızdan, gerekse WEB sitemizde ( www.detayofis.com) referanslar menümüzden görebilirsiniz.
|
|
Yeni Yılınız Kutlu Olsun |
 2012 Yılının; bütün dostlarımıza, müşterilerimize, tedarikçilerimize, hayırlara vesile olmasını diler, gönlünüze göre bir yıl geçirmenizi temenni ederiz.
|
|
Mobilya Sektöründe Tasarımın Yeri, Diğer Sektörlere Göre Çok Daha Önemlidir |
 Detay Ofis Mobilyaları; 33 yıllık deneyimi kapsamında, ofis mobilyaları üretimi ve projeli dekorasyon uygulamaları üzerine uzmanlaşmış bir markadır.
Firmamız; tasarımda özgünlük ve kaliteden ödün vermeyen üretim anlayışı ile sektörü içinde ön plana çıkmaktadır.
Kullanıcılarımıza sunulan ürünler, ulusal ve uluslararası bir çok merciden önemli derecede taktir ve övgüye layık görülmüş, dolayısı ile farkını kanıtlamış, tefrişat projeleri vede üretimini sürdürdüğü ürünler birer sanat eseri olarak nitelendirilmiştir.
|
|
Kalite ve Güvenle Özdeşleşen Marka: Detay Ofis |
 Detay Ofis, kurulduğu 1979 yılından bu yana, alanlarında uzmanlaşmış profosyonel kadrosu, kalite ve müşteri memnuniyeti odaklı anlayışlı neticesinde, kısa sürede yurtiçi ve yurtdışı pazarlarda hak ettiği saygın yeri almıştır.
Firmanın Bahçeşehir Mobilya Çarşısı'ndaki yeni üretim tesisleri, Kasım 2005 yılından itibaren faaliyete girmiştir.
Yenilikçi vizyonu ilke edinmiş, her geçen gün yeni tasarımlarıyla beğeni toplayan Detay Ofis,ihracaat hedefi ve pazarlarını büyütme misyonlarını benimseyerek, üretim kapasitesini artırma kararı almıştır.
Bu yolla; müşteri memnuniyetini daha üst düzeye çıkarmış ve yeni pazarlardaki yoğun talepleri karşılama olanağını sağlamıştır.
|
|
Aranan Koltuk Bulundu ! |
 Bildiğimiz bir şey varsa, o da bir koltuğun her yerde kullanılamayacak olmasıdır.
Fakat; Detay Ofis ve Büro Mobilyaları ve tasarımcıları, bir adım ileriye gittiler ve bir çok koltuk özelliğinin tek bir koltukta birleştiği, bilgisayar koltukları, ofis çalışma koltukları ve ofis makam koltuklarından oluşan önemli bir seri oluşturmuştur.
Bir çok değişik seçenekle, farklı ihtiyaçlara çözüm üreten bu tasarımları Detay Ofis ve Büro Mobilyaları showromlarında görebilirsiniz.
|
|
Ofis ve Büro Çalışma Alanlarında, Sesi Yükselen Modern Tasarımlar |
 Açık ofislerin ön plana çıkması gibi ofis kültüründeki değişmeler, çalışma alanlarına yönelik ofis ve büro mobilyalarını da farklı bir kulvara taşıyor.
Ofis ve Büro mobilyalarının yeni rotasında; değerli malzemeler kimi zaman renge bürünüyor, kimi zaman daha yalın ve sade izler taşıyor.
Farklı stilleri yansıtan tüm bu ürünlerdeki ortak özellikse; konforlu, fonsiyonel ve sağlığınızı düşünen detayların direksiyon rolü görmesidir.
Detay Ofis ve Büro Mobilyaları; modern ve de çağdaş çizgiler taşıyan yeni konsept ve seri üretim ürünleri ile büyük ilgi ve beğeni almaktadır.
|
|
Mikroişlemci Kontrollü ofis Koltuğu |
 2000'den itibaren bilgisayar teknolojisi ile mikro işlemci kontrollü koltuk (MPPC) üretilmeye başlandı. Biri koltuğa oturur oturmaz, mikroişlemci kontrol merkezi, oturan kişinin sırt yüksekliğini, ağırlığını, boyunu, kol uzunluğunu ve göz yüksekliğini otomatik olarak ölçmekte. Bu ölçüler derlendikten sonra koltuk, oturan kişiye otomatik olarak ayarlanarak programlanıyor. Mikro işlemci, arka ve oturma minderlerinin sertliğini kontrol ederek yoğunluğunu da ayarlayabiliryor. Bunun yanı sıra, koltuğu kullanan her kişinin ayarları kodlanarak hafızaya alınıyor.
Alman tasarımcı Glen Oliver Löw 'ün tasarladığı ve Steelcase firması için üretilen Think koltuğu, yüksek ölçüde ergonomik ve çevresel duyarlılığa sahip bir ürün. Ağırlığının % 99'u geri dönüşebilir ve geri dönüşüm için, bilinen alet edevatla beş dakika içinde parçalarına ayrılabiliyor. Koltuğun, kendisini kullanıcının bedenine ve ağırlığına göre otomatik olarak ayarlayan bir beyni olmasına da şaşmamak gerek; sırt ve oturma esnekliği, oturanın hareketlerini ve pozisyon değişikliklerini izleyerek mükemmel şekilde dengelenmiş bir destek veriyor. Think'in yaratıcısı Löw, tasarımın yalnızca stil olmadığını, aynı zamanda materyalin, fonksiyonun ve niyetin bütünleşmesi olduğunu söylüyor ve "Think, mühendislerin, çevrecilerin ve tasarımcıların açık diyalogunun bir sonucudur," diyor.
Bir başka koltuk da kendilerini "Charles ve Ray Eames'in torunları" olarak tanımlayan bir grup Alman tasarımcıdan geldi. Stüdyo 7.5 adıyla çalışan bu grup, insanların yapacağı şeye göre tepki gösteren bir koltuk tasarladı. Bu kavramın bir parçası da oturanın adeta bir gölgesi hatta neredeyse onun ikinci bir derisi gibi olacak bir koltuk yapmaktı. Herman Miller için üretilen ve Mira adı verilen koltuk için Stüdyo 7.5 şöyle diyordu: "Yalnızca otur, o sana uyar." Çok az ayarlama kolu vardı ve sezgisel olarak ayarlanacak şekilde tasarlanmıştı. Mira da Herman Miller'in diğer ürünleri gibi, büyük ölçüde geri dönüşümlü materyalden yapılan çevre dostu bir koltuk.
Yukarıda anlatılanlarda görüldüğü gibi, çalışma ortamı son yüzyılda başdöndürücü bir hızla değişti. Bir yandan insana en uygun fiziki koşullar sunulurken, bir yandan da ondan en yüksek verim almak amaçlanıyordu. Bu arada önce bilgisayar, sonra da internetin devreye girmesiyle ofis kavramı da değişti: alternatif ofis kavramı gündeme geldi. Dünya 21. yüzyıla bu kavramlarla girerken, Türkiye gidişatın neresindeydi? Ofis mobilyacılığı hangi şartlarda nasıl başlamıştı, tasarım ve teknoloji konusunda hangi aşamadaydı? Dünya pazarlarındaki yeri neydi? Tüm bunları da dördüncü bölümde inceleyeceğiz.
|
|
21 Yüzyılın ofis Koltukları Tasarımları |
 1994' te Herman Miller mobilya şirketi için Dan Chadvvick ile Bili Stumphtarafından tasarlanan Aeron koltuğu, tasarımın daha çağdaş konulara odaklandığını gösteriyordu. Koltuk, kimseyi dışlamayan, farklı kullanıcıları barındıran bir yelpaze tasarımı olan, "Evrensel Tasarım"a ilgiyi temsil ediyordu.
Aeron koltuğu, neredeyse her tipten beden tipine ve ölçüsüne sahip tüm ofis çalışanlarına hitap edecek bir sandalye geliştirmek üzere, çok geniş kapsamlı bir araştırma rehberliğinde tasarlandı. Aynı zamanda, gereksiz bitkinliği azaltmak için, oturulan çok uzun zaman dilimleri de göz önüne alındı. Bunlara ek olarak, sandalyenin yapımında, üretim işleminde tüketilecek enerjiyi azaltmak için, geri dönüşümlü içecek kutularından elde edilen alüminyum kullanıldı.
Bugün ofis koltukları ile diğer ofis mobilya ve panel sistemleri belirlenmiş bazı standartlara göre testlerden geçiriliyor. Bunlar:
1. Ofis koltuklarında: Arkalığın öne-arkaya eğilmesinin sağlanması, statik yüklerin ölçülmesi, oturma yüksekliğinin ölçülmesi...
2. Diğer mobilya ve ekipmanları: Çekmece askı mekanizmaları, kilit testi, çekmecenin açılıp kapanması ve dayanıklılığı
3. Panel sistemleri: Panel sabitliği, panelin mekanik dayanıklılığı, montaj/demontaj özelliği.
Bazı bilgisayar üreticileri, elektro-statik yüklerin koltuklardan doğrudan makinelere geçtiğini; bu yüzden sorunsuz olarak bilgisayarlarla çalışmak için anti-statik koltukların konması gerektiğini buldular. Ofislerde anti-statik koltuklarda çalışmak için anti-statik halı ya da başka bir anti-statik döşeme malzemesi olmalıdır. Bu da elektronik cihazların ve bilgisayarların olduğu ofislerde standartlaşmayı gerektiriyor. Eğer bir koltuk altlığı (paspas) kullanılacaksa, koltuktaki statik elektriği döşeme malzemesine iletebilmelidir.
Marta Tornero ile Bruce Adams tarafından tasarlanan ve Panel Concepts firması tarafından yapılan Omnific adlı koltuğun kolları mafsallı bir eksen üzerinde ayarlanabiliyor. Her bir kol, L şeklindeki sıranın her bir kısmına hiçbir engel olmadan erişmek üzere, birbirinden bağımsız bir şekilde yükseltilip alçaltılabiliyor. Omnific, çeşitli yangın yönetmeliklerine uygun olarak ve EDS'yi (elektro-statik deşarj) karşılayacak şekilde üretiliyor.
Tasarımcı Niels Diffrient tarafından 1984' te tasarlanan Jefferson Koltuk'u, hâlâ "geleceğin koltuğu" olarak adlandıranlar da var. Şu anda artık üretilmeyen bu koltuk, ilk bakışta, modern mimari anlayışıyla, tümüyle ayarlanabilir bir salon koltuğu gibi görünüyor, ama gerekli aksesuvarlar entegre edildiğinde, çok rahat bir kişisel çalışma grubuna dönüşüyor.Yüksekliği ayarlanan platformlu bir direk sayesinde, bilgisayar ekranı konforlu yüksekliğe ayarlanabiliyor ve klavye ile dokümanlar aşağıda öne yatabilen platformla görülebiliyor. Ayrı bir direk, ayarlanabilen bir lamba ve dönen bir tabla ile tamamen birleştirilebiliyor ve her iki direk koltuk tasarımına özenli bir şekilde koordine edilebiliyor.
Niels Diffrient, daha sonra, Jefferson koltuğunun yeni versiyonu olan Freedom koltuğunu geliştirdi ve bir dizi halinde Humanscale adı altında birleştirdi. Diffrient, bu tasarımıyla 1 999'dan beri 10 ödül aldı. Humanscale firması tarafından 2000 yılından beri üretilen bu koltuk büyük başarı kazandı. Freedom'un özelliği, bir konsol köprü aracılığıyla bağlanan oturma ve sırt dayama yerinin, kullanıcıya herhangi bir kol ya da kontrolle zaman yitirmeden istediği pozisyonu almasını sağlıyor olması. Firmanın Başkanı Robert King, Diffrient ile karşılaştığında ergonomik ofis ürünleri imal eden ufak bir yapımcıydı ve firmayı kalkındırma mücadelesi vermekteydi. Herman Miller'in Aerorı koltuğu ile rekabet edebilecek nitelikte bir klasik koltuk istiyordu. Diffrient da kendi zevki ve tatmini için Jefferson'un yeni versiyonu olan Freedom üzerinde çalışıyordu. İşte Humanscale bu işbirliğinin ürünü olarak doğdu.
|
|
İyi Bir Ofis Koltuğu İçin Kriterler |
 Peki, iyi bir ofis koltuğu için kriterler nedir?
Amaca uygunluk (Örn. Kullanıcının üstlendiği görevi rahat ve verimli bir şekilde yapmasına imkân vermeli.)
İnsanların farklı beden ve ağırlıklarının koltukla uyum içinde olmasını sağlamalı. Gövdenin rahat bir duruş içinde kalabilmesini desteklemeli.
Oturanın özgürce hareket edebilmesini sağlamalı.
Workstation ile; özellikle de çalışma yüzeyinin yüksekliği ve mobilya ile cihazların tasarımıyla uyumlu olmalı.
İyi bir ofis koltuğu nedir?
Tüm iyi ofis koltukları, en azından aşağıdaki özelliklere sahip olmalıdır:
Gaz silindir yükseklik ayarı (100 kg. üzerindeki insanlar için daha özel talepler gerekebilir.)
Yerde süzülerek giden tekerlekli beş ayaklı yıldız şeklinde sabit kaide.
Sırtın orta ve alt kısmını desteklemek için uygun beden ve biçime sahip bir arkalık (kol veya omuz hareketlerini sınırlamamalı).
İş gerektiriyorsa, kolluğa eklenecek kolaylık. Görev koltuk seçimini nasıl etkiler?
İş ortamında koltuk tek başına dikkate alınamaz. Daima yazı yazma yüzeyi (çalışma masası) ile birlikte düşünülür; çünkü koltuk hem çalışma grubunun yüksekliğine hem de kullanıcının ihtiyacına uygun olmalıdır. Ergonomik ve rahat oturuş, kişinin oturarak yaptığı işe bağlıdır.
|
|
Koltuğun Önemi Günümüzün ve Geleceğin Koltukları |
George Nelson, 1953' te yazdığı Chairs (Sandalyeler) adlı kitabında, "Her gerçek orijinal fikir - tasarımda her yenilik, materyalde her yeni uygulama, mobilya konusunda her yeni teknik icat-en önemli ifadesini bir sandalyede buluyor gibi görünüyor " diyordu.
Ofis mobilyaları arasında en büyük önemi, çalışanın fiziki rahatlığını sağlayan koltuk alıyor. Oturma rahatlığı üzerine yapılan anket ve incelemeler sonucunda, bir koltukta önemli olan unsurlar şöyle sıralandı:44
1. Rahatlık % 75.2
2. Güvenlik % 57.3
3. Ayarlanabilirlik % 59.1
4. Dayanıklılık (mekanik) % 65.3
5. Dayanıklılık (döşeme) % 67.7
6. Onarılabilirlik % 61.9
7. Dış görünüm % 51.9
8. Diğer ekipmanlarla ara birimi % 51.9
FIRA (Mobilya Endüstri Araştırma Geliştirme Kurumu) Ergonomi Bölüm Başkanı Levent Çağlar45, 2000 yılındaki Ofistek Fuarı'nda, Nurus firmasının düzenlediği, "Neden Uluslararası ve Avrupa Ofis Mobilya Standartlarına Uygun Mobilya Üretmeli?" başlıklı bir seminere konuşmacı olarak katıldı. Aşağıda, Çağlar'ın seminer metninden ve "Nasıl Bir Ofis Koltuğu Seçmeli?" başlıklı makalesinden derlenmiş özet bilgiler yer alıyor:
Uzun süreli statik çalışma, kasların ihtiyacı olan oksijen ve enerji desteğini engellediği için kas metabolizmasına zarar verir; bu yüzden dinamik çalışma daha sağlıklıdır. 1 997'de Almanya'da yapılan Omurga Sağlık Araştırması sonucunda elde edilen bilgilere göre, sırt ağrısının en büyük nedeni, "sağlıksız koşullar"a maruz kalmak. Uzun süreli oturmaya yol açan başlıca nedenler de, ofis çalışması ve araba kullanmak. Sınırlı fiziksel hareket, sağlıksız duruş, stres, ergonomik olmayan mobilya, sağlıksız yaşam tarzı/uygun olmayan beslenme gibi unsurlar da sırt ağrısına yol açan ek nedenlerdir. Günümüzün ofis çalışanları, kısa aralar vermeden oturarak çalışmaya alıştıklarından, gelecekte sırt ağrıları çekmeye aday oluyorlar. Bu yüzden, ofis görevleri, insanların tüm gün boyunca aynı işi üstlenmeyecekleri şekilde tasarlanmalı; farklı fiziksel ve zihinsel taleplerle görevler sırayla yapılabilmeli. Geleceğin misyonu, çalışma yerlerini insanlara uydurmalı; böylece insanların daha verimli, yaratıcı, yenilikçi, özgür, mutlu ve sağlıklı olarak çalışmaları sağlanmalı. İnsanlara, görevlerine uygun ergonomik koltuklar sağlanmalı ve koltuklarını nasıl ayarlayacakları öğretilmeli ki bazı rahat duruşlara alışabilsinler. Bu arada, "dik otur" duruşunun aslında ne rahat ne de ergonomik açıdan tavsiye edilebilir bir duruş olmadığı hatırlanmalı. Bu, çok eskilerden kalma, doğal olmayan bir oturuştur ve rahatsız olmadan ya da bitkinleşmeden uzun süre dik oturmak mümkün değildir.
|
|
Alternatif Ofis okulu |
 Alternatif Ofis -
İlerici fikirler 1990'larda büyük destek gördü. "Alternatif Ofis" okulunun öncülerinin -en önemlileri Francis Duffy, Fritz Steel ve Franz Becker- çalışması, mimarlık, araştırma ve çevre psikolojisini birbiriyle karıştırır. İnsanlarla alan ve çalışma kültürü arasında bir etkileşim geliştirir. Aynı zamanda, kablosuz teknoloji ile internet, işyerinin fiziki olarak dönüştürülmesine, çalışanların ofis içinde çok daha serbest hareket etmesine ve hatta oradan uzaklaşmasına izin verir. İşgücünün, çoğu yüksek meslek grupları olan yüzde 25 kadarı, artık bazı işlerini eve taşıyarak, müşteri ve meslektaşlarıyla teması sağlamak için ICT ( Bilgi ve iletişim Teknolojisi) kullanıyor. Ortalama ofis masası, ofis saatlerinin yalnızca yüzde 45'lik zaman diliminde kullanılıyor - geri kalanzamanda çalışan kişi ya toplantıda oluyor ya müşterileri ziyaret ediyor veya seyahat ediyor yahut eğitim görüyor, hiçbiri değilse hasta olduğu için evde kalıyor.
Zamanla karışıma diğer faktörler de eklendi. Çalışanlar elle tutulamayan değerlerin önemini kabul ederken, tasarımcılar alan vasıtasıyla kendiliğinden oluşan iletişim ve fikir alışverişi için kıvılcım çaktıracak yollar arıyorlardı. Belki daha önemlisi, arazi fiyatlarının artış çağında, özellikle geniş şehir alanlarında, birçok firma, ofis alan maliyetlerini kesmenin yollarına bakıyordu.
Panel sistemli bir ofis modeli
Buradaki işte üç anahtar dinamik var. İlki, bazı çalışanlar artık birden fazla işyerine sahip ve ofis dışında göçebe iş tarzları da bulunuyor. İkincisi, ofis içinde esnek iş tarzlarına doğru bir gidişat var; üçüncüsü de hareket halindeki birçok çalışan için ofis, artık fikir alışverişi yapmak için uğranılan bir forum, takım ve topluluk alanı veya daha geniş kültürel ve organizasyonel değişim için katalizör durumunda.
Birçok tasarımcı ve mimar, etkileşim ve çapraz verimlilik yaratarak, çalışanları yetkilendirmek için yeni çalışma alanı modelleri geliştirdiler. Bu modeller, çoğunlukla geleneksel topluluklara, komşuluklara, cadde veya köylere dayanıyor. Sosyal bağlantı, mesleki etkileşim ve çoklu görev önceden planlanıyor: Ofis, konvensiyonel "hücreler" ve "kovanlar" içeren bir yer olmaktan çok; tek başına sakin bir şekilde çalışmak için fazladan "sığınak" alanlarıyla, bir forum, veya bir "kulüp" haline geliyor. Böylelikle çalışma alanı, elemanların akışını artıracak şekilde tasarlanmış oluyor. Etkileşimi canlandırmak için, fotokopi ve içecek makineleri gibi "mıknatıs kolaylıklar" ortak alanlara ve geçiş yerlerine konuyor. Bu alanlar, genellikle, çalışanların çalışma alanı olarak ve ihtiyaç duyduğunda kullandığı esnek alan sistemleri olan ortak çözümleri birleştiriyor.
Kimi firmalar da kısa dönemli alan kiralama yoluyla merkeze yakın otel fikrini esas alıyorlar. "Hazır ofis" sektörü son yıllarda, özellikle ABD'nin güneydoğusundaki firmalarda hızla büyüdü.
Eğer iş, kültür ve alanın tümü birbirine bağlıysa, o zaman, Alternatif Ofis savunucularının ileri sürdüğü gibi, organizasyonel gelişme ve değişim için bir araç olarak kullanılabilir. Bu fikir, birtakım firmalar tarafından, yeni ortak kültürleri sağlamlaştırmak ve yeni çalışma yöntemlerine başlangıç yapmak için yeni çalışma alanları kullanarak coşkuyla benimsenmekte. Firmalar yeni yolları deniyorlar ve çoğu da iyi çalışıyor.43
43Ofisin tarihi gelişimi konusunda yararlanılan başlıca yazılı kaynak: Space SIG6:The State of the Office
|
|
Panel Sistemin Faydaları Büro Donatım Mühendisliği |
 Panel sistemlerin faydaları şöyle sıralanıyor:
1. Çalışanların verimi i I iğ i nin a rtışı: Yukarıda açıklandığı şekilde panel sistemleri verimlilikte artış sağlıyor.
2. Taşınma masraflarından tasarruf: Önde gelen bir üretici firmanın açıklamasına göre, panel sistemleri kullanıldığında taşıma masrafında % 97 kâra geçilmekte. Bazı firmalar, taşımada her bir çalışma grubu için ayrı fiyat verir, oysa panel sistemler için böyle değildir.
3. Yerden tasarruf: Mobilya sistemli duvarlar, normal duvarlardan daha incedir. Dikeyde paneller dosyalık ya da raf olarak kullanılır, böylece yerden de kazanılmış olur. Açık ofislerde mahremiyet önemli bir faktör olduğundan, panel sistemlerin boyları uzatılabilir.
4. Vergiden tasarruf: Paneller sayesinde binaya bağlı kalıcı duvarlara ya da bölücülere ihtiyaç duyulmamaktadır. Binaya bağlı olmayan ürünler sayesinde vergiden düşülür; çünkü bunlar kişisel mülk kabul edilir. Türkiye'de böyle bir uygulama mevcut değildir.
5. Enerjiden tasarruf: Panel sistemlerinin içinde kullanılan aydınlatma ve diğer enerji ihtiyaçları için gerekli sistemler, enerjiden tasarruf ettirmiş oluyor.
Panel sistemlerle ilgili tüm anlatılanlarda görüldüğü gibi, bu sistemlerin kurulması farklı uzmanlıkları gerektiriyor. Bunun için günümüzde Büro Donatım Mühendisliği ile oda ve donanım kavramlarından türetilmiş, "odanım" gibi kavramlar gelişmiş durumda. Yukarıda Steelcase firması için tasarlanan Pathways adlı sistemi görülüyor.
|
|
Masa Maşında Oturanlar Ayarlanabilir Mobilyalardan Hoşlanıyor |
 İsviçre Federal Ergonomik Laboratuvarı'ndan Dr. Etienne Grandjean ve iş arkadaşlarının İsviçre'de yaptığı araştırmalar da, bilgisayar operatörlerinin çalışma istasyonlarında kullanılan ayarlanabilir mobilyadan hoşlandığını gösterdi. Araştırmalara göre, ayarlanabilir iş mekânlarında çalışanların, sabit yerlerde çalışanlara göre daha az fiziksel şikâyetleri olduğu saptandı. Çalışanların en önemli bulduğu iki özellik, mobilyaları kendilerine göre ayarlayabilmeleri ve rahatlıktı.
Araştırmalardan ve çalışmalardan çıkan verimlilik sonuçları şöyleydi:
1. Katılımcı tasarımdan sağlanan: %10'dan %102.8'e
2. Ayarlanabilir mobilyadan sağlanan : %10'dan %37.15'e
3. Panel sistemin tanıtımından sağlanan: : %5.5'dan %1 7.1 'e
4. Aydınlatma sisteminin geliştirilmesinden sağlanan: %6'dan %1 1'e
5. Kulaklıkların eklenmesinden sağlanan: %11
|
|
Modern Yönetim Biliminin doğunla birlikte Modern Verimlilik Masasının yaratılması |
 İşte Modern Yönetim Bilimi'nin doğuşunu ve Modern Verimlilik Masası'nın yaratılmasını izleyen dönemde, ofis alanı yüksek derecede standartlaşmış iç ve mobilya tasarımına sahipti. Çalışan kitlesiyle özdeş sıra sıra masalar, sade ofis alanları ve sekreterlerin muhafızlık yaptığı kıdemli kadro için az sayıda özel ofis bulunuyordu.
Bu arada, günümüzde de dünyanın en büyük ev ve ofis mobilya üreticisi firmalarından olan Amerikan Herman Miller firmasına özel bir yer ayırmak gerekir.
Charles Eames, George Nelson, Isamu Noguchi gibi, dünyanın en tanınmış mobilya tasarımcılarının eserlerini üreten Herman Miller firması, 1942'de, Gilbert Rohde'nin tasarladığı Executive Office Group (EOC) sistemi ile ofis mobilya pazarına girdi. Firmanın kökü, 1905'te kurulan ve daha çok yatak mobilyası üreten Star Furniture firmasına dayanıyordu. 1923' te yüzde 51 hissesi Herman Miller tarafından alınan firma, 1930'a kadar geleneksel ahşap mobilya üretti. Ekonomik krizle birlikte pazar payı azalan firma, 1930'dan sonra işe alınan Gilbert Rohde ve modern tasarımla yeni bir şans yakaladı. Rohde firmanın idaresini tamamen yeni bir yöne çevirdi.
|
|
Çalışma Koltuğu ve Toplantı Koltuğunda Şeffaf Zerafet |
 Çalışma koltuklarında aranan bütün özellik ve işlevselliğin bir araya toplandığı, hareket ve konfor özgürlüğünün ziyadesi ile ön plana çıkarıldığı Detay Ofis ve Büro Mobilyaları VUA serisinde; çalışanın rahat bir oturum elde etmesi için, bel desteği ve derinlik ayarı başta olmak üzere, her türlü detay ince ince düşünülmüş...
Senkron ve Tilt mekanizmaların alternatif olarak sunulduğu VUA serisi; makam, misafir ve çalışma koltuğu olarak, Detay Ofis ve Büro Mobilyaları showroom ve WEB sitesinde müşteri beğenilerine arz edilmektedir.
|
|
Keyfin Estetik ve Ergonomi ile Buluşması |
 Sade görünümü; soft yada canlı renkleri, kendine has döşemesi ve ahşap ile muhteşem kombinasyonuyla dikkat çeken Expectacy Ofis Bekleme ve Misafir Koltuğu, koltuk yapısına bir ahenk içerisinde entegre edilmiş ek fonksiyonel yüzeyleriyle oldukça rahat ve dinlendirici özelliğe sahiptir.
Detay Ofis ve Büro Mobilyaları üretimi olan ve kullanıcıları tarafından oldukça beğeni ile karşılanan Expectacy bekleme ve misafir koltuğu, hem yaşam, hem de çalışma alanlarında dinlenme ve bekleme keyfine estetik bir alternatif getirmek isteyenler ve daha fazlası için Detay Ofis ve Büro Mobilyaları, fabrika satış mağazalarında ( MASKO ve Bahçeşehir Mobilya Çarşısı) vede web sitesinde( wwww.detayofis.com )müşterilerinin beğenisine sunulmaktadır.
|
|
Ofislerde Yeni Trend: Çalışan Dostu Tasarımlar |
 Bir yandan gelişen teknolojiyle çağdaşlıkta geldiğimiz son nokta ve buna uyma gerekliliği, bir yanda ise yaratıcılığın olmazsa olmazı mahremiyrtin sağlanması...
İşte geleceğin ofislerini, bu iki gereksinimi optimum olarak buluşturan öneriler şekillendirecek.
Detay Ofis ve Büro Mobilyaları; ürettiği gerek ofis ve büro mobiları, gerekse çalışma koltukları, bilgisayar koltukları, makam koltukları ve ofis kanepe gurupları tasarımları ile ofis çalışanlarına ev ortamı rahatlığı yaşatmaya özen göstermektedir.
|
|
İlk Ofis Mobilyaları tasarımları yapılırken şifoniyer dolap karışımı |
 1920'den önce birçok masa, bugün de reprodüksiyonları bulunan Wooton Cabinet Office Secretary (Wooton Ofis Dolap Sekreteri)'ni andırıyordu. Bu devasa dolap, Viktoryan şifoniyer ile çift kapılı buzdolabının melezi gibi görünüyordu. Dolaptan farklı olarak, kelebek gibi kanatları yanlara açılan iki ön parça, güzel bir yazı yazma yüzeyi, bir düzine raf, köşe ve çekmece bulunuyordu. Kanatların da kendi iç rafları ile ufak gözleri ve çekmeceleri vardı. Bu haliyle daha çok caddenin köşesindeki işportacıya benziyordu. Kanatları kapatıp anahtarı dolabın kilidinde çevirince sırlarınız artık güvendeydi. Steelcase firması yaratıcılığını gösterinceye dek, masa deyince Amerikalıların aklına gelen şey buydu. Gerçi birçok Amerikalı da yazı masalarının yalnızca aristokratlar ve alimler tarafından kullanıldığını düşünüyordu.Fakat soylu olmayan eski insanlar, çiftlikleri ve fabrikaları bırakıp çalışmak üzere ofislere geldiklerinde VVooton işe yaramayacaktı.
|
|
Enerjisini Müşteri Memnuniyetinden Alan Bir Marka: Detay Ofis ve Büro Mobilyaları |
 Türkiye'deki ofis mobilyaları üreticileri arasında güvenilirliği ve kalitesi ile önemli bir yere sahip olan Detay Ofis ve Büro Mobilyaları, 1978 yılında başladığı üretime, bugün toplam 15.000 m2'lik alan üzerine kurulu modern tesisler de devam ediyor.
Muhtelif Ofis Mobilyaları ve ofis koltuk çeşitleri arasında, farklı zevkleri ve ihtiyaçları karşılayan ofis malzemeleri sunuyor. Standart ve seri işlerinin yanı sıra; resmi kamu kurumları ve özel kurum bina ve ofis proje işlerinide yürütüyor.
Bütün bunların yanı sıra tasarımlarında insan ve insanın çalışma değerlerini sürekli göz önünde bulunduran Avrupa Ülkeleri ile beraber Türki Cumhuriyet'leri ve Ortadoğu Ülkeleri tarafından da yoğun talep görmektedir.
|
|
Ofis Mobilyaları ve Büro Mobilyalarında En Yeniler |
 Ofisler; içinde uzun saatler geçirdiğimiz yaşam alanlarından biridir. Bu nedenle rahatlığı, modernizimin gerektirdiği hızla birleştiren, aynı zamanda disiplinli iş ortamı sağlayan ofis mobilyaları da kullanım tercihlerinde daima öne çıkmakta.
İşte özel tasarımları ve üst düzey konfor sunan görünümüyle ofis mobilyalarıın en yeni örnekleri
|
|
Modern Ofis Kültürünün Simgesi Modern Verimlilik Masası |
 Böylece, 20. yüzyılın başında, rasyonalizm ve standartlaşmanın egemenliğindeki bir çalışma ikliminde ofis tasarımı yer buldu. Taylor'un'verimlilik teorileri, montaj hattı ve zaman ile hareket çalışmaları, önceki modelleri geride bıraktırarak ofisteki kâğıt dolaşımını ve verimliliği hızlandıran yeni tip bir masanın doğmasına yardım etti. 1915' te, ofis mobilyası üreticisi Steelcase firması, Equitable Assurance Company'nin Manhattan'daki yeni merkezi için Modern Verimlilik Masası'nı (Modern Effidency Desk) yarattı. Ofis yaşamında bazen en ufak yenilikler bile çok büyük ölçüde önemli olabiliyor. Modern Verimlilik Masası, modern ofis kültürünün doğuşunda çok önemlidir. Bugün her yerde kolaylıkla bulunan bu masa o zaman için bir devrimdi.
-mm* vm-
Modern verimlilik masası
Bu yeni yazı masası, normal masadan biraz daha fazlaydı ve yüzeysel çekmeceleri sayesinde, silindir masaların ve Wooton gibi dolap masaların sağladığı mahremiyeti sağlayabiliyordu. Şirket yöneticileri, çalışanlarını ve yaptıkları işleri bu yeni masa sayesinde kolaylıkla inceleyebildikleri için tercih ediyorlardı. Masa, çalışanları, ofis dosyalarını ve yazışmalarını Wooton'ın çok sayıdaki gözlerine saklamaktansa, dolaşımda tutmaya zorladığı için de ayrıca övgüye değer bulundu.
İşlerin derli toplu bir şekilde hizaya sokulmasını sağlayan Modern Verimlilik Masası, çağın fabrika benzeri standart ve bilim takıntısını sembolize ediyordu. Dönem, Taylor'un bilimsel yönetim tezi ile Ford Motor Şirketi'nin, Taylor'un çalışmalarına dayanan montaj hattının gelişme dönemiydi. Zaman ve hareket çalışmaları, odakları fabrikadan ofise kaydırdı. 1 910'lar boyunca, daha sonra Cheaper by the Dozen adlı çok satan kitapta da (filme de çekildi) anlatıldığı gibi, yönetim ve verimlilik üzerine çalışmalarıyla tanınan dönemin ünlü yazar ve uygulamacıları Frank ve Lillian Gilbreth, daktiloda yazmaktan damga vurmaya kadar çok sayıdaki ofis prodesüründe verimliliği maksimize etmek için, endüstriyel yönetim teknikleri geliştirmişlerdi
|
|
Bilgisayar Koltuklarının Çalışma Performansındaki Önem ve Etkileri |
 Günlük yaşamımızın büyük ve önemli bir bölümünü kapsayan vede çalışma ofislerimizin olmazsa olmazı çalışma ve bilgisayar koltukları, iş performansı açısından oldukça mühim bir öneme sahiptir.
Masa başı çalışanlarının; günün en az 2/3 lik bölümünü oturarak çalıştığını varsayarsak, bilgisayar koltuklarının ehemmiyetini daha iyi anlamış oluruz.
Bilgisayar koltukları ve çalışma koltukları insanlar tarafından genel olarak basit ve ucuz modellerden seçilerek kullanılır, fakat yapılan bu yanlış kısa süre sonra ortaya çıkan sırt ve bel ağrıları problemi ve akabinde meydana gelen oturuş bozuklukları çalışan personellerimizdeki performansı ziyadesi ile alt seviyelere düşürüp, ucuza mal ettiğimizi düşündüğümüz bilgisayar yada çalışma koltuklarının ortaya çıkan sağlık problemleri ve buna paralel yaşanan iş ve zaman kayıpları neticesinde çok fazla pahalıya mal olacağını unutmamalıyız..
Detay Ofis ve Büro Mobilyaları; ergonomik, fonksiyonel, kaliteli ve ekonomik bilgisayar koltukları ve çalışma koltukları seçenekleri açısından, oldukça geniş bir ürün yelpazesine sahiptir.
|
|
Orkide Masa ve Ruhlmann Masa |
 Frank L.Wright, Larkin binasını ve bina için ofis sandalyesini tasarlamadan bir yıl önce, 1 903' te, Yeni Sanat ve Modernizm akımın öncülerinden Louis Majorelle ile Daum Freres, Fransa Nancy'de, Orkide Masa'yı tasarlıyorlardı. Masa, "Art Nouveau" akımına bağlı Nancy Ekolü'nün bir örneğiydi. Bu akımın felsefesi doğaya dayandığı için, masada kullanılan süslemeler ve üzerindeki opal kehribar lambalar orkide çiçeği şeklinde tasarlanmıştı. Avrupa'nın 20. yüzyılın tasarım hareketleri içinde en yaratıcı tasarım olarak öne çıkan Orkide Masa, daha sonra özel bir koleksiyoncuya 400 bin dolara satılacaktı.
Orkide Masa'dan 30 yıl sonra, doğa sahneden tamamen çekilmiş ve yalın ve basit formlar öne çıkmıştı. Fransız tasarımcı Jacques Emile Ruhlmann'ın şık ve fonksiyonel tasarımları modernist vizyonun dışavurumuna örnektir. Ruhlmann'ın Parisli Mimar Andre Granet için tasarladığı yazı masasına, Granet ile damadı Gustave Eiffel hayran kalmışlardı. Granet'in ofisinin en önemli parçası olan masa, cantilever formu, nikelden yapılmış masa lambası ve deri yazma yüzeyi ile çarpıcı bir tasarımdı. Ruhlmann yazı masası, 2000 yılında 1.8 milyon dolara alıcı bulacaktı.
|
|
Wright ve Alışılmadık Tasarımı Larkin İdare Binası |
 Büyük sayıda kadın işgücü, Frank Lloyd Wright'in, New York-Buffalo'daki alışılmadık tasarımı olan Larkin Administration Building (Larkin İdare Binası - 1906) hakkında bilgilendirildi. Firmanın postayla sipariş işinin merkez ofisi olarak tasarlanan Larkin; mimarlığa, ilerici yönetim felsefesi, mekanik sistemler, uzamsal dağılım ve mobilya ile birlikte yeni icatları entegre eden ilk ofis binasıydı. Wright, kısmen en iyi işçileri (en çok da kadınları) cezbetmek, kısmen de halkla ilişkilere yönelik amaçlarla, çevresindeki endüstriyel çevreden tamamen ayrılmış, hafif şeylerle dolu, temiz bir dünya tasarlamıştı. Çalışmayı yücelten ilerici çağ idealine bir anıt olan bu bina, en ileri iletişim ve dağıtım sistemleriyle tasarlanmış, ayrıca, çalışanların kendilerini geliştirmeleri için, YWCA, kitaplık ve müzik salonu gibi fırsatlar da sağlanmıştı.
Frank Lloyd Wright tarafından 1 904'de tasarlanan Larkin Binası, 1 906'da hizmete girdi. Bina 1950'de yıktırıldı. Yıkım, mimar tarihçileri tarafından, Kuzey Amerika'nın en önemli kaybı olarak görüntülendi.
Larkin Binası'nın iç duvarları, sert, yarı cam, krem renkli tuğladan yapılmıştı. Wright'in tasarladığı çift camlı pencerelerden ve yine kendisinin tasarladığı elektrik teçhizatından doğal ve yapay ışık geliyordu. Wright tarafından tasarlanan "havalandırma" sisteminden soluk alınırken, yine onun tasarladığı metal ofis mobilyalarında çalışanların rahat etmeleri sağlanıyordu.
|
|
Bugünkü Ofislerin Doğuşu Kombine çalışma ünitesi |
 Bugün bildiğimiz anlamıyla ofisler, 18. ve 19. yüzyıllardaki Endüstri Devrimi'nin ve firmanın ortaya çıkışının bir ürünüdür. Ofis alanının evriminde çok sayıda teknik, organizasyonel, ekonomik ve kültürel faktör rol oynadı.
Endüstri devrimi, üretim ile iş organizasyonu arasındaki kopmayı kesinleştirdi. Mekanizasyon mimari kültüre ağır bir darbe indirdi. Uykuya dalmış mimari kültür, fabrikanın doğuşu ve gelişmesi karşısında hazırlıksızdı. Fabrikalar, devasa yapıları ve makineleriyle ofisleri barındıracak yapıları etkilemeyi ve kısa bir süre içinde tamamen egemenlikleri altına almayı başardılar. Floransalı ve Hollandalı tüccarların çağından sonra, ofislerin gelişimindeki ikinci önemli aşamaya böyle girildi. Düzenlenmesi gereken iş hacmi hızla büyüyordu; tekrarlanan işlerin yarattığı yabancılaştırma faktörü bu nedenle alabildiğine belirginleşti. Charlie Chaplin'in ünlü "Modern Zamanlar" filmindeki sahneler, zamanın ofislerine çok uygundu. Modern ofisin işlev dağılımı ve hatta organizasyon mantığı fabrikalardan alınmadır. Chicago'nun merkezine büyük zarar veren yangından sonra Chicago Okulu mimarları, W.Le Baron Jenney'den Louis Sullivan'a en son teknolojik gelişmeleri kullandılar. Alan ve insan kaynaklarından azami yarar sağlamak amacıyla gerçekleştirilen metal yapı ve dikey gelişimiyle modern ofis binası canlılık ve seçkinlik hissi kazandı. Sullivan'ın daha sonra söylediği gibi, "Modern ofis binası talep karşılığında doğdu, yeni toplumsal koşullar burada kendilerine ev ve isim bulmuş oldular.37
Endüstrileşme, üretimin odağını kırlardan şehirlere taşıdı. Buhar teknolojisi ve mekanikleşme, yeni iş bölümleri ve yeni tip kapitalistler yarattı. Modern ofis çağının gelişi iş hayatının gelişimindeki çağdaş eğilimleri yansıttı. Amerika'daki iç savaştan sonra, "firma" nın (askeri bir deyim olan "company"den türetildi) yükselişi, "orta kademe yönetim" anlamına gelen "middle management" bürokrasisini gerekli kıldı. Pazarlama stratejilerini uygulamak, uzun mesafeli dağıtım ağını koordine etmek, satış performansını takip etmek ve çok büyük sayıda diğer görevleri yerine getirmek için insanlar çalıştırılmaya başlandı. Bu kişilere, siparişleri gerçekleştiren ve yazışmaları kolaylaştıran satış temsilcileri ve ofis memurları yardım ediyordu. Böylece evrak takibi başladı. Örneğin, ABD'deki 1860 nüfus sayımına göre, 750 bin kişi "profesyonel hizmette" ve diğerleri de "idari" ve "ticari" pozisyonlarda çalışıyordu. 1 890 sayımında bu rakam 2.1 60.000'e, 1910'da ise 4.420.000'e çıktı. (1890 sayımı, aynı zamanda Herman Hollerith'in, bilgisayarın öncüsü olan delikli cetvellerinin ilk büyük kullanımıydı.) Sosyal tarihçi Thomas J. Schlerecht'in kaydettiğine göre, bu yeni kentli idari sınıfın üyeleri, çağın politika, eğlence, eğitim ve tüketici kültüründeki devrimsel değişikliklerin aktif katılımcılarıydı. 1919'da, Upton Sinclair, stratejiyi çizen, satışları takip eden, kaynaklarla dağıtımı koordine eden, profesyonelleri ve orta kademe yöneticilerini tanımlamak üzere "be/az yakalı" terimini kullandı. Onların altında, satış personeli, sekreterlerle diğer memurlar bulunuyordu. Kadınlar bu yeni sınıfın büyük bir kısmını temsil ediyordu. Erkeklerden daha az ücret almalarına rağmen, birçok kadın, ofis işlerini ücret ve özgürlük açısından fabrika işlerine ya da ev hizmetlerine kıyasla daha iyi buldu. 1900-1920 yılları arasında, ofis işlerinde memur olarak çalışan kadın yüzdesi 2'den 1 2'ye çıktı.
|
|
Ofislerde kullanılmak üzereTaşınabilir Yazı Kutuları |
 Bu arada, 18. yüzyılda ortaya çıkan ve dönemin sosyal ve ekonomik gelişmelerini özetleyen, "portable writing £>oxes"dan [taşınabilir yazı kutuları) söz etmeden geçemeyiz. Çeşitli yerlerde ya da diz üstünde kullanılabilen bu yazı kutuları, bu yüzden, "lap desk" diye de anılıyordu. Yazma kutuları, kişisel bir tarz ya da modayla ilgili olduğu kadar, istihbarat, ticaret ve dünyanın farkında olmakla da ilgiliydi. 18. yüzyılın sonunda giderek artan bir şekilde popüler olmasının iki ana nedeni, Napolyon Savaşları ile seyahatin yaygınlaşmasıdır. Ordudaki subaylar da hem orduyla ilgili işlerini hem de eve mektup yazmak için bu kutuları kullanıyorlardı. Yazı masasından farklı olarak, yazı kutusu kişiseldi ve eve ait bir eşya değildi. Bu anlamda da günümüzün "lap top"unu çağrıştırır.
Aşağıda, 1800 dolayında Middletown tarafından yapılan, üçlü açılışlı bir yazı kutusunun kapalı ve açık halleri görülüyor:
|
|
Fransız Şatolarındaki Gösterişli Yazı Masaları |
 Aynı dönemde, Fransa'nın özellikle şehir dışındaki şatolarında "bureau plat" denen masalar büyük popülarite kazandı. Bunlar, dört oymalı ayak üzerinde şık ve çoğu kez gösterişli yazı yazma yüzeyi olan, çok süslü ve büyük mobilyalardı.
1759 yılında Kral XV. Louis için yapılan masa örneği
1 759'da Gilles Joubert tarafından Kral XV. Louis'in Versay sarayındaki çalışma odası için yapılan Asya taklidi bir masa. Japon cilası ile verniklenmiş, kırmızı ve altın lakeyle kaplanmış.
|
|
Ofis ve Büro Mobilyası Alırken Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar |
 Alacağınız ofis mobilyaları sadece tasarım ve iç mimari için değil,çalışma mekanınızda verimliliği artırmak içinde önemlidir. Günün en az 8 saatini çalışarak geçirdiğimizi düşünürsek mobilya seçiminin ne kadar önemli olduğunu ve mobilyalarımızı şeçerken ne kadar özenli olmamız gerektiğini anlıyoruz.
Peki ofis mobilyası alırken nelere dikkat etmemiz gerekiyor ?
Dikkat etmemiz gereke hususların başında, gün boyu üzerinde oturacağımız koltuğun rahat olması, geniş bir çalışma alanı sunan bir çalışma masası, evraklarınızı arşivleyebileceğiniz ve gerektiğinde rahatça ulaşabileceğiniz bi evrak bir evrak dolabınızın olması sizin açınızdan öncelik olmalıdır.
Bunların yanında, aldığınız mobilyaların çalıştığınız ortam ile uyum içinde olması gerekmektedir. Sürekli çalıştığınız ortamda bulunan mobilyaların renklerinin uyum içinde olması, iş performansınızı olumlu etkileyecektir.
Bu yüzden; Ofis Mobilyası almadan önce bu işte çok iyi ve tecrübeli olan vede ticaretin yanı sıra en iyi hizmeti vermeye amaçlayan firmalar ile çalışmanızı öneriyoruz.
Detay Ofis ve Büro Mobilyaları; bu konu da size yardımcı ve yönlendirici olabilecek en iyi seçimlerden biri olacaktır. Detay Ofis ve Büro Mobilyaları; Bahçeşehir Mobilya Çarşısı (fabrika showroom) ve MASKO Mobilyacılar Sitesinde bulunan satış mağazaları ve proje ofislerinin yanı sıra, www.detayofis.com web sitesinden de müşterilerine yardımcı ve Ofis Mobilyaları hususunda çözüm ortağı olmaya devam etmektedir.
|
|
Mimar Masası ve Diğerleri |
 Bu dönemin ticari kataloglarında yazı masalarının daha hafif formları da resmedilmiştir. Bunlardan biri, destekleme ve "çizim" yüzeyinin açısını değiştirecek mahirane mekanizmalar geliştirilen "mimar masası"ydı- ki bu masaların versiyonları günümüzde teknik ressamların ofislerinde hâlâ görülebilmekte.
18. yüzyılın sonunda, sıradan yazı masaları bile çok karmaşıklaşmıştı. Üzerlerinde alfabetik harfler bulunan ve "güvercin delikleri" adıyla tanıtılan dosyalama sistemleri geliştirilmişti. Diğerlerinde de mürekkep için özel çekmeceler yer alıyordu.Kitaplar için üstyapısı olmayan maun yazı masaları da bu dönemin imalatlarından biriydi. Daire şeklindeki bu masalar"rerıt-tables "diye biliniyor ve 19. yüzyılın başında hâlâ yapılıyordu. Bunlar sonunda, bazen malikâneyle ilgili belgelerin saklandığı etiketli çekmeceleri de olan, birer kaide üzerindeki "drum tables"a (davul masalar) "dönüştü.
|
|
Döner Kapaklı Akordiyonlu Silindir Masalar |
 17. yüzyılın sonunda "cylinder", "rolltop" ve "tambour" denen masalar ortaya çıkmaya başladı. "Silindir" şeklindeki masa, kullanıcının ana çalışma yüzeyinin önünde küçük çekmecelerle donatılmış bir yazı masasıydı ve gün bitiminde, üzerinde çalışılmış kâğıtları saklayıp kilitlemek üzere aşağıya indirilen, "dönen" bir silindir parçası vardı. Bu parça, bazılarında "akordiyon" şeklinde tasarlanmıştı.
Silindir masa, 1 8. yüzyılın ilk yarısında, o zaman Habsburg Imparatorluğu'nun elçisi olan VVenzel Anton von Kaunitz tarafından Fransa'da, Fransız hükümdarıyla maiyetine tanıtıldığı için aynı zamanda "Bureau Kaunitz" diye de anılır. Fransızlar, kaynağının ne olduğuna aldırmadan, bu masayı büyük bir coşkuyla adapte ettiler. Yıllar içinde bozulmayacak ahşap silindir parça üretmenin zorluğu, bu tip masaların ancak çok zenginler için yapılmasını mümkün kıldı. Aşağıda, günümüzde de reprodüksiyonları yapılmakta olan söz konusu masa tiplerinden örnekler yer alıyor:
|
|
Tarihte Yazı Masaları Secretaire Kibar İnsanların Evinde |
 1650 dolaylarında, kibar insanlar, zamanlarını yazarak ve kendi sekreterlik işleriyle ilgilenerek harcamaya başladılar. Bu, onları çok yönlü yazma mobilyaları için daha büyük bir talepte bulunmaya götürdü. Talep, "Secretaire" adı verilen masanın yaratılmasıyla sonuçlandı. Secretaire, öne bakan kısımda aşağı kenara bir kanat veya sahte bir çekmeceyle bağlı olan ve kapalı olduğunda dimdik duran yazma tablasına sahip bir mobilya idi. Bu kanat aşağıya doğru açıldığında yazmak için geniş bir yüzey elde ediliyordu.17. yüzyılda, eğimli yazı kutusu gelişerek, şimdi "clerk's desk" (sekreter masası) veya "bureaux" (büro) olarak bilinen masanın temelini oluşturdu. İlk başta, Bureaux terimi, çekmeceli alçak sandıkları tarif ediyordu, fakat 1 700'den itibaren, bu terim yazı mobilyasını tanımlamaya başladı.
|
|
Ortaçağ İlk Ofisler ve büro mobilyaları |
 Ortaçağ - İlk Ofisler
Aslında ofis kavramının ortaya çıkışı düşünüldüğünden daha eskiye dayanır. Kayıtlara geçen ilk ofis örnekleri ortaçağa aittir. Manastır rahipleri, çalıştıkları yeri tanımlamak için "bureau" (büro) sözcüğünü kullanıyorlardı. Zaman içinde, çiftlik evlerinde, dükkânlarda, saraylarda hatta konutlarda ilk ofisler ortaya çıktı. Örneğin, Rönesans âlimlerinin çalışmaları, özel ofislere özgü sayılabilecek özelliklere sahiptir.
Aşağıda erken ortaçağ rahiplerinin ofislerini tasvir eden bazı minyatürler yer alıyor: Devrinin ileri gelen çevirmen ve kâtibi, aynı zamanda Lille papazı ve Burgundy düklerinin sekreteri olan Jean Mielot (1472), bu minyatürde, "bureau"sundaki çalışma araçları ve elyazmalarıyla çevrili bir halde, ideal âlim-kâtip görünümünde.35 (Resim no: i)
Bir 12. yüzyıl çırağı Everwinus, süsleme sanatını geliştirmekle meşgul. Ustası Hildebertus ise peynirini yürüten fareye sövmek için çalışma masasından diğer yana dönmüş durumda. Augustine, De Civitate Dei. 12. yüzyılın ilk yariSI
|
|
DÜNDEN BUGUNE OFİS MOBİLYASI Manastırdan Gökdelene |
 Manastırdan Gökdelene -
19. yüzyılın başında İngiltere'de kurulan Sun Life Sigorta Firması, 1849'da Mimar C.R. Cockerell tarafından tasarlanan yeni binasına taşındığında, alışılmışın dışına çıkarak ofislerini de kendisi düzenledi. Fakat ofis tasarımının bu ilk örneği şık bir evinkinden farklı değildi. Sadece oturma takımları ofis izlenimi veriyordu. Sun binası, "küçük ev" diye adlandırabileceğimiz, 6-10 kişilik grupların çalışabileceği bitişik büyük odaları olan ve güçlü klasik detayları bulunan ofislerden oluşuyordu; çünkü dönemin zor bulunur hünerli memurları 18. yüzyılın yüksek statü anlayışından hoşlanıyorlardı. Ancak ofisler kısa süre içerisinde değişerek daha endüstriyel formlar kazanacaktı.
|
|
Sena Ayakkabı A.Ş. Showroom Dizayn ve Tefrişatı |
 İstanbul Hadımköy de bulunan Sena Ayakkabı A.Ş; merkez showroom ve fuar sergi alanı yapımında, Detay Ofis ve Büro Mobilyaları ile çalışmayı tercih etmiştir.
Sena Ayakkabı A.Ş.'nin; merkez bina içerisinde yer alan, depolama ve stoklama amaçlı kullandığı alanı, merkez showroom ve sergileme vede sunum alanı yapma fikri ile başlayan süreç, çok kısa bir zaman zarfı içerisinde, 7/24 hummalı ve azimli bir çalışma sonrasında muhteşem bir sergi ve sunum alanına, hatta istenirse fuar amaçlı kullanılcabilecek şekle Detay Ofis ve Büro Mobilyaları tarafından dönüştürülmüştür.
TEM Otoyolu Hadımköy gişeleri yanında bulunan Sena Ayakkabı A.Ş.; yeni yaptırmış olduğu sergi ve sunum salonunda yapmış olduğu ilk bayii ve ayakkabı sektörünün önde gelen firmalarının misafir edildiği organizasyonda, gerek bayiileri, gerekse sektörünün önde gelen firma temsilcileri tarafından, teşhir salonu ile alakalı büyük beğeni vede taktir almıştır.
Sena Ayakkabı A.Ş bayiilerinin ve misafilerinin organizasyon sonrası, aynı uygulamayı kendi yerleri için yaptırma konusunda Detay Ofis ve Büro Mobilyaları ile görüşmeleri sürmektedir.
|
|
Türk Ofis Mobilyasının Dünü Bugünü |
 SEKTÖR TÜRKİYE'YE NE ZAMAN GİRDİ?
Ofis Mobilya Sanayi, KOBİLER ve aile şirketleri olarak ülkemizde her zaman var olmuştur. Ancak son 30 yıl içinde ister Ofis Mobilyası olsun ister diğer mutfak, ev vs. Mobilya Sanayi sektörü olarak büyük bir gelişim göstermiş ve Türkiye'de en son teknolojiyi kullanarak, AR-GE çalışmalarına önem vererek Ofis Mobilya alanında sektör olarak yurtiçi ve yurtdışı pazar paylarını arttırma gayreti içinde bulunmuş ve yaptığı ihracat cirosu ile ülke ekonomisine kendi alanında katma değer kazandırmaktadır. Katıldığı yurtdışı ve içerideki fuarlara da kendisini tanıtmaktadır. Sektörümüz bugün itibarıyla Dünya'da 7nci, Avrupa'da ise 5nci durumdadır.
SEKTÖRDEKİ FİRMA SAYISI 16.000 VE İSTİHDAM 200 - 240 BİN
Ofis Mobilya Sanayi sektöründe bugün için asgari 16.000 firma olduğu kabul edilmektedir. Ancak OMSİAD; Dernek olarak kurulduğu 1999 yılından bugüne kadar 62 seçkin firmayı çatısı altında toplamıştır.
Üye seçiminde OMDİAD TÜZÜĞÜ gereği bazı kriterlere bakılarak üyelikler kabul edilmektedir. Halen mevcut 62 tüzel kişiliğe sahip üyelerimiz Türkiye'de Ofis Mobilya Sanayi sektörünün lokomotifi olan ve önde gelen firmalardır.
OMSİAD olarak, Avrupa'da 9 ülkenin kurdukları "AVRUPA BÜRO MOBİLYALARI BİRLİĞİ" ne de, üye olmamızla birlikte, üyelerimize Avrupa'daki gelişmelerden, pazar paylarından, ortak ihalelerden yararlanma imkanları yaratılmıştır. Sektör firma sayısı 16.000 ve istihdamı 200-240.000 kişidir.
OMSİAD'ın istihdamı da 21.000 kişi olarak kabul edilmektedir. Bu arada üretim ve istihdama katkısı olması bakımından yurtdışında ve hatta öncelikle yurtiçinde büyük inşaatların ofis mobilya ihtiyaçlarının karşılanması konusunda bu firmaların yerli üretime ağırlık vermeleri için OMSİAD girişimlerini arttırmayı hedeflemektedir.
SEKTÖR İHRACATI VE ÜLKELER
Ofis Mobilya Sanayi sektörü ihracatını (Almanya-İtalya-Fransa-Danimarka-Belçika-İsveç-Yunanistan-İsrail) ağırlıklı olarak Avrupa'ya yapmaktadır.
Dünyadaki gelişmelere paralel olarak yeni dış pazar aramalarını sürdüren firmalarımız, ORTADOĞU - KUZEY ve ORTA AFRİKA ve
TÜRKİ DEVLETLERE yönelik pazar payları kazanmaya ağırlıklarını vermekteler ve bu konuda da başarılı oldukları söylenebilir. İHRACAT ve İTHALAT konusunda ÇİN ve MALEZYA mallarının dünya pazarlarındaki payı ile rekabet edilir hale gelmesi için mücadele edildiği de bir gerçektir.
Şu var ki Türk mallarının kalite üstünlüğü ve müşteri memnuniyeti yanında Avrupa pazarlarında kendisini kanıtlamış olması ihracatta ve pazar paylarını ele geçirmede sektörümüz lehine etkili olmaktadır diyebiliriz.
SEKTÖRÜN SORUNLARİ DAVAR
Sektörde yaşanan başlıca sorunlar:
Finansman, hammadde ve yan sanayi mamulleri temini, nitelikli eleman, geri teknoloji ve düşük verimlilik, tasarım bilinçliği eksikliği, standart üretimin olmayışı, AR-GE'de yetersizlik, enerjideki pahalılık gösterilebilir.
Sektörümüzün öncül firmaları çoğunlukla ve önemli ölçüde bu sorunları çözmüştür.Ancak arkada kalanlar için vergi, sigorta, enerji fiyatları ve aşırı faizler gibi ana sorunlar zorluklar yaratmaktadır. Bu sorunların da zaman içerisinde çözüleceğine inanıyoruz.
SEKTÖRÜN HÜKÜMETTEN BEKLENTİLERİ
Siyasal ve ekonomik istikrarın sağlanması ve devamı öncelik almaktadır. Su gün itibarıyla olumlu görülse de ileriki günlerin neler getireceğini kestirmek zordur. Olumlu baktığımızda, gelişmeler sanayinin genel sorunları olan üretim, yatırım, enerji fiyat sorunlarını giderici tedbirlerin alınması gerekmektedir.
AB'ye uyum çalışmalarına paralel tespitlere ve kriterlerine göre sektörün sorunlarını çözecek tedbirlerin zamanında alınmasıdır.
OFİS MOBİLYALARINDA YENİ TRENDLER
Modern görünümlü tasarımlarla birlikte, şu an ofis mobilyalarında yeni trend, açık ofis sistemi.Çoklu çalışma birimleri olarak tanımlanan açık ofis sistemleriyle birlikte çalışma alanında sabit sabit kitleler yok artık. Açık ofis sistemlerinde hareketli ürünlerin kullanılmasıyla aynı ortamda fazla kişi rahatça çalışabiliyor.Yeni tasarımlar arasında transparan koltuklar, ergonomik kullanımlı mobilyalar yer alıyor.
|
|
Ofis Tasarım Yarışmasında Değerlendirmeye Alınan Sektörler |
 Değerlendirmeye Alınan Sektör Kategorileri
• Ambalaj: Malların taşınması, korunması ve tüketiciye sunumu ile ilgili kullanılan her türlü ambalajın kendisi ve grafiği
• Aydınlatma: iç ve dış mekan aydınlatmaları, el lambaları
• Elektronik ürünler: Elektronik tüketici ürünleri: görsel işitsel cihazlar, bilgisayarlar ve yardımcı donanımlar, iletişim cihazları
• Ev cihazları: Evde pişirme, yiyecek soğutma ve temizlik amaçlı kullanılan elektrikli alet ve cihazlar: Beyaz eşya ve elektrikli ev aletleri
• Ev ve ofis gereçleri ve aksesuarları: Temizleme pişirme, ve sofra gereçleri ile kırtasiye ve ofis gereçleri
• Kamusal ve ticari ürünler: Kentsel donatı öğeleri (aydınlatma hariç): teşhir ve satış donanımı
• Ev Mobilyası: Ev mobilyaları, mobilya aksesuarları
• Ofis Mobilyası: Ofis mobilyaları, mobilya aksesuarları
• Spor, hobi, oyun ve kişisel ürünler: Spor, hobi, oyun veya kişisel bakım amaçlı etkinliklerde kullanılan gereçler ve kişisel ürünler: Spor alet ve gereçleri, kişisel bakım ürünleri, müzik aletleri, oyunlar, oyuncaklar, bebek ürünleri, fonksiyonel ayakkabı, inovatif mücevher ve moda aksesuarları
• Ulaşım ve taşıma araçları: Kara, demiryolu ve deniz araçlarının iç ve dış tasarımı ve aksesuarları
gereçleri: Yapıların iç ve dış donatımında kullanılan gereçler: Sıhhi seramik, sıhhi armatür, ısıtıcı ve soğutucular, elektrik donanımları ve ilgili hırdavat
• Yatırım ürünleri: Profesyonel amaçlı kullanılan cihazlar: endüstriyel makineler, tarım makineleri, inşaat araçları, el aletleri
•Tıbbi cihazlar ve gereçler: Hastane ve laboratuvar gereçleri, rehabilitasyon, hasta bakımı ve tıbbi müdahale gereçleri, protezler.
|
|
İyi Bir Ofis Mobilyaları Tasarımının Değerlendirme Ölçüleri |
 İyi Tasarım Değerlendirme Ölçütleri
1. Yenilik ve farklılık
2. İşlevsellik ve kullanım kolaylığı
3. Dürüstlük ve içtenlik
4. Estetik katkı
5. Sağlık ve güvenlik
6. Ekonomi
7. Üretim için tasarım kalitesi
8. Sürdürülebilirlik
Üstün Tasarım Değerlendirme Ölçütleri
1. Yenilikçilik (inovasyon)
2. İşlevsel üstünlük
3. Estetik üstünlük
4. Kullanıcıya duyarlılık
5. Endüstrinin gelişimine katkı
6. Markaya ve iş ortamına katkı
7. Topluma ve kültüre katkı
8. Çevreye katkı
|
|
2010 Design Turkey Endüstriyel ofis Tasarım ödüllerinin hedefleri |
 Ödülleri Ve Vizyonu
• İyi tasarımın üretici, ihracatçı ve kullanıcı tarafından daha fazla talep edilmesine katkı sağlayarak tasarımın değerini yükseltmek,
• ihracat ve endüstrinin gelişimine, toplumun yaşam kalitesinin yükseltilmesine katkı sağlamak.
Design Turkey Endüstriyel Tasarım Ödülleri'nin Hedefleri
• Türkiye'de kullanıcının ihtiyaçlarını gözeten, ürüne katma değer ve ulusal ve uluslararası pazarlarda rekabetçi üstünlük kazandıran iyi tasarımı ödüllendirmek,
• Üretim ve tasarım hizmeti sektörlerini
ve iyi tasarımı tanıtmak amacıyla, ödül alan tasarımları ödül töreni, sergi, yayınlar ve medya aracılığıyla tanıtarak endüstride ve toplumda tasarım farkın-dalığını yükseltmek,
• İyi tasarımın kullanıcı ve üreticilertara-fından daha fazla talep edilmesine katkı sağlayarak tasarımın değerini yükseltmek,
• Yurt dışı ve yurt içinde gerçekleştirilecek faaliyetlerle tasarım dünyasında Türkiye'nin yerini vurgulamak,
•Türkiye'de endüstrinin, ihracatın, uluslararası markalaşmanın ve endüstriyel tasarımın gelişimine ve toplumun yaşam kalitesinin yükseltilmesine katkı sağlamak,
• Design Turkey ödül sistemini birkaç yıl içinde, hiçbir coğrafi kısıt tanımlanmadan tüm dünyaya açabilmek.
|
|
2010 Design Turkey Endüstriyel Tasarım ödülleri |
 2010 İyi Tasarım Ödülü
• •
Üretimde farklılık yaratmanın tasarımdan geçtiğinin bilincine varan Türkiye, 'Design Turkey' endüstriyel tasarım yarışmasıyla yeni ürünler peşinde koşuyor.
Dış Ticaret Müsteşarlığı (DTM), Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) ve Endüstriyel Tasarımcılar Meslek Kuruluşu (ETMK) tarafından organize edilen 'Design Turkey'yarışmasına bu yıl firmalar 311 tasarımla katılırken, bunların 222'si başarılı bulunarak sergilenmeyi hak etti.
Türkiye, 2023 yılında 500 milyar dolar ihracat ve dünyanın en büyük 10. ekonomisi olma hedefine tasarımla yürüyecek. Fiyat odaklı rekabeti geride bırakmaya hazırlanan Türkiye, son yıllarda Ar-Ge'ye, innovasyona, tasarıma büyük önem vererek üretimde farklılıklar yaratma yolunda ilerliyor.
Farklılık yaratmanın da tasarımdan geçtiğinin bilincine varan Türkiye, bu yolda düzenlediği birçok yarışma ile öne çıkıyor. Endüstriyel tasarım alanında 2006 yılında yola çıkan ve bugün 'Design
DESIGN
TURKEY
2010 Üstün Tasarım Ödülü
Turkey'endüstriyel tasarım yarışmasıyla 2. kez ödül dağıtmaya hazırlanan bu organizasyonun sahipleri Dış Ticaret Müsteşarlığı (DTM), Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) ve Endüstriyel Tasarımcılar Meslek Kuruluşu (ETMK), yeni bir heyecan daha yaşıyor.
Tasarıma 311 başvuru
Bu yıl 'İyi Tasarım', 'Üstün Tasarım' ve 'Kavramsal Tasarım' kategorilerinde gerçekleşen 'Design Turkey' yarışmasına firmalar toplam 311 tasarımla başvurdu. Bunlar arasından 222 ürün başarılı bulunarak sergilenmeyi hak etti. Bunun yanı sıra 47 'İyi Tasarım', 19 'Üstün Tasarım' ve 3 de 'Kavramsal Tasarım' ödülü yarışma sonrasında sahiplerini buldu.
Design Turkey Hakkında
Design Turkey Endüstriyel Tasarım Ödülleri, tasarım kültürünün yaygınlaştırılması amacıyla Türk endüstrisinin stratejilerine yön verecek, toplumda tasarım farkındalığını yükseltecek ve nitelikli tasarımları teşvik edecek bir tasarım ödüllendirme programıdır. Tasarımın değerinin yükseltilmesiyle Türkiye'nin markalaşmasında ve ihracatın gelişiminde önemli açılımlar sağlayacak bu programın, TURQUALITY® Programı dahilinde Dış Ticaret
Müsteşarlığı (DTM), Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) ve Endüstriyel Tasarımcılar Meslek Kuruluşu'nun (ETMK) işbirliği ile ikinci etkinliği düzenlendi. Tasarım ile ilgili Türkiye'de gerçekleştirilen en kapsamlı ve profesyonel proje olan Design Turkey Endüstriyel Tasarım Ödülleri, Türkiye'de kullanıcının ihtiyaçlarını gözeten, ihracatta ve ulusal pazarda ürüne katma değer ve rekabetçi üstünlük kazandıran "iyi tasarımı ödüllendirmek" amacını taşımaktadır.
Ödüllendirme süreci iki aşamadan oluşmaktadır. "İyi tasarım" ölçütlerini yerine getiren tasarımlara "İyi Tasarım Ödülü", "üstün tasarım" ölçütlerini yerine getiren tasarımlara "Üstün Tasarım Ödülü", verilmiştir. Ödül sahipleri ayrıca, projenin gücünü, "Design Turkey" logosu ile ürünlerine taşıyarak, ürünlerinin ulusal ve uluslararası arenada tasarım değerini belgeleme imkanına sahip olacaktır. Böylelikle, pazardaki stratejik konumlarını güçlendirerek ve "Design Turkey" organizasyonunun sunacağı yurtiçi ve yurtdışı tanıtım olanaklarından faydalanarak, ulusal ve uluslararası alanda tasarım dünyasına açılma fırsatını yakalayabilecekler.
|
|
2011 officexpo ofis büro mobilyaları fuarı |
2010'da "13 bin 211" ziyaretçinin ilgi gösterdiği fuar, 01-05 Şubat 2011 tarihleri arasında 10.30-20.00 saatleri aralığında CNR Expo İstanbul Fuar Merkezi'nde ziyaret edilebilir...
01-05 ŞUBAT 2011
DÜNYANIN YENİ ÇALIŞMA ALANLARI KÜLTÜRÜ
DESIGN TURKEY 2011 ÖDÜLLÜ TASARIMLAR sergisi OFFICEXPO fuayesinde fuar süresince gezilebilir. Aynı zamanda Ödüllü tasarımcıların "Ödüllü Ürünlerin Tasarım Yolculuğu" Sunumları DesignTurkey katılımcılarının fuara kattığı önemli renklerden.. Ece Yalım, Seyhan Özdemir, Nil Deniz, Derin Sarıyer
Ofis mobilyaları sektöründe ikinci randevu 01-05 Şubat 2011 tarihleri arasında CNR Expo İstanbul Fuar Merkezi'nde gerçekleştirilecek. OMSİAD (Ofis Mobilyaları Sanayici ve İş Adamları Derneği) ve CNR Ekspo Fuarcılık A.Ş. ile konsept danışmanlığını Nursema Öztürk'ün gerçekleştirdiği
nin öyküleri ve sunumları île 2 şütoat^^ Günü Aramızda olacaklar.
sektöre geçen yıl kazandırdığı hareketliliği bu yıl daha da artırması bekleniyor.
CNR Expo istanbul Fuar Merkezi'nde gerçekleştirilecek olan "Ofis Mobilyaları Fuarı Officexpo'" "Dünyanın Yeni Çalışma Alanları Kültürü" temasından hareketle büyük ilgi görmeyi beklerken, aynı zamanda sektör ticaretini de şekillendirmeyi hedefliyor. Bu organizasyona 100'ün üzerinde firma katılıyor.
Officexpo onur konukları Claudio BELLİNİ ve Michele FALCONE FEMB BAŞKANİ (EUROPEAN Federation of Office Furniture) katılımları ile aynı zamanda fuarın uluslar arası kimliği ön plana çıkacaktır. 3 şubat Perşembe günü planlanan Patronlar Bir Arada Sohbet Toplantısı; Sektör duayenlerinin deneyimlerini paylaşmak için sektörden tüm fayda görenlere bir fırsat sunacaktır.
Sektöre farklı bir bakış açısı getirmek açısından; fuar süresince farklı üniversitelerden öğrenciler, öğretim görevlilerin danışmanlığında Farklı Çalışma Kültürlerinde farklı Ofis Mobilyaları ve Yerleşim Uygulamaları Workshop ında çalışacaklar, workshop sunumları 4 Şubat Cuma gün yapılacak ve değerlendirilecektir.
20 bin m2 alanda düzenlenecek olan Ofis Mobilyaları Fuarı ile 2010'da olduğu gibi 2011'de de öncelikli olarak proje/taahhüt alanında kurumsal alıcılara çözümler sunulması amaçlanıyor.
AB ülkeleri, komşu ülkeler, Ortadoğu ve yakın coğrafya ülkeleri Officexpo'nun hedef ziyaretçi ülkelerini oluşturuyor. Otel, hastane, banka, kamu kurum ve kuruluşları, askeri kuruluşlar, belediyeler, holdingler, zincir cafe, restoran ve fast food firma yetkilileri, ticaret ve sanayi odaları, internet cafe işletmecileri, sinema, tiyatro ve gösteri merkezleri, üniversiteler, havaalanları yetkilileri ve konferans salonu işletmecileri fuarın ziyaretçi grupları arasında yer alıyorlar.
Bu yıl ofis mobilyasına ayrı bir boyut getirecek tasarım yaklaşımlarının ofis mobilyasına dönüşü ise bir sunum şeklinde show'a dönüşecek. Çföcsssşd t\wrv üjüja ayuçlanndan
çalışma grupları, oturma grupları, toplantı grupları, anahtar teslimi proje, mobilya ve donanımları ile proje taahhüt hizmetleri...
|
|
Detayofis Mobilyalarının Fuar ile ilgili yapılan röportajı |
 Firmanız ve ürünleriniz hakkında kısaca bilgi alabilir miyiz ?
Türkiye'nin en büyük ofis mobilyaları üreticilerinden olan Detay Ofis, 90 kişilik personeli ile 15.000 m2 alanda, TSE ve ISO:9001 belgeli üretim yapmaktadır. Üst düzey yönetici odalarından, personel çalışma gruplarına kadar tüm ihtiyaçları karşılayabilecek ürün gamına sahip firma, müşteri memnuniyetini en üst seviyede tutarak, fabrika satış mağazaları ve internet sitesi üzerinden perakende satış yapmaktadır.
Fuarda sergileyeceğiniz yeni ürünleriniz var mı ?
Yeni ürünlerimizi müşterilerimize tanıtmayı ve daha çok ihracat yapabileceğimiz yabancı ağırlıklı müşterilerle buluşmayı bekliyoruz.
Ofis mobilyaları sektörünü kısaca değerlendirir misiniz ?
Mobilya sektöründe önemli bir yer tutan ofis mobilyaları, son yıllarda büyük bir gelişme göstererek dünya mobilya devleriyle rekabet eder hale geldi. Ofis mobilyaları bir kurumun kimliğinin, hedeflerinin, vizyonunun ve ilkelerinin insanların belleğinde yerleşmesin de etkin rol oynuyor. Türkiye son on yılda bu sektörde hayli yol almış durumda. Dünyada yedinci Avrupa'da
beşinci sıraya yerleşen Türkiye Ofis Mobilyaları Sektörümün yakaladığı hızlı yükselişin arkasında, günümüz gereklerini temelden kavrayan ve gelişimini bu gereklilikler etrafında şekillendiren, yenilikçi bir yönetim anlayışı yatıyor. Ofis mobilyası sektörü bugün yaşadığı hareketliliği Türk şirketlerinin büyümesi ve kurumsal kimlik oluşturmak istemelerine, firmaların rekabet ortamından doğan zorunluluklarla imajlarını iyi yansıtmak istemelerine borçlu.Çalışanların verimliliğinin artmasında, oturulan koltuktan çalışılan masaya kadar mekanın sahip olduğu özelliklerin önemli bir etken olduğu, şirket sahipleri tarafından kabul ediliyor. Firmalar, müşteride uyandırılan izlenimin önemini de kavranmış durumda. Verilmek istenilen güven, yenilikçilik ve modernlik gibi mesajlarda dekorasyonun önemli bir paya sahip olduğu düşünülüyor.
|
|
Bir Ofis Mobilya Üreticisinin Fuarlardan Beklentisi |
 ektörümüzde dayanışma, fikir birliği ve sorunların tartışılabileceği bunların ortak bir zeminde çözüme kavuşturulması ve güç birliği oluşturulması anlamında böyle bir derneğin eksikliği olduğu düşüncesinde iken yaklaşık 7 yıl önce Omsiad'la tanıştık. Türkiye de saygın pek çok firmanın üyeliği ve bu firmaların tartışma ve sohbet toplantılarında ortaya koyduğu bilgi birikim ve tecrübeleri sayesinde bireysel bazda çözümsüz gibi görünen bir çok sorunu dernek statüsünde çözüme kavuşturulması, beraberlik gücünün hissettirilme-si anlamında doğru bir birliktelik. Bu birlikteliğin böyle bir fuarla birleştirilmesi oldukça yararlı ve bir o kadar da sevindirici oldu. Fuarın 2. Senesinde daha yaralı ve faydalı olacağı inancındayım.
Omsiad'ın ve organize etmiş olduğu OfficeExpo fuarının gün geçtikçe güçlenerek uluslararası platformda söz sahibi olacağı, üye firmaların vereceği destek ve yönetimin izlediği yol buna en büyük etken olacaktır.
|
|
Omsiad Ofis Mobilya Sektörüne Sesleniş |
 Değerli OMSİAD Üyeleri,
Değerli Meslekdaşlarım,
Sektörel dergimiz OFFİCE MAGAZİNE' nin, fuara özel 6. sayısında tekrar sizlerle buluşmanın sevinç ve mutluluğu içindeyim.
Bu özel sayı içeriğinde daha çok, ikincisini düzenlemekte olduğumuz "Officexpo Ofis Mobilyaları Fuarı" nın ve katılımcı firmaların tanıtımına ağırlık verilmiştir.
Bunun yanında; üye firmalarımız ve ürünlerinin tanıtımı amacıyla, ücretsiz olarak, yurtiçi ve yurtdışı alım heyetleri ile ziyaretçilere dağıtılmak üzere, 5000 adet Türkçe-İngilizce tanıtım kitapçığı bastırılmıştır. Büyük bir bölümünün yakın ilgi ve katılımları sayesinde gerçekleştirilen bu çalışmada yer alan tüm üyelerimize ayrıca teşekkür etmek isterim.
Bilindiği üzere; ilkini, 02 - 06 Şubat 2010 tarihleri arasında, İstanbul Fuar Merkezinde gerçekleştirdiğimiz "Officexpo Ofis Mobilyalar Fuarı" nı düzenlerken, alışılmış fuar organizasyonları anlayışına, değişik ve yeni bir konsept getirmeyi amaçlamıştık.
Bu amaçla, konsept danışmanlığını Sayın Adnan SERBEST' in üstlendiği çalışmanın ana teması "Dünyanın Yeni Çalışma Alanları Kültürü" olarak belirlenmişti. Bu ana tema çatısı altında; yeşil ofisler, sağlıklı ofisler, ofis ve ino-vasyon, geleceğin ofisleri, ofis ve tasarım konuları, gerek yurtiçi ve gerekse yurtdışından değerli akademisyenlerin katılımıyla, fuar süresince düzenlenen seminerlerle işlenmişti. Yine bu kapsamda, iç Mimarlık ve Tasarım bölümü 2-3-4. sınıf öğrencilerinin katılımıyla "Fraktal Geometri ile Tasarım" konulu, 8-12 yaş öğrenci grubunun katılımıyla "Çocuk Gözüyle Geleceğin Tasarımı" konulu WORKSHOP' lar düzenlenerek, "Fraktal Geometri ile Tasarım" konulu çalışmada başarılı bulunan 3 çalışmaya Başarı Belgesi verilmişti. Konsept danışmanlığını Sayın Canan KARALAR' ın üstlendiği fuarımızın bu yılki ana teması yine "Dünyanın Yeni Çalışma Alanları Kültürü" olarak belirlenmiştir. Bu ana tema çatısı altında; yeni çalışma alanlarının oluşturulması ve bu konudaki fikirlerin geliştirilmesine yönelik olarak, 03 Şubat 2011 Perşembe günü, sektör duayenlerinin katılımıyla "Patronlar Bir arada: Geçmişten Günümüze Ofis Mobilyaları" konulu bir sohbet toplantısı gerçekleştirilecektir.
Yine, fuar etkinlikleri kapsamında, Endüstriyel Tasarımcılar Meslek Kuruluşu Başkanı ve Design Turkey İcra
Kurulu Üyesi Sayın Berna DALAMAN'ın değerli katkı ve yardımlarıyla, ana fuayede, fuar süresince, Design Turkey 2010 ödüllü tasarımlar sergilenecektir.
Değerli OMSİAD Üyeleri,
Değerli Meslekdaşlarım,
Dünyanın en genç ve ileri teknolojilerinden birine sahip olan ve bu sayede gelişmiş ülkelerle başa baş rekabet edebilecek imkan ve kabiliyetteki Türk Ofis Mobilya Sektörü' nün ileri teknolojiyle üretilmiş, yeni yüzyılın kalite, estetik ve ergonomi standartlarıyla donatılmış ofis mobilyalarını ve aksesuarlarını bir arada sergileyerek, yerli ve yabancı ziyaretçilere, sektörümüzü ve ürünlerimizi daha iyi tanıtma imkanını bulacağımız Officexpo Ofis Mobilyaları Fuarı' nın, başta sizlerin ilgi ve destekleri sayesinde, her yıl artan katılımcı ve ziyaretçi sayısıyla, gerek ülkemizde ve gerek se dünya' da, giderek tanınan, bilinen ve beklenen, kalıcı bir Sektörel Fuar etkinliği olarak yer etmesini bekliyoruz.
Fuarımızın, sektörümüze ve katılımcılarına hayırlı uğurlu olmasını diliyorum.
Sevgi ve Saygılarımla, Ercan ATA
OMSİAD Yönetim Kurulu Başkanı
|
|
Orgatec 2010 Ofis Mobilyaları Sektörünü Kölnde Buluşturdu |
 Orgatec 2010 Uluslar arası Ofis ve Ofis Geçleri Fuarı 26-30 ekim tarihleri arasında Köln' de düzenlendi. 105.000 m2 alanda 41 ülkeden 608 katılımcının yer aldığı fuarı, 110 ülkeden 61.000 kişi ziyaret etti.
Orgatec 2010'dan İzlenimler
OMSİAD Kurucu Başkanı Sn. Adem Yılmaz'ın Orgatec 2010 fuarına ilişkin izlenimlerini sizlere aktarıyoruz.
"Her iki yılda bir yapılan Ofis mobilya sektörünün önemli fuarlarından Orgatec bu yıl bir hayli kan kaybetmiş. Daha önceki yıllara göre azalan Hail sayısı fuara ilginin azlığını göstermekle kalmayıp katılımcı firmaların da heyecan yitirdiklerini ziyaretçiler gibi biz de gözledik.
Aslında Dünya'da yapılmakta olan birçok fuar organizasyonları Orgatec'te olduğu gibi kan kaybetmekte. Bu konu ile ilgili fuar firmaları ciddi çalışmalar yapsa da henüz çözüm bulamamaları katılımcı firmaları bir hayli endişelendirmekte.
Fuar nedeni ile Almanya'nın Köln şehrinde bulunan ofis mobilya sektörünün önde gelen isimleri ile yaptığım söyleşi ve sohbetlerde sektörün içinde bulunduğu krizi bir an önce atlatamaması halinde birçok firmanın ciddi sıkıntılara düşeceği dile getirilmekte.
Geçtiğimiz yıllarda yaptıkları cironun yüzde on ile on beşini Ar-Ge'ye ayıran dünyanın en önemli ofis mobilya firmalarının son iki yıldır Ar-Ge ile ilgili bütçelerini hemen hemen yok denecek rakamlara çekmesi "Tasarım Dünyası'nın" yeni arayış ve çözümler üretmekte zorlanması bu düşüşün başlıca nedenlerinden biri olarak değerlendirilmekte.
Orgatec fuarında benim dikkatimi çeken iki konudan biri Türk firmalarının fuara damgalarını vurmaları.
|
|
OMSİAD ofis mobilya sektörünün gelişimine nasıl katkı sağlıyor |
 OMSİAD çok önemli bir örgütlenme. Aynı sektörde rekabet içinde olan markaların daha fazla iletişim ve olumlu işbirlikleri geliştirebileceklerine inanıyorum. Dünya da tam bu yönde gelişiyor; ortak gelişim ve paylaşım platformları giderek çoğalıyor. OMSİAD bu sektörün içinde yer alan oyuncuların birbirine değer katabilecekleri bir iklimin yaratılmasında önayak olacaktır. Eğer bu gelişimin önü açılmazsa markalarımızın, dünyadaki rakipleri karşısında şansının kalmayacağını düşünüyorum. Bu nedenle OMSİAD'ın varlığını, özellikle de önümüzdeki dönemin ışığında çok değerli buluyorum.
|
|
Ofis mobilyaları sektöründeki sorunlar ve çözüm önerileri |
 Sektörün en önemli sorunu kriz süresince fiyat odaklı yaklaşımların hakim olması ve alım yapan kurumların bu yaklaşımdan etkilenebilmeleri oldu. Rekabet şansını yeni ürünler, farklı öneriler ve yaklaşımlar ile değil de fiyat tabanlı ele alan firmalar, pazarın da yapısına zarar verebiliyorlar. Sonuçta ister istemez bu girdabın içine giren her firma minimum karından da vazgeçmek durumunda kalabiliyor.Tabii ki bu da bir sonraki aşamada yapılabilecek yatırımların tamamını olumsuz etkiliyor. Önerimiz ve dileğimiz bu rekabet platformunun daha farklı bir seviyeye taşınabilmesi, firmaların da gerek yeni teknolojilere, gerekse sürdürülebilir ürün ile üretim süreçlerine ve yeni tasarımlara yatırım yapabilme-sidir. Aksi takdirde uluslararası pazarda rekabet şansı da giderek daralır. Fiyat tabanlı rekabetin sonu olmadığı gibi, bu bizlerin en büyük gücü de değil. Her zaman daha az gelişmiş ülkelerin daha güçlü olacakları bir savaş alanı. Bu nedenle çalışma ortamlarını, dünyadaki iş dünyasını ve gelişmeleri her düzeyde takip edebilmek, buna uygun taze, öncü ve gerekirse risk barındıran senaryoları sunacak cesareti gösterebilmek gerekir. Küçük bir örnek verebilirim, fiyat konumlanmasının giderek baskı yaptığı bu ortamda, Koleksiyon
olarak Orgatec de beş farklı fiyat seg-menti sunduk. Yeni sunduğumuz iki segment de eskilerine göre daha maliyetli ve daha yatırım tabanlı tasarımlar oldu. Tasarımlardan biri Porsche markası ile geliştirildi, diğeri ise kendi tasarımımız olarak sunuldu ve bunda da dokunulan her yüzey ve detay doğal ahşap, hatta ayaklar masif olarak hazırlandı. Hem doğala ciddi bir yöneliş mesajı içeriyor hem de çalışanlara verilen önemin altı çiziliyor. Bu tasarım ile en büyük lüks olarak en doğal dokular ofise taşınıyor.
|
|
Türk ofis mobilyaları sektörünün iç ve dış pazardaki konumu |
 Tasarım; 50'li yıllardan bu yana izlenen yerel etkilerini ve milletlere özel konumunu giderek yitirmeye ve global bir ortak dilin içinde erimeye başladı. Bu durumda; Türk tasarımı dünya platformunda nerededir sorusunun cevabını vermek kolay değil. Burada yapılması gereken çok sayıda tutarlı işi birbiri ardına çıkarabilmek, yani çok sayıda proje geliştirmek. Ancak bu kadar fazla sayıdaki "kaliteli iş"in toplamı sonucu bir birikim oluşabilir, bu birikimden geriye bir tortu kalabilir ve sonunda bir algı yaratılabilir. Şu anda bence olumlu gelişmeler var, iyi örnekler ortaya çıktıkça arkasının da geleceğini düşünebiliriz. Bence dünya insanlarına anlatacak güzel hikayelerimiz, sunacak parlak fikirlerimiz var, çok yoğun bir tempoda çalışarak hak ettiğimiz algıyı oluşturmamamız için bir neden yok.
Türk markaları yabancı mimari ve tasarım çevrelerinde ve ilgili profesyonellere de oldukça tanınan bir marka haline gelecek. Koleksiyon'a 18 yıldır Almanya'da gerçekleştirilen pazarın en önemli fuarlarından biri kabul edilen Orgatec fuarında dünyanın en iyi ilk 5 firmasının arasında yer veriliyor. Bunun sebebi yıllar içinde rekabeti hep öncü tasarımlarla yapmamız ve sunulanların da uluslararası mecralarda ilgi görmesi ve güzel yer bulması. Bizi kesinlikle
gelişmekte olan bir ülkeden gelen ekonomik fiyatlarla rekabet yapan bir firma olarak algılamıyorlar. Aksine Koleksiyon pazara önemli bir heyecan getiren bir marka olarak bu pazarın profesyonelleri tarafından yakından takip ediliyor.
|
|
Tasarımın mobilya endüstrisindeki yeri ve önemi |
 Tasarımın mobilya endüstrisindeki yeri ve önemi hakkında düşünceleriniz nelerdir?
Türk tasarımı şu anda daha hala yerini arıyor ve yolu da oldukça uzun. Bunun çok farklı sebepleri var. Ülkemizde endüstrinin tasarımla ilişkisinin kopukluğu belki ilk nedenlerden biri. Ama temel etken olarak; ülke genelinde tasarıma talebin oluşması için gereken "dengeli bir gelir dağılımı altyapısının eksikliği görülmeli. Bir ülkenin sadece ekonomik değil aynı zamanda sosyolojik ve politik dengelerinin de gelişmiş olması belli taleplerin oluşabilmesi için temel etkenlerdendir. Bunun yanı sıra, ileri düzeyde kapitalist pazarlarda tüketim baskısının artırılması tasarımın da gelişmesi için önemli bir rol oynadı, bu
konuya ayrılan kaynakların boyutunu da çok etkiledi. Ülkemiz bu açıdan daha hala gelişmekte olan bir sürecin içinde. Bu pazarlarda talebin aslında çok çok üzerinde bir ölçekle pazara sürülen ürünlerin alıcılara kavuşabilmesi için tasarıma giderek artan bir ihtiyaç ortaya çıktı. Kibarca ele alındığında "Tasarımın Rönesansı" denilen ve bir nevi bu mesleğin palazlanması olarak görülen bu süreç aynı zamanda tasarımın kirlenmesi olarak da ele alınabilir. Sonuçta dış dinamiklerle ihtiyacın ötesinde gelişim gösteren bir meslek olarak"tasarım"tüm dünyanın gündemine girdi.
Dünyadaki ve Türkiye'deki yeni trendlerden bahseder misiniz?
İş ortamlarının gelişmesi konusunda Türkiye dünya ile yakın bir çizgide ilerliyor, hatta uluslararası firmaların
Türkiye'deki genel merkezleri birçok gelişmiş ülkedeki ortamlarından daha çağdaş ve çarpıcı olmaya başladı ve bu ofis mobilyaları çevrelerinde de konuşuluyor. İş ortamlarında gelişen en önemli etkileşim, açık ofise geçiş ile birlikte başladı. Bu dönüşüm iş ortamında açık oturma düzenlerini, paylaşım ortamlarını getirdi. Olumlu ve olumsuz etkileri hala tartışılan bu gelişme üzerine bir sürü yeni senaryo geliştirilmeye devam ediliyor. Açık Ofis yerleşimlerinin olumlu tarafı iletişimi ve paylaşım ortamlarını tetiklemesi, daha açık ve çağdaş görünümlü ortamlar vaat etmesi. Olumsuz tarafı ise konsantrasyon fırsatlarını yok etmesi, çoğu çalışan dört tarafının açık olmasını, işine odaklanmakta ciddi bir engel olarak görüyor, hatta özel görüşmelerini yapamamaktan da oldukça şikayetçi. On sene önce dalga konusu olan Dilbert hücrelerini mumla arayan insanların sayısı
|
|
Ofis Mobilya Üretiminde Kullanılan Hammadde Fiyatları ve işçilik |
 Ham madde Fiyatları: Türkiye'de ham madde fiyatları uluslararası piyasalara göre daha yüksek düzeydedir. Türkiye'de odun fiyatları döviz kurundaki artışa bağlı olarak son zamanlarda 80-100 $/ton seviyelerine kadar düşmüş olmasına rağmen, halen 25-30 $/ton olan dünya fiyatlarının oldukça üzerindedir. Orman Genel Müdürlüğü tarafından tespit edilen ham madde fiyatları, sektörün dünya ile rekabetini sağlayacak seviyelere getirilmelidir.
Tasarım Eksikliği: Yıllardır kalite ve tasarım üstünlüğü yerine ucuz fiyatla çeşitli pazarlarda tutunmaya çalışılmasından hareketle, mobilya sektöründe aranılır markalar olabilmek ve Türk mobilya sektörünün hak ettiği şekilde diğer ülke pazarlarından pay alabilmesi için tasarıma ağırlık verilmesi gerekmektedir. Türk mobilya sektörünün tasarım eksikliği gibi önemli bir sorunu bulunmaktadır. Konuya ilişkin OAİB Genel Sekreterliği organizatörlüğünde son 3 yıldır başarı ile organize edilen, ulusal nitelik taşıyan ve Türkiye'deki iyi tasarımların ortaya çıkarılmasına vesile olan "Mobilya Tasarım Yarışması"nın ve bu gibi faaliyetlerin tüm kurum ve kuruluşlarca desteklenmesi sektörün gelişimi ve hak ettiği yere ulaşması açısından büyük önem taşımaktadır.
Enerji Giderleri Sorunu: Türkiye'de sektörün verdiği elektriğin fiyatı Avrupa ve Amerika ülkelerine kıyasla %40-80 oranında daha pahalıdır. Bu
olgu ürün maliyeti açısından olumsuz bir faktör teşkil etmekte ve sektörü piyasada oluşan fiyatlar karşısında hassas bir pozisyonda tutmaktadır. Enerji fiyatlarının düşürülmesi sektörün önünü açacaktır.
Kalifiye İş gücü Yetersizliği: Sektörün tamamını ilgilendiren bir diğer sorun da kalifiye eleman bulma konusunda yaşanan sıkıntıdır. Sektöre eleman yetiştiren mevcut meslek okullarının programları yeni teknolojilere uygun olarak güncelleştirilmeli, okullar uygulama ağırlıklı olmalı ve sektörle işbirliği içinde çalışır hale getirilmelidir.
Nakliye: Türk ağaç mamulleri ve orman ürünleri sektöründe taşımacılık büyük sorun yaratmaktadır. Sektörde yoğunlukla dünyanın en pahalı taşıma şekli olan kara yolu taşımacılığının kullanıldığı ve demir yolu ulaşımının gerektiği ölçüde geliştirilemediği ülkemizde, limanlarımızın da etkin bir şekilde kullanılamadığı düşünülürse, taşımacılıkta sektörle beraber tüm ülkenin önemli gelişimlere ihtiyaç duyduğu ortaya çıkmaktadır. Bununla beraber, ağaç mamulleri ve orman ürünleri sektöründe ki ürünlerin büyük çoğunluğu geniş hacimli ve ağır ürünler olduğundan nakliye, firmalar için ihracatta maliyeti artıran en önemli unsurlar arasında yer almaktadır.
OMSİAD sektörün gelişimine nasıl katkı sağlıyor? Daha farklı beklentileriniz veya önerileriniz var mı?
OMSİAD'ın krizin aşılması yönünde
attığı adımların bir bütünlük içerisinde devam etmesini bekliyoruz. Özellikle sabit ve dar gelirlilerin alım gücünü arttıracak mekanizmalar üzerinde çalışılmaya devam edilmelidir. Krizden çıkışa yönelik çözüm arayışları hızlanmış, ekonomi bütün Türkiye'nin meselesi haline gelmiştir. Elbette bu kampanya tek başına krizi çözmez; biz bunu hep söyledik. Ancak tedbirlerin bütüncül biçimde alındığı bir ortamda, kendimize güveniyor olmak, krizden korkmamak, ülkemize çok şeyler kazandırabilir.
Office Magazine Dergisi hakkında neler söylemek istersiniz?
Sektörel dergilerin, sektörün gelişiminde ve firmaların birbiri hakkında bilgi alabilmesi açısından çok faydalı olduğuna inanıyorum. OMD'denin de bu konuda oldukça planlı çalıştığını ve günceli yakalamaya çalıştığını görmekteyim. Sizi dikkatle takip ediyorum.
|
|
Kongre Sarayının Ofis Koltukları |
 Rafael Beneytez ve Pedro Lafuente tarafından Huesca Sergi Sarayı, geçtiğimiz günlerde açıldı. Gerçek anlamda çok amaçlı olan bu bina, 13.000 m2 üzerinde bir alana yayılıyor ve Kuzey İspanya'da yer alan şehre çok çeşitli etkinlikleri ağırlamaya uygun bir tesis sunuyor.
İç mekan, Ana Salon ve Çok Amaçlı Salon adı verilen iki ana alan arasında belirgin bir ayrım ile binanın ana işlevleri için mümkün olan en geniş alanın ayrılacağı şekilde tasarlanmış. Bu iki alan, merkezi bir eksen ile bölünüyor. Bu ikili kullanım, orijinal proje tasarımının kalbinde yatmaktaydı ve mimarlar, malzeme kullanımı ve estetik ile oluşturulan kendi karakteristik özellikleri ile her ikisinin de eşit ölçüde göze çarpacağı kusursuz bir dengeye ulaşmayı başardılar. Çok Amaçlı Salon, resmi olmayan kullanım için tasarlanmışken, Ana Salon ise daha geleneksel ve resmi bir profil çiziyor.
Ana Salonda yerler, duvarlar ve tavan, çarpıcı bir etki sağlayan ve alanın akustik özelliklerini azami düzeye çıkartan Amerikan beyaz meşesi ile kaplanmış durumda. Rafael Beneytez'e göre, Ana
Salon'un inşaatında ak meşenin seçilmesi, alana yerel yapı ile uyum sağlayan bir soyluluk, ciddiyet, karakter ve yalınlık havası veriyor. Bu konuda şöyle diyor: "Yerliler ahşaptan yapılmış olsa-
lardı, bence bu meşe olurdu!" Mimar, aynı zamanda bu bina türü için Salondaki ahşap işleri için de kullanılan türlerin kullanımına olan ilgiyi artırmak istedi.
|
|
Ofis Mobilyalarında Yaratıcı Yönelimler Şubatta OFFiCEXPOda |
 Ofis mobilyaları sektöründe CNR Expo'daki ikinci randevu 01-05 Şubat 2011 tarihleri arasında gerçekleştirilecek. CNR Ekspo Fuarcılık tarafından OMSİAD (Ofis Mobilyaları Sanayici ve İş Adamları Derneği) desteğinde düzenlenecek organizasyonun, sektöre geçen yıl kazandırdığı hareketliliği bu yıl daha da artırması bekleniyor.
CNR Expo Fuar Merkezi'nde düzenlenecek Ofis Mobilyaları Fuarı Officexpo'nun 2011 'de de sektör ticaretini şekillendirmesi bekleniyor. "Dünyanın Yeni Çalışma Alanları Kültürü" teması ile yola çıkan ve yeni yılda da büyük ilgi görmesi beklenen
organizasyona 100'ün üzerinde firmanın katılımı hedefleniyor.
20 bin m2 alanda düzenlenecek Ofis Mobilyaları Fuarı ile 2010'da olduğu gibi 2011 'de de öncelikli olarak proje/taahhüt alanında kurumsal alıcılara çözümler sunulması amaçlanıyor.
Uzun çalışma saatlerinin geçirildiği iş ortamlarına ilişkin yeni mobilya trendlerinin görücüye çıkacağı Officexpo'ya 15 bin ziyaretçi bekleniyor. Türkiye'de katma değeri yüksek ürünler üreten sektörün en önemli ticaret kapısı haline gelen fuar, İMOB-İstanbul Mobilya Fuarı ile eş zamanlı düzenlenecek. Bu sayede her iki fuarın katılımcı ve ziya-
retçileri tasarım, yenilik, konfor ve diğer alanlardaki değişimi gözleme fırsatı bulacaklar. Organizasyon, düzenlenecek panel, sergi ve vvorkshoplarla da gündem yaratacak.
AB ülkeleri, komşu ülkeler, Ortadoğu ve yakın coğrafya ülkeleri Officexpo'nun hedef ziyaretçi ülkelerini oluşturuyor. Otel, hastane, banka, kamu kurum ve kuruluşları, askeri kuruluşlar, belediyeler, holdingler, zincir cafe, restoran ve fast food firma yetkilileri, ticaret ve sanayi odaları, internet cafe işletmecileri, sinema, tiyatro ve gösteri merkezleri, üniversiteler, havaalanları yetkilileri ve konferans salonu işletmecileri fuarın ziyaretçi grupları arasında yer alıyor.
Officexpo'nun ürün gruplarından bazıları ise modüler ofis mobilyaları, çalışma grupları, oturma grupları, toplantı grupları, anahtar teslimi proje, mobilya ve donanımları ile proje taahhüt hizmetleri.
2010'da 13.211 ziyaretçinin ilgi gösterdiği fuar 01-05 Şubat 2011 tarihlari arasında 10.30-20.00 saatleri aralığında ziyaret edilebilir...
|
|
Omsiad Ofis Mobilyaları Hakkında |
 Çok sıcak ve samimi bir ortamda geçen gecemize katılan tüm değerli davetlilerimiz tarafından, memnuniyetlerini ve benzeri organizasyonların tekrarı konusundaki dilek ve temennilerini dile getirmeleri "OMSİAD Buluşma-Kaynaşma Yemeği"nin amacına hasıl olduğunun bir göstergesi olarak değerlendirilmiş ve Yönetimimizi de ziyadesiyle memnun etmiştir.
Üyelerimizin ve derneğimizin tanıtımı amacıyla, 16 -19 Eylül 2010 tarihleri arasında, İstanbul Fuar Merkezi' nde yapılan ZOW FUARI' ndaki info standımızda OMSİAD olarak yer aldık.
23 Eylül 2010 tarihinde, Ankara'da, DTM tarafından gerçekleştirlen "1. Mobilya Tanıtım ve Sektör Platformu Çalışma Grubu Toplantısı" nda, 25 Ekim 2010 tarihinde, Ankara'da, DTM tarafından geçek-leştirilen "Uluslar arası Rekabetçiliğin Geliştirilmesinin Desteklenmesi
Hakkında Tebliğ (Tebliğ No: 2010/8) açıklamasının yapıldığı toplantıda, OMSİAD' ı temsilen yer aldık.
Üyesi olduğumuz Avrupa Ofis Mobilyaları Birliği (FEMB) ' nin, 26 Ekim 2010 tarihinde, 14:00 - 17:00 saatleri arasında, Köln' de, Orgatec Fuar alanındaki Kongre Merkezi'nde gerçekleştirilen toplantısına katılarak, FEMB Yönetimi ve toplantıya katılan üye ülkelerden; İtalya, İngiltere, İspanya, Almanya, Fransa, Belçika ve Hollanda temsilcileri ile bire bir görüşme imkanı bularak, kendilerine, sektörümüz, üyelerimiz ve derneğimizin faaliyetleri hakkında bilgi sunma fırsatı buldum.
Yapılan toplantıda;
FEMB ve Avrupa Ekonomik Konseyi (EEC) üyelerine mahsus ve ofis mobilyalarına ait yurtiçi - yurtdışı satış miktarları gibi bilgilerin yer alacağı bir İstatistiki Veri Tabanı oluşturulması kararlaştırılmıştır.
Bu uygulamanın başarılı olması halinde, daha kapsamlı bir veri tabanı oluşturulması benimsenmiştir.
Veri tabanı oluşturma ve bununla ilgili veri anketi düzenleme, elde edilen verileri işleme ve üye ülkelere dağıtımı işi, gönüllü olarak Alman (BSO) firması tarafından üstlenilmiştir. Ayrıca; Avrupa' nın ilk 100 üreticisini belirlemek üzere bir
anket çalışması yapılması ve bunun için, İngiltere' deki üreticiler için benzer bir uygulama yapan "JSA Müşavirlik Hizmetleri" adlı danışmanlık firmasına teklif götürülmesi ve olumlu yaklaşılması halinde, kapsamı belirlenerek, masrafları EEC ile ortak karşılanmak üzere, öneride bulunulması benimsenmiştir. Yaşanan global ekonomik krizin, AB Ülkeleri üzerindeki etkilerini göstermesi bakımından; toplantı sonunda, sektörün pazar hacmi ve gelişimi konusunda, katılımcı üye kuruluşların temsilcileriyle yapılan anket sonuçlarını gösteren tabloyu aşağıda bilgilerinize sunuyorum.
2009 2010
Belçika -20-25% 0%
Almanya -23% +3%
Fransa -16% +3%
İspanya -49% -10%
İtalya -30% -1%
İngiltere -30% + 12%
Hollanda -30% -10%
Türkiye -10% +15%
Değerli meslektaşlarım...
Yaşanan ekonomik durum hepimizce malumdur. Bu konuda çeşitli istatistiki verilere girmeden, ihracat ve ithalatla ilgili olarak yıllar itibariyle oluşan genel verilere değinmekle yetineceğim.
Üretim miktarı ölçümlerinde net resmi bir rakam olmamakla birlikte, üretici firma sayısı,üretim miktarları, satış fiyatları, ihracat rakamları ile birlikte değerlendirildiğinde ve inşaat sektörünün büyüklüyle sektördeki kayıt dişilik dikkate alındığında Türkiye mobilya sektörü üretiminin 7 milyar doları aştığı, Türk Mobilya Sektörünün toplam imalat sanayi üretimi içindeki payının % 3, Ofis Mobilya Sektörünün bu üretim rakamı içindeki payının % 25 -30 aralığında olduğu tahmin edilmektedir.
İGEME verilerine göre; 2004 yılında: 587.049.252 $ olan mobilya ihracatı, 2008 yılında: 1.332.922.000 $ olarak gerçekleşmiş, 2009 yılında ise % 13 oranında azalarak 1.153.332.000 $ seviyesine gerilemiştir.
DTM verilerine göre;Türkiye' nin Ürünler Bazında Mobilya İhracatında Ofis Mobilyası Sınıfına giren ürünlerin tasnifi ve değerlendirilmesi sonucu; 2004 yılında: 171.927.000 $ olan ihracat rakamı, 2008 yılında; 388.277.000 $ olarak ger-
çekleştikten sonra, 2009 yılında yaklaşık % 20 oranında azalarak, 312.036.000 $ seviyesine gerilemiştir.
Genel mobilya ihracat verileri ile karşılaştırdığımızda, ofis mobilyası sınıfına giren ürünlerin ihracat miktarlarının genel mobilya ihracatındaki payının 2004 Yılında: % 29.28, 2008 Yılında: % 29.16, 2009 Yılında: % 27 olarak gerçekleştiği görülmektedir. Bu veriler, Ofis Mobilya Sektörünün, Türk Mobilya Sektörü üretim rakamı içindeki payının % 25-30 aralığında olduğu yolundaki tahminimizi desteklemektedir. İhracatta önde gelen ülkeler ; Almanya, Irak, Fransa, Hollanda Rusya, Yunanistan ve İran olarak sıralanmaktadır.
DTM verilerine göre;Türkiye' nin Ürünler Bazında Mobilya İthalatı (Değer: 1000 ABD Doları) bilgilerini içeren tabloda Ofis Mobilyası Sınıfına giren ürünlerin tasnifi ve değerlendirilmesi sonucu; 2004 yılında: 58.317.000 $ olan ithalat, 2008 yılında: 297.588.000 $ olarak gerçekleştikten sonra, 2009 yılında yaklaşık % 30 oranında azalarak, 210.301.000 $ seviyesine gerilemiştir.
Ofis mobilyası sınıfına giren ürünlerin ithalatında; Çin başta gelmekte ve Çin' in ardından; Almanya, İtalya, Vietnam, ABD, Endonezya ve Polonya sıralanmaktadır.
DTM' nin beklentilerine göre, 2010 yılında çift haneli ihracat artışı öngörülmektedir. Bu beklenti 2011 yılı için tüm sektörlerde olduğu gibi bizi de umutlandırmaktadır. DTM tarafından oluşturulan Mobilya Çalıştayı' nda dile getirilen sorunlar ve çözüm önerilerinin ivedilikle ele alınarak, öngörülen tedbirlerin biran önce hayata geçirilmesi halinde, içinde bulunduğumuz sıkıntılı dönemden kısa sürede çıkabiliriz.
Türk Ofis Mobilya sektörünün, sahip olduğu genç ve ileri teknoloji, ürün çeşitliliği, kalite ve tasarım bilincinin gelişmeye başlaması, AB Ülkeleri, Türki Cumhuriyetler ve Ortadoğu Ülkelerine yakınlığı ve her geçen gün gelişen ticari ilişkileri sayesinde, bunu başaracak bir konum ve yapılanma içinde olduğuna inancım tamdır.
Sevgi ve saygılarımla, Ercan ATA
OMSİAD Yönetim Kurulu Başkanı
|
|
İstanbul Ofis Mobilyaları Fuarı |
 stanbul Mobilya Fuarı ile eş zamanlı olarak yapmaya karar verdik.
Söz konusu fuarımız, 01 - 05 Şubat 2011 tarihleri arasında, İstanbul Fuar Merkezi' ndeki 9. ve 10. no.lu salonlarda gerçekleşecektir.
Değerli OMSİAD Üyeleri,
Değerli meslektaşlarım... Sektörümüzü ilgilendiren konularda, çeşitli platformlarda gerçekleştirilen toplantı, çalıştay...vb. etkinliklerde OMSİAD olarak yer almaya ve sektörümüzle ilgili sorunları, çözüm önerilerimizi ve taleplerimizi dile getirmekte azami özen ve dikkati göstermeye gayret etmekteyiz.
Bu bağlamda;
24 Mart 2010 tarihinde, İTO tarafından düzenlenen "2023 YILINA GİDERKEN MOBİLYA SEKTÖRÜNÜN DÜNYADA VE TÜRKİYE'DEKİ DURUMU" konulu Zümre Toplantısı' nda, 12 Nisan 2010 tarihinde, Ankara' da, DTM tarafından düzenlenen "Yurtdışı Müteahhitlik Sektörü Toplantısı" nda, 03 Mayıs 2010 tarihinde, Ankara'da, DTM tarafından gerçekleştirilen "Ülkemizin ihracatçı sektörleri içerisinde gerek
katma değeri yüksek ürün gamı gerek se sağladığı yüksek istihdam oranı ile önemli bir payı bulunan Mobilya Sektörü' nün ihracattaki payının orta ve uzun vadede artırılabilmesi için gereken çalışma ve düzenlemeler." Konusunun tartışıldığı Mobilya Çalıştayı' nda OMSİAD olarak yer aldık ve konulara ilişkin görüş ve önerilerimizi dile getirdik.
Yönetim olarak, gerek dernek - üye ilişkilerindeki aidiyet bilincinin ve gerek se üyelerimiz arasındaki ilişkilerin, geliştirilip güçlendirilmesinin önemine, her vesile ile değinmekteyiz.
Bu anlayışımıza katkıda bulunmak amacıyla, 29 Haziran 2010 akşamı, 19:00 -23:00 saatleri arasında, Boğaz Turu eşliğinde "OMSİAD Buluşma - Kaynaşma
Yemeği" organizasyonunu gerçekleştirdik.
OMSİAD Üyesi firmaların temsilcileri olarak 53 kişinin yanında, İSO Başkanı Sayın C. Tanıl KÜÇÜK, ASO Başkanlığını temsi-len ASO Yönetim Kurulu Üyesi Sayın Şenol ÇAĞLAYAN olmak üzere, 73 değerli davetli ve temsilcinin katılımı ile gerçekleşen yemeğimizde, gecemize katılmak suretiyle bizleri onurlandıran İSO Başkanı Sayın C. Tanıl KÜÇÜK'e, sektörümüze ve derneğimize göstermiş olduğu yakın ilgi ve desteklerinden dolayı OMSİAD Yönetim Kurulu adına bir "Teşekkür" plaketi takdim edildi.
|
|
Ofis Mobilyaları fuarı hakkında |
Değerli Meslektaşlarım,
Yeni bir konsept ve içerikle, sektörel dergimiz OFFİCE MAGAZİNE' nin 5. sayısında tekrar sizlerle buluşmanın sevinç ve mutluluğu içindeyim.
Bilindiği üzere; 02 - 06 Şubat 2010 tarihleri arasında, İstanbul Fuar Merkezinde OFFİCEXPO OFİS MOBİLYALARI FUARI' nı gerçekleştirdik.
Fuarımızın açılışını gerçekleştiren Sanayi ve Ticaret Bakanımız Sayın Nihat ERGÜN tarafından, açılış törenini müteakiben, katılımcı firmaların stantları gezilerek, ziyaret edildi.
Fuarın 3' ncü günü, Adalet Bakanımız Sayın Sadullah ERGİN ve beraberindeki Bakanlık Alım Heyeti ile birlikte fuarımız ziyaret ettiler. Katılımcı firmaların stantla-rını dolaşarak, ürünler hakkında bilgi aldılar.
Değişik bir fuar konsepti oluşturmak amacıyla, konsept danışmanlığını Sayın Adnan SERBEST'in üstlendiği çalışmanın ana teması "Dünyanın Yeni Çalışma Alanları Kültürü" olarak belirlendi. Bu ana tema çatısı altında; yeşil ofisler, sağlıklı ofisler, ofis ve inovasyon, geleceğin ofisleri, ofis ve tasarım konuları, gerek yurtiçi ve gerekse yurtdışından değerli akademisyenlerin katılımıyla, fuar süresince
düzenlenen seminerlerle işlendi. Yine bu kapsamda, İç Mimarlık ve Tasarım bölümü 2-3-4. sınıf öğrencilerinin katılımıyla "Fraktal Geometri ile Tasarım" konulu, 8-12 yaş öğrenci grubunun katılımıyla "Çocuk Gözüyle Geleceğin Tasarımı" konulu WORKSHOP' lar düzenlendi. Fraktal Geometri ile Tasarım konulu çalışmada başarılı bulunan 3 çalışmaya Başarı Belgesi verildi.
Fuara katılan üye firmalarımızla yapmış olduğumuz değerlendirmede; fuarımızın, CNR Fuar Merkezinde ve İMOB ile eş zamanlı olarak düzenlenmesi tüm katılımcı üye firmalarımızca olumlu bulunmuştur. Yurtiçi ve yurtdışı bağlantılar açısından tatminkar geçtiğini ifade eden üyelerimizin oranı % 75'dir. Fuarın, amaç ve beklentileri karşılama oranı ise % 50' nin üzerindedir.
Sizlerden edindiğimiz bu olumlu izlenimlerden cesaret alarak, Yönetim Kurulumuzca, OFFİCEXPO OFİS MOBİLYALARI 2011 FUARI' nı 01 - 05 Şubat 2011 tarihleri arasında, İstanbul Fuar Merkezi' nde, 9. ve 10. no.lu salonlarda, yine İMOB
|
|
Kazakistan Süleyman Demirel Üniversitesi Ofis Mobilya Tefrişatı Detay Ofis Tarafından yapılmıştır |
 Yurtdışında faaliyet gösteren; en büyük Türk eğitim kurumlarından biri olan Kazakistan (Almaata) Süleyman Demirel Üniversitesi'nin, mobilya tefrişatı Detay Ofis ve Büro Mobilyaları tarafından başarı ile tamamlanmıştır.
Söz konusu eğitim kurumunun; ofis ve büro mobilyaları, ofis koltukları, ofis kanepe vede bekleme koltukları, dış ve iç mekan bankları, kütüphane, bilgisayar odası ekipmanları uygulamaları başarı ile tefriş edilmiştir.
|
|
Mehmet'le Zamansız Yağmurlar Programı Ana Sponsoru Detay Ofis ve Büro Mobilyaları |
 Kaliteli ; ucuz ofis mobilyası ve ucuz ofis koltukları üretim ve satışını kendisine ilke edinen Detay Ofis ve Büro Mobilyaları; sanatsal ve kültürel alanda görsel programlar yapan yayın kuruluşlarını, sponsorluk anlamımda desteklerine devam etmektedir.
Ulusal medya kuruluşlarından Kanal 9'da pazartesi akşamları 19:30 - 21:00 saatleri arasında yayınlanmakta olan ve Ordu ilinin kültürel, coğrafi, turizm ve yerel zenginliklerini tanıtan, Ordu il ve ilçe dernek yöneticileri vede Yörenin önde gelen işadamları ile sanatçılarını tanıtıp, Ordu ilinin ve gurbette yaşayan Ordu'luların sorunlarını tartışıp çözüm üretmeyi program formatı olarak belirleryen "Mehmet'le Zamansız Yağmurlar" programı, ana sponsor olarak "Detay Ofis ve Büro Mobilyaları"nı tercih etmiştir.
|
|
Ofis Çalışma Koltuklarında Ucuz, Fonksiyonel ve Ergonomik Tasarımlar |
 Evimizden fazla zaman geçirdiğimiz ofislerimiz de, çalışanlarımız için en önemli faktörlerden birdir çalışma koltukları.
Çalışma koltuklarının; işlevsel, fonksiyonel ve ergonomik olması, çalışanların rahatı ve performansının artırılması açısından önemli bir gerçektir.
Detay Ofis ve Büro Mobilyaları; konu ile alakalı ucuz çalışma koltukları açısından geniş ürün yelpazesini, Masko ve Bahçeşehir Mobilya Çarşısı showroomlarında müşterilerinin beğenisine sunmaktadır.
|
|
Ofislerde ve evlerdeki boyaların insanlara etkisi |
 Kansas Üniversitesi Sanat Bölümü'nce yapılan bir deney sırasında, bilgisayar yardımıyla duvarların rengi değiştirilebilir hale getirilmiş. Fonda beyaz kullanılınca ziyaretçilerin mekândaki hareketleri yavaşlamış. Fon kahverengiye döndüğünde ise, müzeyi gezenlerin daha hızlı hareket ettikleri, daha az zamanda daha çok yeri dolaşmaya başladıkları görül-
Evin, bej renkli girişinden başlayalım anlatmaya. Girişle birlikte ilk dikkati çeken hiç şüphesiz ev sahibi için özel olarak tasarlanan deri kaplı, dikişli ve bronz kilitli vestiyer kapısı. Diğer kapılar, duvarların devamlılığını sağlayan aynı renk lakeyle kaplı. Yönümüzü, dikdörtgen antrenin sağında yer alan mutfağa çeviriyoruz. Burada Mag firması ile
Okumak, tv seyretmek, dinlenmek, sohbet etmek gibi aktiviteler için düzenlenen oval asma kata, mekanı bölmeyen zarif bir merdivenle ulaşılıyor.
müş.
Sonuç: Kahverengi, insanı hızlandırıyor. Fastfood restoranların iç mekânlarında acaba bu yüzden mi kahverengi kullanılıyor dersiniz? Bu bilgiyi edindikten sonra aklımıza takılan soru şu: Ustaoğlu ailesinin veya Mimar Figen Aytek'in de düşüncesi aynı mıydı? Onların ne düşündünü bilemiyoruz; ama şu açık ki, dört kişilik aile için planlanan 270 nf'lik dairenin tüm mekânlarında kahverenginin 'en acı tonu' hakim.
ortak bir çalışma söz konusu. Boy dolapları yükseklik mesafesini ortadan kaldırmak amacıyla derin bir niş içine yerleştirilmiş. Mutfak, sade çizginin devamı olarak açık renk venge panolarla kombine edilmiş. Mutfaktan çıkıp, mimarın özel tasarımı pervazdan geçince salona ulaşıyoruz. Salonun en büyük özelliği, tavanda, çatı eğiminin getirdiği yükseklik farkı kullanılarak oluşturulan, çelik konstrüksiyon sistemli,
|
|
Ofislerin Müşteri Üzerindeki Etki |
 ALÇAK TAVAN, YETERSİZ ALTYAPI KARŞISINDA..
Arpaç ile Emir ilk olarak müşterinin sıralanan hayalleri arasından cımbızla İhtiyaçları çekmiş çıkarmış. Viyolet'ln müşterileri toptan satın alma yapmak üzere randevulu olarak gelmekteymiş. Dolayısıyla ürünlerin her daim göz önünde bulunması gerekmlyormuş. Elde olan brief'in yanına çıplak gözle fark edilen veriler yerleşmiş; mekân yalnızca önden ve arkadan doğal ışığı alabiliyormuş. Tavan yüksekliği çok olmadığı gibi, binanın alt yapısı da yetersizmiş. Hal buyken ofist'çiier aiam fazla malzemeyle -duvarlara ayrı, zemine ve tavana ayrı olmak Üzere-yormak istememiş. Daralanda bütünlük, devamlılık, ferahlık hissini vererek bir illüzyon yaratmak gerekmiş; büyüklük illüzyonu. Bir de kimlik kazandırmaları lazımmış tabii showroom'a; sonradan açılacak yeni Viyolet mağazalarında da takip edilebilir bir anlayış. Üç ay süren tasarım süreci böy-
Prolux'ten lambalar, Mozaik Design'den sandalyeler, Kartell'den sarkıt lambalar, siyah koltuk ve siyah tekerlekli sandalye; Ofist'in mimari diliyle bütünleşiyor.
le başlamış. Derken, mekân dilimlere bölünmüş ve her dilim kendi içinde işlev yüklenmiş. Dükkân; zemin, duvar, tavan olarak değil de dilimler halinde analiz edilmiş. Oturma ya da saklama üniteleri, kapılar; her ayrıntı bu dilimlerde hayat
bulmuş. Birleşen dilimler Viyolet'i, bütünü oluşturmuş.
Söz sırası, üretim süreci sırasında ortaya çıkabilecek engellere geldiğinde bütçeden ziyade iş kalemlerinin birbiriyle yakın ilişkisi üzerinde duruyor Ofist'çiler: "Her santlmetrekaresinde tasarruf yapmıştık zaten, bir iki parça mobilyayla tamamlayabildik. Ancak sıkıntı yaratabilecek konu, demir konstrüksiyon, ahşap kaplama ve epoksi işlerinin birbiri üzerindeki etkisiydi. Hepsi öyle ince, öyle kaliteli işçilik ve malzeme gerektiriyordu ki... Ustalar birlikte uyum içinde çalışabilmeliydi ve doğrusu, şahanelerdi!" Katılmamak elde değil, bu pastanın tadı tuzu öylesine yerindeydi ki dahasım bekler olduk. Sahi, bir dilim daha var mı?
|
|
Ofis Mekanı ve Performans Etkileşimi |
 CEYHUN YILMAZ, SHOWMAN
"Hababam Sınıfı Askerde" filminin yanı sıra, hafta içi her gece Cine5'te yayımlanan talk show programıyla dikkati çeken showman Ceyhun Yılmaz; radyo, televizyon ve sinema gibi farklı alanlarda üretmenin yaratıcılığı pozitif yönde etkilediği kanısında. Profesyonelliğin, performans
sergilerken mekânın ışık, ses ve dekorasyon özelliklerinden bağımsız olabilmeyi gerektirdiğini belirten Yılmaz, buna rağmen talkshow programının mekân tasarımında bizzat söz sahibi olmuş. Radyo programını gerçekleştirdiği stüdyoyu ise ufak tefek kişisel eşyalarla 'kendine ait' bir mekân haline getirmiş. Konuk oyuncu olarak katıldığı "Hayat Bilgisi" dizisinin setinde görüntülediğimiz Ceyhun Yılmaz, Televizyon ve sinemada set ve ışık tasarımcılarının işine karışmanın elbette mümkün olmadığını, bir oyuncu olarak bunları takip etmenin de gereksiz olduğunu savunuyor: "Film, dizi gibi görsellik gerektiren işler, takım çalışmasıyla gerçekleştiriliyor. Bu sistemde herkesin kendi işini en iyi şekilde bildiği farzedildiğinden oyuncunun 'Bu set kötü tasarlanmış, ışık yüzüme kötü yansıyor, ben burada işimi yapamıyorum', demesi elbette mümkün değil. Mekânın performans üzerindeki etkisini ancak oyun bittikten sonra kendimizi seyretme imkânımız olduğunda görebiliyoruz. Performans konsantrasyonu içinde bunu farketmek mümkün olmuyor. Oynadığım film ve dizilerde bu unsurlara karışama-sam da, her şeyini tasarladığım talk show programının tüm ekibini de ben kurduğum için rejiden set tasarımına, hatta konuk koltuğunun rengine kadar karışabiliyorum."
|
|
İstanbula 360 derece bakış |
 Mısır apartmanının çatısından, "360" derece İstanbul manzarası. Bir yanda şömine ateşi, öte yanda yedi tepeli şehir var. Bir teras ki, dört mevsim yaşıyor kenti. Arkanıza yaslanın ve eşine az rastlanır panoramik manzarayı seyre dalın...
iki yıl öncesine dayanan bir hikâye 360. Sadece bu şehrin insanı değil, damak ve göz zevki olup, yolu istanbul'a düşen kim varsa; gelsin, görsün istemiş mekânın sahipleri ile mimarları. Topkapı Sa-rayı'na, Ayasofya'ya, Kız Kulesi'ne, yani istanbul'un seyrine dalsın.
Korkuluklarına dayanıp hemen önündeki St.An-tuan Kilisesi'ne, ötelerdeki Ayasofya'ya bir de bu
açıdan, bu şeffaf kutudan baksın. Terasında 360 derecelik tur atsın, bir şehrin gece ve gündüz sırlarına biraz daha yaklaşsın...
Sayısının çokluğunu bilmekle birlikte, büyüsüne pek azımızın tanık olduğu istanbul çatılarının belki de en güzeli 360. istiklal Cadde-si'nin en yüksek yapılarından birinde, tarihi Mısır Apartmam'nın üst katında, daha önce mekân sahibinin ofisi yer alıyormuş. Bakımsız durumdaki işyeri hemen hemen aynı cephelerden bakıyormuş şehre. Emir Uras ve Durmuş Dilekçi, mevcut camları biraz daha şeffaflaştırmakla yetinmiş aslında. Yaz-kış hizmet veren bu restoran/bar da zaten, mekân verileri ve manzara avantajını kullanma fikrinden doğmuş. "Genelde restoranlar, yazlık mekânları açık olduğu için kış aylarında taşınmak zorunda kalır",
|
|
Deri Koltuk Tasarımı |
 1960'lı yıllardan beri özellikle gençler tarafından İlgi gören deri giysiler, o dönemde asi ruhun ve hızlı yaşamın simgesiydi. Uzun yıllar ağırlıklı olarak giysilerde yer bulan deri, '90'ların başında yan sanayi ürünleriyle birlikte dekorasyon sektöründe de varlığını hissettirmeye başladı. Bugün ise derinin kullanıldığı mobilya ve aksesuarlar pek çoğumuzun evinde yer edinmiş durumda, insan tenine en yakın ve doğal bir malzeme olması deriyi tasarımcılar, firmalar ve kullanıcılar için cazip kılıyor. Kolay şekil alması, kullanışlılığı, koruyuculuğu, renksiz ve kokusuz olması İse derinin tercih edilmesindeki diğer etkenler.
Günümüzde farklı kullanım alanları keşfedilen deri, yeni kılıklara bürünüyor; birbirinden çok farklı, hatta zıt tarzlara hitap ediyor. Klasik
çizginin sınırlarından kurtulan deri, tasarımın yenilikçi bakış açısı sayesinde yepyeni bir kimlik,
yÜZ kazandl. Kısacası deri, pahalı, soğuk, ağır gibi tanımlamalardan uzaklaşarak, yaşamlarımıza karıştı. Ürünlerinde farklı malzeme kombinasyonlarına yer veren firmalarla, yeni ve özgün olanın peşinde koşan tasarımcılar sayesinde, deri mobilyalar artık oturma odaları için tasarlanmış kanepe ve koltuklarla sınırlı değil. Kimi zaman salonda, modern aksesuarlar, antika parçalar, natürel dokulu kumaşlarla birlikte sofistike bir görünüm yaratıyor; bazen de yatak odasında, renkli deri mobilyalar tek renk aksesuarlarla birlikte çarpıcı mekânlar çıkarıyor ortaya. Ahşap, metal, kumaş gibi malzemeyle kombine edilen deri, yatak, puf, bank, sehpa, şezlong, | büfe, paravan dışında şaraplık, tepsi, yastık, çerçeve ve aydınlatmada yerini çoktan aldı. Dayanıklılığı ve mekâna kattığı sıcak görünüm sayesinde ev ve ofislerde tercih edilen deri ürünler, farklı stillerin de İfade edilmesine imkân tanıyor. Bej, kahve, kırmızı, pembe, ekru renkleriyle bulunduğu yere asalet katan modern deri mobilyalar her yerde bize eşlik ediyor
|
|
Ofis Koltuklarında Artık Deri Modası |
 Eskiden yalnızca soyluların kullandığı deri, bugün dekorasyonun ana malzemelerinden biri olarak evlerimizde başköşeye yerleşti. Eldivenden yatağa pek çok kullanım alanı bulan deri,
artık 'lüks, ağır, resmi' gibi sıfatların dışına çıkarak, firmaların koleksiyonlarına ve hayatımıza karıştı.
|
|
Ünlü Tasarımların Sahipleri Nerede |
 Dergi ve kitaplardan, tasarım sohbetlerinden kulağımıza çalınan ünlü ya da ünsüz yabancı tasarımlar Türkiye'de nerede satılıyor? İşte sorunun cevabı...
Hangi tasarımcı nerede?
Uluslararası arenada tasarımın duayenleri olarak kabul görenler, öncü sayılanlar, en yeniler, az tanınanlar, en çılgınlar ya da mütevazı olanlar... Philippe Starck, Alessandro Mendini, Le Corbusier, Tom Dixon, Campana kardeşler, Marc Newson, Karim Rashid, Alberto Me-da, Norman Foster, Antonio Citterio, Fabien Sandrine, Marco Zanuso, Piero Lissoni... Kendilerini görüp, tanımasak bile tasarımlarıyla karşılaştığımız anda, "işte bu!" dediğimiz isimler... Çoğu zaman ürünleriyle yaşamlarımızın birer parçası haline gelen, evlerimizde baş köşeye oturttuğumuz yabancı tasarımcıların ürünleri, pek çok firma aracılığıyla Türkiye'ye geliyor ve tasarımseverlerle buluşuyor
|
|
Özel Tasarlanan Ofis Ürünleri |
 1994'te bir galeri olarak kurulan, New York'un ünlü tasarım mağazalarından Moss, artık sadece tasarım ürünleri satmakla kalmıyor, ünlü tasarımcılarla haute-couture projelere de imza atıyor. Humberto ve Fernando Campana, Helio Jongerius ve son olarak da Maarten Baas gibi tasarımcılarla maliyeti yüksek, özel üretilmiş projeler üzerinde çalışıyor. 2004 yılının en önemli ve ses getiren projelerinden biri, Hollandalı genç tasarımcı Maarten Baas'ın tasarım klasiklerini yakarak 'özel'leştirdiği "Where There's Smoke" koleksiyonu. Campa-
na'ların "Favela" sandalyesi, Noguchi'nin sehpası, Sottsass'ın kütüphanesi, Rietveld'in "Red Blue" ve "ZİgZag" sandalyeleri, Maarten Baas'ın'yaktığı' tasarımlardan sadece birkaçı. Kimi 25, kimi de sadece birer adet üretilen ürünlerin fiyatları 22 bin 500 dolara kadar çıkmış Moss'un. Brezilyalı tasarımcı kardeşler Humberto ve Fernando Campana'nın, doldurulmuş oyuncaklardan ürettikleri koltuklar da haute-couture örnekler içeriyor, ilk etapta 25 adet üretilen "Banguette" koltuklar, sadece özel sipariş verilerek satın alınabiliyor; fiyatları da 14 bin doların üzerinde.
Campana'lar, Castiglioni, Marc Newson derken, ister tasarım klasiklerini yeniliyor ya da 'yakıyor' olsunlar, isterse yepyeni bir koleksiyon yaratsınlar, endüstriyel tasarımcılar de haute-couture'ü sevdi gibi görünüyor. Haute-couture, belki de yaratımlarının seri üretilmesini düşleyen taze tasarımcılara umut verecek bir tarz. 'Sınırlı' olmak hiç bu kadar güzel olmamıştı!
|
|
Ofis Mobilyalarında büro Koltuk tasarımı |
 Gün geçtikçe tasarım ve ünlü tasarımcılar da 'ulaşılabilirler' kategorisine giriyorlar. 14 $'a Phillipe Starck, 15 Euro'ya Marc Newson, 53 YTL'ye Karim Rashid'i hayatınıza sokabiliyorsunuz. Dünya 'demokratik tasarım' yönüne doğru hızla gidedursun, 'sadece bende var' hissi veren objelere ilgi de bitmiyor. Sınırlı sayıda üretilmiş objelerin cazibesi, en mütevazımızı ve azla yetinenimizi bile ele geçiriyor. Peki, nedir haute-couture dediğimiz? 'Haute', Fransızca'da yüksek ve élégant, 'couture' ise tam olarak dikiş anlamına gelse de; bugünlerde bu kavram 'özel yapım tasarım' olarak kullanılıyor.
Tasarımda haute-couture, aslında tarih boyunca var olan bir kavram. Endüstriyel tasarımın doğuşu, ulaşılabilir ve seri üretilmiş ürünlerden geçiyor. Asıl amaç, herkesin ulaşabileceği tasarımlar yapmak olsa da, pek çok tasarımcı el yapımının çekiciliğine kendini kaptırıyor.
Yani, kimi zaman zor üretim koşulları, kimi zaman da tek bir parça yapma isteğiyle tasarımda da 'haute-couture' oluyor. Aynı şekilde tüketiciler de sınırlı sayıda üretilmiş ürünlere, kişiselleştirilmiş veya 'kendine özel' tasarımlara daha çok ilgi duyar oldular.
Endüstriyel tasarımda haute-couture'ün en çok tanınmış İsmi, israilli tasarımcı Ron Arad. 1980'lerde Londra'da kurduğu One Off stüdyosunda yarattığı pek çok obje, haute-couture ruhuna uygun. El yapımı mobilyalarından genellikle en fazla 20 adet üreten Arad'ın tasarımlarının en ünlüsü paslanmaz çelik malzemeyle yaratılmış "Big Easy" koltuk.
Kimi tasarımcılar haute-couture sınıfına, daha önce seri üretim için tasarladıkları ürünlerin 'limited édition' versiyonları ile giriyorlar. Tasarım tarihinin en işlevsiz ve en güzel ürünlerinden biri olarak ün kazanan "Juicy Salif" bunlardan biri. Philippe Starck tarafından Alessi için tasarlanan meyve sıkacağının 10. yılında, 1000 adet üretilmiş ve numaralanmış altın versiyonu piyasaya sürüldü. Üzerindeki 'kullanılmaz' etiketi de haute-couture'e uyan özelliklerinden biri. 'Yaşlanıp' haute-couture olma zamanı gelmiş ürünlerden biri de Achille ve Pier Giacomo Castiglioni'nin Flos için 1962'de tasarladığı beyaz mermer ayaklı "Arco" aydınlatma. Bu tasarım klasiğinin 40. yılı, yine sınırlı sayıda üretilen, siyah mermerli bir versiyonuyla kutlandı.
SOTTSASS'TAN BOUROULLEC'LERE...
Ürünlerin haute-couture uyarlamalarının üretilmesi için yıllanmış olmasına gerek olmadığını Bourgie aydınlatmalardan anlıyoruz. Fe-ruccio Laviani'nin 2004'te Karteli için tasarladığı Barok havalı lamba, 2005 yılında, krom kaplama plastik versiyonu ile yine kült bir ürün olma yolunda.
Tasarım dünyasının peşinden koştuğu Fransız kardeşler Erwan ve Ronan Bouroullec kardeşlerin "Assemblage"ı, Paris'teki Galerie Kreo için tasarlanmış ve her birinden sadece 8 adet üretilmiş bir mobilya koleksiyonu. Bouroullec kardeşlerin hafif ve yalın çizgilerini taşıyan koleksiyonun her bir parçası imzalanmış. Lake yüzeyler, alüminyum, paslanmaz çelik ve bakır iskeletler, Corian ve doğal yosun parçalarından üretilen koleksiyonda, çok fonksiyonlu masalar, sehpalar ve aydınlatmalar bulunuyor.
|
|
Yaşamanın Bedeli |
 Yaşamanın bedeli
Gerçekten çok mahcubum; hatta utanıyorum! Hislerim sadece, tarihin en pahalıya patlayan felaketinden, yani Hint Okyanusu ile Andaman Denizi kıyılarında yaşananlardan kaynaklanmıyor. Dehşetimin sebebi, basında çıkan fotoğraflar! Bu gezegende 'sahip olunanlar' ile 'olunama-yanlar'ın birbirinden tamamen ayrı iki insan tipi yarattığı, malum fotoğraflar sayesinde tamamen netlik kazanmış oldu.
New York Times'ın 30 Aralık 2004 tarihli sanal gazetesinde, "Mimarlar, tsunami sonrası yardım sunuyor", başlıklı bir haber vardı ve buna, Manhattan'ın en iyi yerleşim yerlerinden 50. Cadde'de, Park Avenue'de 20 milyon Euro'luk bir apartman dairesinin ilanı eşlik ediyordu. Daireyi alan kişi her ay 6.000 Euro aidat ödüyor, 6300 Euro da yıllık vergiye gidiyor. (Bu aidat Türkiye'de kişi başına düşen milli gelirden 27 kat daha fazla; dairenin fiyatı ise Türk insanının -2003 verilerine göre- ortalama gelirinin 750 katı büyüklüğünde!)
Parası olan insanların dairelerine tıktıkları süslü-püslü eşyalarla ilgili zaman zaman yazılar yazdığım için utandığımı söylüyorum. Ben sadece Campana'ların 5.000 Euro'luk sandalyesinden bahsetmiyorum; Francesco Binfare'nin 750 Swarovski kristaliyle kaplanmış 72.000 Euro'luk "Flap" kanepesi gibi edepsiz nesnelerden de söz ediyorum. Cam-
önerdi! Vurguluyorum: Irak'ta her gün için 130 milyon Euro! Birleşik Devletler Vermont senatörü Parick Leahy, cimri Bush'a, "Irak'ta sadece her gün kahvaltıdan önce 26 milyon Euro harcıyoruz", diye karşılık verdi. Baskı altında kalan Birleşik Devletler Başkanı bağışı 260 milyona çevirdi ki, bu da Irak'ta sadece 2 gün demekti. Sonra da tuttu, babasını ve Bili Clinton'ı -tuhaf ortaklar- harabeleri ziyarete ve olup bitenlere bakmaya gönderdi. Etrafa ne için bakacaklardı ki?
Diğer yandan, depremden bir hafta sonra Britanya'daki BBC dünya servisi radyosu pek çok ülkedeki dinleyicilerinden, Amerikalıların her zaman çok cömert olduğuna ve zengin petrol üreticileri iran ile Suudi Arabistan'ın Asyalı kurbanlara hiç bir yardım göndermediğine dair çok sayıda yazılı mesaj aldı. Times'taki makaleye dönelim: Yazı, California Santa R0" sa'da mimarlık yapan ve "Architects Without Borders" (Sınırsız Mimarlar) kitabının Kuzey Amerika bölümünün direktörü Craig D.Williams'la ilgili bilgiyle başlıyordu. Organizasyon, web sitesi sayesinde bir araya gelen, tsunami yüzünden evsiz kalanlara yardım etmek için gönüllü olmuş kimseleri topluyordu. Williams'a sadece 50 meslektaşı cevap vermişti.
"Çocuğunu, tüm ailesini ve/veya evini kaybedenlerin gözlerinden akan yaşları görünce sanki içimde birşeyler geri dönülmez biçimde değişti. "
pana sandalyesi telden yapılıyor ve rahatlıktan tamamen uzak; dahası, her parça el yapımı olduğu için birbirinden farklı, italyan Edra firması hem sandalyeyi hem de kanepeyi üretiyor. (Bu arada Brezilya'da yaşayan Campana kardeşlerin sandalyesinin fiyatı, Brezilyalı birinin yıllık gelirinin iki katı ki; bu da Türkiye'dekiyle aynı durum!)
Evet, 150 Euro'luk sandalyeler ve 1.000$'lık aydınlatma elemanlarıyla ilgili de yazıyorum. Halbuki, bu gezegende umutsuz koşullarda yaşamaya çalışanların -doğrusu milyonlarca kişi kıtlıktan ölüyor- ve Asya'daki felakette parçalara ayrılanların gelirlerini düşününce, bir aydınlatma elemanına harcanan parayla Sri Lanka'da her şeyini kaybetmiş bir aile için geçici ev yapılabileceğini görecebllirsiniz. işte kanıtlarımdan bazıları: Avrupa'dan ya da başka yerlerden yardım gönderenler de olmasına karşın, benim örneklerim Birleşik Devletler'den... Amerikalılar bireyler bazında çok cömerttirler, ama Bush nedense alabildiğine cimri! Başlangıçta Irak'taki savaş için her gün 130 milyon Euro harcarken, Güneydoğu Asya'daki kurtama çalışmaları için 26 milyon Euro yardım gördermeyi
Willlams'in üyeleri ve organizasyonu, daha önce doğal felaketlerin, savaşların veya diğer korkunç olaylar sayesinde evsiz kalanları düşünen grupların yalnızca bir parçası. Wisconsin, Oskosh'taki "Shelter For Life/Yaşam için Barınak" organizasyonu da Sri Lanka'da tsunami yüzünden yuvalarından olan ailelere yardım amacıyla 1000 ev yapmayı planlıyor. Her ünite yaklaşık 1100 Euro'ya mal oluyor. Ne var ki, felaket yerinde yapılan ilk değerlendirmelerde 200,000 ev harap olmuştu ve yaşayacak yeri olmayan insan sayısı milyonun üzerindeydi. Bu hareket gerçekten övülmeye layık ve çok değerli. Fakat ancak birinin Boğaz'a çişini yapıp, su seviyesinin yükselmesini ya da bir balığın ölmesini beklemesi kadar etkili, öyle değil mi?
Yardım sağlamak için bir araya gelen bir başka grup ise Connecti cut'taki "Global Village Shelters/Global Köy Barınakları". Her ne kadaı karton benzeri bir malzemeyle yapılsalar da, önerdikleri 275 Euro'y; mal olan prefabrike üniteler su geçirmiyor, yanmıyor ve biyolojik ola rak parçalanabiliyor.
|
|
Yarışmayı Kazanan Mimar |
 LONDRA MİMARLIK MERKEZI'NI ZAHA HADİD KAZANDI
The Architecture Foundation'ın yeni binasının tasarımı için açılan yarışma Zaha Hadid'in zaferiyle sonuçlandı. Aralarında Foreign Office Architects, MVRDV ve Bernard Tschumi'nin de bulunduğu, 20 ülkeden 200 katılımcı arasından seçilen Hadid'in projesi, sınırsızlık duygusu yaratan esnek iç mekânları ve heykelsî bir strüktüre sahip dış görünümüyle dikkat çekiyor. Kapıdan girişte ziyaretçileri karşılayan geniş sergi alanı, şeffaf cephe uygulamasıyla dışarıya da yansıtılıyor. Strüktürde kullanılan betonarme şerit, aynı zamanda iç mekânda ziyaretçileri farklı fonksiyonlardaki bölümlere yönlendiriyor. Hadid'in projesinin inşaatı 2006 sonbaharında tamamlanacaktı. Yapının içinde oluşturalacak ofis ve büro mobilyaları ayrı bir firmaya verilerek değerlendirmeye alınacak, ofis mobilyaları tasarımını yapan ve 3d görüntü teknolojisinle sunum yapan detayofis mimarları gibi sunum yapma şartı aranıyor
|
|
Mİmarlık Gündeminden Büro Haberleri |
 DAM, HASSAN FATHY'I ANIYOR
DAM (Deutsches Architectur Museum), 16 Şubat-13 Mart tarihlerinde organize ettiği retrospektif bir sergiyle Mısırlı mimar Hassan Fathy'yi (1900-1989) anıyor. Yaratıcı ve spekülatif projeleriyle tanınan Fathy, geleneksel islâm mimarisine romantik göndermeler yapıyor, kerpiç malzeme ile kubbe ve tonoz gibi mimari öğeler kullanıyordu. Fathy'nin çoğunlukla villalar, toplu konutlar ve sosyal mekânlardan oluşan portföyünde kentsel dokusu ve yapılarını bizzat yarattığı köyler de bulunuyor.
LIBESKIND'DEN ROM'A EK YAPI
Toronto'daki Royal Ontario Museum, Kanadalı mimar Daniel Libeskind' in tasarımı ek yapı "The Crystal"la yenileniyor. Proje, doğa tarihi ve kültür müzesinin iç avlusunu şeffaf bir strüktürle örterek, bir müze mağazası ve restoran eklemeyi; mevcut galerileri revize etmeyi öngörüyor. "The Crystal"ın dramatik girişi müzeye etkileyici bir görünüm kazandırırken, ekleme bölüm 'yeni' olduğunu vurgulayan tasarımıyla tarihi yapıya saygıda kusur etmiyor.
|
|
Kurban Bayramınız Mübarek Olsun... |
 Bayramlar; insanlar arasındaki, karşılıklı sevgi ve saygının perçinlendiği günlerdir.
Bayramlar, insanların birbirleriyle olan dargınlıklarını unuttukları, barıştıkları, kardeşçe kucaklaştıkları günlerdeir.
Bayramlar; Milli ve Dini inançların, örf ve adetlerin uygulanıp sergilendiği, bir toplumda Millet olma şuurunun şekilleniği, kuvvetlendiği günlerdir.
Hep Bir Arada; Sevgi Dolu ve Huzurlu Nice Bayramlar Geçirmek Dileğiyle...
"Kurban Bayramınız Mübarek Olsun"
|
|
Ofis Misafir ve Bekleme Koltuklarında Şık ve Ergonomik Tasarımlar |
 Ofis ve Büro Ortamında, Bekleme ve Misafir Koltuklarının Önemi Tartışma Götürmeyecek Derecede Mühimdir.
Detay Ofis ve Büro Mobilyaları; Ürün Yelpazesi İçinde Yer Alan, Bir Çok Ofis Koltuk ve Kanepesinin Yanına, Yeni ve Görselliği vede Ergonomisi En Üst Seviyeye Ulaşan Oturma Gurupları İlave Etmiştir.
Ürünlerimizi; Gerek Showroomlarımızda, Gerekse Web Sitemizde ( www.detayofis.com ) Görebilirsiniz...
|
|
Tasarımda en Çok Çalışan Kim |
 Tasarım dünyasının
en sıkı çalışanı kim?
Bu sorunun cevabı çok açık: Aylık tasarım dergilerinin editörleri. Belki, diğer dergi editörleri de onlar kadar çalışıyorlardı; ancak, yine de bundan kuşkuluyum. Bir editör olarak 'her şey hakkındaki her şeyi' bilmeniz beklenir. Bazı insanlar benim her şeyi bildiğimi düşünüyor; fakat, yanılıyorlar. Ben tempoya ucu ucuna ayak uydurabiliyorum! Eskiden bunu istediğim zamanlar oldu tabii; şimdilerde ise her şeyin bu kadar farkında olmak isteyip istemediğimden çok da emin değilim. Sonuçta eskiden bilinecek çok daha az şey vardı.
AD'nin 150. sayısı hakkında düşündüğümde kendimi çok yorgun hissediyorum. Aslında böyle olmaması gerekir; çünkü dergiye sadece bu senenin Ocak ayından beri yazıyorum ve tek görevim her sayıya tek bir makaleyle katkıda bulunmak. Yazılarımı her ayın 10'una kadar yetiştirmem gerekiyor ve genellikle bir konu bulmakta zorlanıyorum.
Daha önce hiçbir derginin ekibinde bulunmadıysam da AD gibi bir dergide neler olup bittiği hakkında bir fikrim var. Yıllar boyunca dergilerde editörlük yapan ya da yapmış bir çok arkadaşım oldu. Bir dergi yayınlamanın en kötü yanı 'kapanış' kısmıdır. Bu, bütün makalelerin yazılmış olduğu, fotoğrafların yerleştirildiği, bilgilerin kontrol edildiği, kısacası her şeyin görünürde tamamlandığı zamanlardır. 'Kapanış' zamanlarında dergi editörü arkadaşlarımla kesinlikle iletişime geçmem; çünkü, hepsi geç saatlere kadar yarı delirmiş bir halde çalışıyor olurlar.
Muhtemelen en zor iş, her şeyi bilmeye çalışmak ve kısa bir zaman içinde bildiklerinizi kağıt üzerine, güzel resimlerle destekleyerek, koyabilmektir. Dergileri ve diğer yazılı neşriyatı çıkarmanın fazla çaba gerektirmediğini düşünebilirsiniz. Bütün yazılı materyalin ve resimlerin, baskı makinesinin bir tarafından verildiğini ve diğer taraftan hazır olarak çıktığını da düşünebilirsiniz. Eğer böyle düşünüyorsanız; şunun bunun hakkında sadece bir iki kelime yazdığımı, bunların da hızlı ve mucizevi bir şekilde kitap haline dönüştüğünü düşünen rahmetli annemle aynı fikirleri paylaşıyorsunuz demektir! Kitap çıkarmak mucizevi bir süreç değildir ve hızlı bir şekilde gerçekleşmez. Dergiler ise farklı olarak hızla hazırlanırlar; ancak, mucizevi bir şekilde değil!
Aslında, bir dergi yayınlamakta, 'her şey hakkında her şeyi bilmek'ten daha fazlası vardır. Çünkü, onun ötesinde, okurlarınızın ne istediğini ve onları neyin ilgilendirebileceğini bilmeniz de gerekir. AD'nin 150. sayısını kutlamasına bakılırsa, editörlerinin ve yazarlarının okurlarına iyi hizmet ettiği aşikar. Aksi taktirde şu an bu yazıyı okuyor olmazdınız; AD çoktan dibi boylamış olurdu!
Huzursuz, tatmin edilmesi zor, bir dergi okumak yerine kolayca televizyonu açabilecek potansiyeldeki okurların, kararsız zevklerine ve kaprislerine hitap etmek oldukça zordur. Ancak şu zamana kadar, tele-
vizyon, tasarım hakkında hemen erişilebilir bilgiler vermekten uzak oldu. Oysa, herhangi bir yerde, herhangi bir anda, bir derginin herhangi bir sayfasını açabilir ve neyi görmek ya da okumak istediğinizi kolayca seçebilir, istemediğiniz konulara hiç bakmayabilirsiniz.
Yakın zamanda A.B.D.'deki Northwestern Ünivesitesi'nde
'insanları dergi okumaya iten nedenleri' araştıran bir anket düzenlenmiş. Anketin, kendi seçtikleri dergileri okuyan insanlarla ilgili ortaya koyduğu sonuçlar oldukça ilginç:
"Sakin geçirdiğim bir zaman", "yaptığım diğer şeyler -daha az keyif veren gereklilikler- için kendime verdiğim ödül", "okuduktan sonra daha az gergin hissediyorum", "dergi okumak bir tür lüks", "dergiler kafamı etrafta olanlardan uzaklaştırıyor", "bu dergiyi okuduğum zaman, onu okuma zevkiyle kendimi kaybediyorum.", "dergi okuyarak kendime zaman ayırıyorum", "dergi okumak bir kaçış"...
Bu anket bana göre Amerikalı'ların çok gergin bir hayat sürdüğünü gösteriyor. Sonuçlara bakılırsa, anketin uygulandığı kişiler "Time" ya da "The Economist" gibi dergilerden bahsetmiyorlar ve bu kişilerin çoğunluğu büyük ihtimalle erkek değil, birçok işi zamanında yetiştirmek için baskı altında kalan kadınlar. Düşük sınıflara mensup insanlardan ise daha ciddi yorumlar gelmiş:
"Yeni ürünler hakkında daha fazla şey öğrenmek için bir yol", "dergilerin içine bir çok bilgi koyuyorlar", "derginin kendisi çok hoş", "birçok şeyi ilk kez dergilerde görüyorsunuz"... Düşük sınıftaki insanların üst sı-nıftakilere göre daha az zeki olduklarını düşünmüyorum. Aslında, belki de onlara göre daha açık, öğrenmeye daha istekli, daha az kuşkucu ve daha olumlular.
Eğer bir dergi fazla yumuşak başlı, saf ve çocuksu ise, okuyucularına yukardan bakıyorsa, -televizyonda sıkça gördüğümüz gibi- yayın hayatı oldukça kısa olacaktır. AD'nin yaşına bakılırsa, editörlerinin doğru şeyleri yapıyor oldukları su götürmez bir gerçek. Buna rağmen, AD için yazdığım makalelerin, insanlara ürünler hakkında bilgi verdiğinden ya da onları daha az gergin hissettirdiğinden şüpheliyim. Benim yazılarımı okuduktan sonra derginin diğer sayfalarını çevirmelisiniz; bu size kendinizi daha iyi hissettirecektir! Ancak yazı yazarken belirli bir hedefte kalmaya ve tasarımın başkalarının yazmayacağı veya başka tasarım dergilerinin yazılmasına izin vermeyeceği yönlerini göstermeye çalışıyorum. Tıpkı, geçen ay yazdığım, "Hangi aklı başında insan altmış yıllık bir masaya 5 milyon YTL öder?" konulu makale gibi...
(Hedefte kalmak ile ilgili olarak: Eğer genç erkekler tarafından okunan bir dergide yazıyor olsaydım, hızlı arabalar, garaj grupları, futbol ve büyük memeli kızlarla ilgili yazılar yazardım!)
|
|
Mimarların Ofis Tasarımlarında Fazlalıklardan arınmak Başlangıç noktaları |
 Konut ve yerleşmeyi 20 senelik akademik hayatının odak noktası olarak benimseyen
Prof.Dr. İhsan Bilgin, uygulamalarında 'suni olandan' uzak duruyor.
Yazı: Yasemin Şener
Hayatımıza biçim veren, yaşamımızın belirli bir dönemine tanıklık eden, anlam yüklediğimiz ya da çoğu zaman başımızı kaldırıp dikkatlice bakmadan her gün önünden geçtiğimiz yapıların yaratıcıları olan mimarlar, mimarlığı sadece üretmekle kalmayıp üzerinde düşünüyor, sorguluyor, araştırıyor ve kuram geliştiriyorlar. Mimar Oİmanin
üretimden ayrı düşünülemeyecek bu en temel sorumluluklarını yaklaşık 21 yıldır akademisyen duruşuyla omuzlayan isimlerden biri de Prof. Dr. İhsan
Bilgin. İTÜ'deki 5 yıllık lisans eğitiminin ardından, yüksek lisansla birlikte kendi deyimiyle "konut mimarisi meselesine kafayı takan" mimar, İTÜ'deki doktora ve YTÜ'de verdiği doçentlik tezlerini de bu alanda hazırlamış. Mimari üretimini '80'li yıllardan bu yana kendi ofisinde sürdüren Bilgin, YTÜ'de modern dönem konut, yerleşme ve imar tarihleri ile 20. yüzyıl mimarlığı üzerine akademik çalışmalarına da devam ediyor.
ihsan Bilgin'in akademik kariyerinde konuta olan yönelimi mimari projelerine de yansımış. Ancak yaşadığı deneyimler ona Türkiye'de konut yapılarının üretiminde mimarinin bir lüks olarak algılandığını göstermiş. Uygulanmış projelerine bakıldığında, çizgisinde erken modernizmin ve 1920'lerin Orta Avrupa mimarisinin etkileri gözlemlenebiliyor. Mimari repertuarı 'dil' olarak yorumlayan ve o dilde bir sözcüğün doğru yerde kullanılmasının öteki sözcüklerle olan ilişkisine bağlı olduğunu vurgulayan Bilgin, bir mimari öğeyi tam yerinde kullandığını hissetmenin en çok önemsediği kriterlerinden biri olduğunu belirtiyor: "Birçok mekan kurgumda var olan, bir şeyi tam yerinde kullanmak ve fazlasını koymamak kaygısı, mesela Mies van der Rohe'yi ya da Adolf Loos'u defalarca okumamdan; projelerini, yapılarını defalarca farklı gözlerle incelemiş olmamdan kaynaklanabilir. Oldukça karmaşık bir esinlenme örüntüm var. Kayıtsız şartsız angaje olunan bir modernizm, mesela klasisizm ka-
dar yabancı bana. Öyle angajmanlara hiç girmedim. Ama bir şeyin içinde saklı olan değeri bulup -ki o değer Rönesans villasında olduğu kadar, Boğaz yalısında ya da Le Corbusier evinde de olabilir-, ondan ilham almak ve onu yerli yerine koyabilmek benim için çok önemlidir."
ihsan Bilgin'in projelerindeki repertuvar zenginliği belki de beslenme kaynakları olarak kendisine mimariyle birlikte farklı disiplinleri de seçmiş olmasından kaynaklanıyor: "Öğrenciliğimi de katarak, otuz yıllık mimarlık hayatım boyunca farklı alanlarda disiplinli okumalarım oldu. Felsefe, düşünce tarihi, maddî tarih, dilbilim, sosyoloji bunlardan bazıları. Eğer 'dünya görüşüm' diyebileceğim bir şey varsa, bu alanlarla epeyce haşır neşir olarak kuruldu. Bu çapraz okumaların izlerini üzerimde taşıyorum. Tüm bu birikimlerin süzgecinden geçtikten sonra geride kalan tortu 'fazladan bir şey yapmamak' olarak adlandırılabilir. 'Fazla' sözcüğünü geniş anlamda kullanıyorum. Yalnız fonksiyonu olmayan, kullanışlı olmayan şeylerden arınmak anlamında değil. Minimalizm anlamında da değil. Sadece görüntünün azlığından söz etmiyorum."
ihsan Bilgin'in tasarıma yaklaşımında 'fazladan bir şey yapmamak' felsefesinin bir diğer ifadesi de 'suni bir şey yapmamak': "Yaptığım işin suni olmamasıyla sadece kendi zihnimde yapay durmamasını kastetmiyorum. Benim dışıma çıkmış haliyle de yapay durmamasından, oraya konmuş diğer öğelerle biraraya geldiğinde o biraradalığın kendini inandırıcı kılmasından ve ben olmadan da varlığını o haliyle devam ettirebilmesinden sözediyorum. Bu 'tam yerinde olmak', 'suni olmamak' kavramları aslında nesnel adlandırmalar değil. Öznel bir noktadan çıkıyorsunuz, bütün projenin senaryosunu siz kuruyorsunuz, ama bunu dışlaştırmak önemli. Ben senaryoyu öyle kuvvetli kurmalıyım ki, sonunda ortaya çıkan şey artık kendi başına ayakta durabilmeli; 'fazla' veya 'suni' olmayışını kendi duruşuyla taşıyabilmeli. Başkalarına da geçirebilmen.
|
|
Söz büro mobilya üretimin önünde |
 Yazı: Yasemin Şener
Mimarlık onun için bir seçimdi. Ama herhangi bir dış etkiyle empo¬ze edilmiş, öğretilmiş ya da nedenleri ve sonuçları sorgulanarak ya¬pılmış bir seçim gibi değil. Hayatın kendisi gibi, nefes almak gibi, ye¬mek yemek gibi, doğmak ve ölmek gibi doğal ve kendiliğinden. "Mi¬mar olmayı uzun uzadıya konuşup tartışmadım; doğal akışı içinde Öyle oldu", diyen Nevzat Sayın Ege Üni¬versitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Mimarlık Bölümü'nde öğrenciyken kendini yapı üretirken değil, akademisyen bir mimar olarak düşlemiş. Bu hedefle ingiltere'de çeşitli üniversitelerde yüksek lisans olanakla¬rını araştırmış. 4,5 ayın sonunda kendi deyimiyle "fazla Türkiyeli bir adam" olduğuna karar verip geri dönmüş. Bina üreterek mimarlık yapma kararını aldıktan sonra istanbul'da Cengiz Bektaş'ın ofisinde çalıştığı 4 yıllık dönem ise Sayın'ın mimarlığına çok şey katmış.
Bektaş'ın ofisinden ayrılıp, düzenli mimarlık yapmaya başlamasına kadar geçen 2 sene zarfında ise antik kentler ve fotoğrafla ilgilenmiş. O dönemde yaptığı araştırmalar onda 'bütün zamanların içinde nere¬deyse hiç değişmeden kalan evrensel bir doğrunun olduğu' inancına yöneltmiş. Nevat Sayın'a göre ihtiyaçlarla oluşan hakikat duygusu¬nun, bu hakiki ihtiyacın çözümlenmesi için bulunmuş tasarım kriter¬lerinin ve tasarım sonuçlarının izlenmesi, geçmiş zamanın yapılarına bakılarak öğrenilebilecek en önemli şeylerden biri: "Dünya şimdi bi¬raz fazla kalabalık. Seçenek adı altında önümüzde bir çöp yığını duru¬yor. Seçeneklerin sayısının sonsuza doğru giden bir biçimde katlanı¬yor olması, sanki bizim özgürlüklerimizin sınırsızlığını, hayatımızın ne kadar renkli ve çeşitlenebilir bir şey olduğunu kanıtlıyormuş gibi tarif ediliyor. Oysa o çeşitlilik insanı feci halde sıkan ve kıpırdayamaz ha getiren bir şey. Bu yüzden bu abartılı seçenekler meselesini hiç b nimsemediğimi söyleyebilirim."
Nevzat Sayın, içinde yaşadığımız yüzyılda sözün fazlasıyla üretim önüne geçtiğini düşünüyor: "Şimdi konuştuğumuz birçok şey geçm te hiçbir zaman konuşma konusu olmamıştı. Onlar doğrudan doğr ya yapılması gerekeni, ihtiyaçlardan doğan şeyleri üretiyor, tasaı yor ve yapıyorlardı. Şimdiki zamanın temel farkı, içinde bulunduç muz durumu, yani yapıp etmekte olduğumuz şeyleri ayrıca düşür yor ve bunun üzerine konuşuyor olmamız. Sadece mimarlığın de sanatın da problemi bu. Bütün bu işlere ait metinler çoğu zaman iş rin kendisinden çok daha fazla. Yani, 'yapma' alanından 'düşünr alanına geçmiş durumdayız. Geçmişle şimdiki zaman arasındaki önemli fark bu olmalı."
Proje yelpazesi sorulduğunda "mimarlık yapabileceğimiz her kc bizim için bir çalışma konusudur" yanıtını verse bile, özellikle kor eğitim ve endüstri yapılarının onun mimarlığında ayrı bir önemi bulunduğu çok açık. Geriye dönüp baktığında ise kendi gelişim si cinde belirgin bir sadeleşme ve olgunlaşma görüyor. "Zaten gelişi nin yönü sadeleşmeye doğrudur", diyen Sayın, modernizmin simt olmuş o ünlü sloganı hatırlatarak bitiriyor sözlerini: "Less is mı Azaldıkça çoğalıyor gerçekten. Daha çok düşünüyorsunuz. Herh; bir projede herşeyi yapma telaşından sizi alıkoyan, yapmışlığınız, nemişliğiniz ve yapabilecek olduğunuza dair o ön bilgi sizi biraz d sakin bir adam haline getiriyor. Safraları atmak gibi birşey."
|
|
Tasarım Şaşırtıcı ve ilgi çekici olmalı |
 Ofis Tasarım sadece şaşırtıcı ise,o endüstri için tasarlanmıştır. Eğer gerçek tasarımsa hislerde gelişmiştir; berrak, kutsaldır.
de gerekli değil diyorum. Bugün için giyindin, giysinin de kendi kaderi var. En sevdiğim tasarımımı soruyorlar, olmaz! Sürekli tasarlıyorum. Bir tasarımı bitirdiğimde artık onunla ilgilenmiyorum; sanki başkası yapmış gibi. Bırakıyorum, hareket ediyorum. Zamanın beni, her şeyi yok ettiği¬ni biliyorum çünkü. Çin tarihinde belki 500 önemli şair var. iki tanesinin adını biliyorum ben. Peki ya diğerleri? Nereye gittiler?
- Son dönemlerde ne üzerine çalışıyorsunuz?
- Tasarımcıdan önce mimarım ben. Ziraat turizmi evleri var. Bir sürü sergi var; mesela bir fotoğraf sergisi... Yenilenme merkezi ya¬pıyorum Çin'de.
- Peki, oranın kültürünü nasıl irdeliyorsunuz?
- Çin mimarisiyle ilgili küçük bir kütüphanem var. Ayrıca bence insan hayatlarında hepimizin bilebileceği bazı temel elemanlar bulunur. Me¬sela, hava sıcakken bir ağacın altında uzanıp yatmak istersin, değil mi?
- Evet, ama yerel değerler, kimlikler etkilemez mi kriterleri?
- Bence insanları fikirlerle çok fazla rahatsız etmemek gerekiyor, yo¬luna devam etmelisin. Çin ormanında gaz istasyonu gibi bir ev yapa¬mazsın. Hakarettir, saldırıdır bu. Bu orman, rüzgar, su, insanlar nasıldır dersin? Belli fikirlerin vardır. Kibar olmak istersen olur; onları şoke et¬mek istersen edersin.
- Ne zaman tasarlamaktan yorulacaksınız çok merak ediyorum.
Ustanın "Case Unifamiliari" adlı, eskizi 2001 yılına tarihleniyor (sağda).
- Yaşamaktan yoruldum ben! Bazı açılardan gerçek tasarımcı ve mimarlar hayatlarımızın çok kırılgan olduğunu bilirler. Çok iyi, sakin olurlar. Genç tasarımcıların bazılarının saldırganlığından hoşlan¬mıyorum
|
|
Endüstriyel Tasarımın Ofis Mobilyalarındaki Etkileri Konulu Röportaj |
 Daracık İtalyan sokağı; filmlerdeki gibi.. Beyaz saçlı, yaşlı adam; kitaplardaki gibi...
hayalimdeki gibi.. Öyle rahat, öyle konuşkan ki; bizden gibi!
Yazı: Umut Kart
- Bir röportajınızda "Gelecek diye bir şey yok", dediğinizi okumuştum...
- Hayır, sadece gelecekle çok ilgili değilim. Şu anda, şimdiki zamanla ilgiliyim. Gelecekle ilgili çok isterik olduğumu söyleyemeyeceğim; fütü-ristikler gibi... Uçak diye bir şey olduğunu biliyorlardı ve "Hız, gelecektir", demeye başladılar; belki de haklıydılar. Ama ben hiçbir şeyle ilgili çok retorik olmaktan yana değilim. Hiçbir şeyle ilgili fanatizmi sevmiyorum. Trienalde sadece projeksiyon, teknoloji gördüm. Tasarım değil, mühendislik sergisiydi sanki.
- Öyleyse tasarımcının 'iş'ini tarif edebilir misiniz?
- insanlara yardım etmektir; endüstriye değil! Tasarım ve endüstriyel tasarım arasına bir fark koyuyorum. Sen bu sabah kendini tasarladın; beyaz bir tişörtün var, üzerine siyah bir şey giymişsin, özel bir saatin var... Yani kendini tasarlamışsın. Tasarlamak, bir insanlık gereğidir.
Endüstriyel tasarım bir-iki yüzyıllık bir meslek, daha fazla değil. Bu yeni durum, yani endüstri durumu için -birbirinin aynı görünen pek çok ürün üretebilen- makinelerin varlığında tasar-mak... Fark ne? Birincisi, o kadar çok ürettiğin anda insanların içinde o ürünü almak için bir arzu da yaratmalısın. Yani ayartmalısın. İkincisi, üretim için finans gerekli. Birinden para istersen, parayı veren kişi o parayla ne yapacağını bilmek ister. Finans, satabilmek için ne üretmek, nasıl tasarlamak zorunda olacağına karar verir. Çok karmaşık bir mekanizmadır ve tasarımcının neredeyse yapacak hiçbir şeyi yoktur. Birçok gereklilik ve kaderle koşullanır. Artık nasıl adlandırmak istersen... Seri üretim için tasarlamak bambaşka bir çalışma alanı. Ama ben artık ne-
redeyse hiç bir şey tasarlamıyorum endüstri için. Galeriler için tasarlıyorum. Çünkü hayatımı gösterebileceğim tek yer galeriler, müzeler, kutsal yerler şu anda. Tasarımın 'kendi için meslek' olduğu alanlar.
- Tasarımın herhangi bir fonksiyona hizmet etme amacı olmadığında nasıl hala 'tasarım' diye adlandırıldığını anlamıyorum.
- Nasıl istersen adlandırabilirsin orada. Benim için ürünümü müzede göstermek çok zor. Çünkü, tasarım kullanılmak üzere yapılmıştır. Koyarsın oraya, güzel ya da değil, hiçbir şeydir kullanılmayınca.
- 'Uydu salon'da gördüğümüz her şey fazlasıyla şaşırtıcı. Bu kadar şaşırtıcı şey arasında bugünün 'radikal hareketi' nasıl olurdu?
- Tasarım sadece şaşırtıcı ise, o endüstri için tasarlanmıştır. Eğer gerçek tasarımsa hislerde gelişmiştir; berrak, kutsaldır. Buraya gelen genç insanların nasıl giyindiğine değil, bana nasıl baktıklarına bakarım ya da kendi hikayelerini nasıl anlattıklarına... Onları alıp almamaya böyle karar veririm. Mesela yüksek topuklu ayakkabılarla gelip kendi yöntemleriyle beni şaşırtmaya çalışan bir kız olsa... Bu, çok fazla!
- İtalyan tasarımı çok konuşuluyor; 20 yıl önceki gibi değil...
- Her ülkede savaştan ya da bir diktatör öldürüldükten sonra büyük sosyal, politik umutlar olur. Mimarlar, tasarımcılar herkes yeni birşey-ler olacağını umar. Yeni bir çeşit özgürlük... Aslında Milano'da 1945'te savaştan sonra herkes dans ediyordu, partilere gidiyordu. Sevişiyor, mutlu oluyorlardı. Ben de geceleri çıkar gezerdim, fakirdim ve yemek için bir partiden ötekine geçerdim. Hayatın farklı olacağını umuyorduk, ispanya'da 5, hatta 10 yıl içinde büyük bir değişim olmuştu.
|
|
Ergonomik ve Fonsiyonel Ofis Koltuklarında Gelinen Son Nokta |
 Form, işlevsellik, estetik, konfor hepsi bir arada.
Bu koltuklar, rahatına düşkün ve sıradışı olmayı sevenlere göre.
Her mekanda fark oluşturan; bu özel tasarımları, Detay Ofis ve Büro Mobilyaları'n da görebilirsiniz...
|
|
Büro ve evlerde oturmanın yeni boyutları |
 Mevsim döndü; açık havadaki hayat kapalı mekanlara taşınıyor. Evlere, ofislere çekidüzen vermenin de tam zamanı. Klasikler arasında -veya girmeye aday- puf, iskemle, koltuk, tabure... Starck da var imzalar arasında, uluslararası tasarımcımız Sarıyer de...
Hazırlayan: Gamze Bursa Fotoğraflar: Cüneyt Balkan
|
|
ofis mobilyaları ya yoldur yada yolda |
 Ya yol dur tasarım, ya da
'yolda'
Tasarım bir seçiştir aslında; yapmak ya da yapmamak, sevmek ya da sevmemek, gitmek ya da kalmak gibi... Önce fark edişi ister o yüzden, sonra vazgeçişi,
ardından da sabredişi...
Gördükleriniz sevmedikleriniz oluverince, adımlarınız yönünü değiştirir usulca. Yenilere yönlenir; farklılara, alışılmamışlara, var olmayana hatta... Fikirden gerçeğe uzanan, birinciden üçüncü boyuta geçen uzun, upuzun bir yoldur tasarımınki. Düş gücünün nazlı kıpırtısına dayanabilenler, yaratmanın o sızımsı hazzını hissedenler, en çok da sabredenler bulur yolun sonunu; ürünü. 'Yolda'dır tasarım, en az 'yol' olduğu kadar. Ve yol, şiire yaraşır en çok. Şiir kadar kaçıştır çünkü, onun kadar gizli.
Yapım: Gamze Bursa Fotoğraflar: Can Cömert Yazı: Umut Kart
|
|
Günlük Tasarımlar |
 Ofis Mobilyalarını , büro mobilyalarını yada ev mobilyalarımızın tasarımlarını Sınıflandırmaya bayılırız; klasikler, modernler, uzun ömürlüler, bir kullanımlık olanlar, yazlıklar, kışlıklar, resmiler, günlükler... Hepsine bir paha biçilidir kafamızda. Klasikse üç, modernse beş para; uzun ömürlüy-se, resmiyse çok, "gün"lükse az eder elimizdeki. Halbuki biz en çok günlükleri kullanırız; salonda değil oturma odasında oturur, özel kıyafetleri kaldırır, geri kalanı kuşanırız. Ama yine de hep aynı yanılgıya düşer, güne -ya da bize- kalan hayatı boşverir, üzerine sardığımız paketi süsler dururuz. Durur-duk. Çünkü artık pek çok tasarımcı tasarlanmaya değer olanın ayırdına varıyor, vitrin olarak salonları değil hayatın kendisini seçiyor. Tüm bunlar ne demek oluyor peki? Hayat, vitrin, salon, gün...
Aslında durum sadece tasarımı algılama biçiminden ibaret Entelektüel bir ifade biçimi olarak mı, ekonomik gelişim paketi niyetine mi, malzemeyi biçimlendirme becerisi adına mı kullanıyorsunuz tasarımı, onun kararı! Albert Camus, "Yaşam, yaptığınız seçimlerin toplamıdır" diyor ya, tasarım da hayata en çok bu noktada yaklaşıyor işte.
Tasarımcılar artık 24 saatin 24 saatinin de bilincinde. Bu 'farkındalık' hayata hem daha espirili bir bakış açısı katıyor, hem yepyeni pazarlar açıyor. Ayçekirdeği içini çıkarmak için üretilmiş 'cihaz'a bakalım mesela; kendi talebini oluşturan arz bu olsa gerek. Hangimiz düne kadar böyle bir ihtiyacımız olduğunu söyleyebilirdi ki? Tasarlanmışlarla yetinmek gibi bir adetimiz olduğunu inkâr edebilir miyiz?
Yakın zamana kadar üreticiler, tüketicinin ihtiyacını karşılayan "fonksiyonel" ürünler yapmanın pazarda yeterli başarıyı ulaştırdığı kanaatin-
Salon yerine oturma odasında oturur, 'günlük'lerimizi kuşanırız evde. Ama yine de bize- kalan hayatı boşverir, paketini süsler dururduk! Artık durum değişti.
deydi. Halbuki bu, işin "olmazsa olmaz"ı; fazlasını yapan kazanıyor. "Fazlası" da farklı şekillerde algılanıyor doğrusu. Akla ilk gelen, aynı anda üç iş yapabilmek tabii. Hem çıkış alan, hem fotokopi çeken hem de tarama yapan kompakt cihazları anımsayın. O çok tanıdık merdiven-sandalyeleri, hatta içinden gözlük çıkan dolmakalemleri! Bunlar hİÇ
de yabancısı olmadığımız, "vapur işportası" kültürünü çağrıştırmıyor mu aslında? Zamanla, tüketicinin bilinçlenmeye başlaması ve kalitenin ¿iretimin odağına yerleşmesi ile birlikte bu tip ürünleri tercih edenlerin sayısı çarpıcı şekilde düştü. Elbette hâlâ zamandan ya da paradan tasarruf sağlayan "kurtarıcılar" var; ama pazarda başarmanın anahtarı başka artık: Gülümsetmek.
işleviyle değil de tüketiciyle kurduğu iletişim sayesinde şaşırtan ürünler furyası başladı. Klozet üzerinde yeşermiş gibi görünen bir çiçek; karpuzdan çıkan dallar; hatta şarap kadehi gibi görünen su bardağı... Bu defa denklemin değişkeni işlev değil; biçim! Şekle dair önyargılar silinip sıfırlanıyor! Bir kere silindi mi, hayalgücünün önüne geçen hiçbir şey kalmıyor. Ve o zaman tasarımcılar özgürce referans veriyor; doğaya, hayvanlara, göğe, yaşama. Esin kaynağı gün'ün kendisi oluyor gitgide. Malzeme ve teknolojiye hizmet eden tasarım tarihe karışıyor. Deniş Santachiara'nın paspası geliyor insanın aklına ister istemez; köşesinde saplı duran kuşun ayak sürttükçe duyulan sesi... Ve ardından Santachiara'nın, "teknolojiye ihanet ediyorum!" sözleri.
|
|
Koltuk Tasarımı Problemi |
 BÖCEĞİN KANATLARINDA UÇMAK
Fin asıllı Amerikalı mimar Eero Saarinen, 1940'larda yeni bir tasarım problemi olarak ortaya çıkan kalıplanarak üretilen koltuk tasarımına yeni bir yorum getirmişti. Kabuk formundan esinlenerek tasarladığı ofis mobilyalarında, kalıplanmış alüminyum strüktürü, ince sentetik bir kaplamanın arkasına saklayarak, günümüzün poliüretan esaslı yekpare koltuklarının görüntüsünü yakalamıştı. Saarinen, günümüzde yeniden popülarite kazanan retro tasarımların özelliği 'trompet' ayakların da yaratıcısı. Knoll In-ternational'ın ürettiği "Tulip" sandalye, tasarımcının en ünlü çalışmalarından. Mimaride de aynı organik formları tekrarlayan Saarinen'in bu anlamda en dikkat çekici projesi New York JFK Havaalanındaki "TWA Terminali". Mimar, terminali kanat açmış böcekten esinlenerek tasarlamış.
|
|
Büro Mimarlarının Keyfi |
 ÇAY İÇERKEN GÖLBAŞI KEYFİ
"Mimarlar tasarım konusunda doyumsuz insanlar; eğer bir mimar-san, tasarlanacak herhangi bir şeye, her ne ölçekte olursa olsun, mutlaka burnunu sokarsın!", diyen Amerikalı mimar Stanley Tigerman, kendisini hala bir çocuk, projelerini de oyuncak olarak görüyor. Ona göre mimari ve obje tasarımı arasında en önemli fark, objelerde hataların saklanamaması: "Mimari projelerin büyüklüğü sebebiyle 'göze yedirilebilen' hatalar büyük ölçekte başa bela olabiliyor." Tigerman'ın Michigan gölü kıyısında tasarladığı kendi evi, SwidPowell için tasarladığı "Teaside" çay takımına da ilham vermiş. Şekerlik, sütlük ve demliğin her biri evin bir bölümünü simgeliyor. Çay takımının küçük tepsisi bile, evin çevresindeki çitler örnek alınarak tasarlanmış.
|
|
Ofis mobilyaları ve Koltukların Renk Çümbüşü |
 EĞRİLERDE RENK CÜMBÜŞÜ
1950'lerde sadece uçak endüstrisinde kullanılan poliüretan köpük, 1960'larda mimar Verner Panton'un icat ettiği yöntemle yekpare ofis mobilyaları üretimine olanak tanıdı. Başta teknoloji yetersizliği ile seri üretile-meyen Panton'un en ünlü tasarımlarından "Phantom" bugün rağbet gören bir model olarak Danimarkalı Innovation firması; "Stacking" sandalye ise Alman Vitra GmbH tarafından üretiliyor. "Phantom" koltuk, organik formu sayesinde, yerleştirilme şekline bağlı olarak şezlong, iki kişilik bank veya masa da olabiliyor. Panton'un 1968'de yaptığı alternatif 'oda' tasarımı ise, mimarın insan vücudunu kavrayan eğrisel formlarla, fonksiyon ve estetik yaratma dehasına iyi bir örnek..
|
|
| |